ArkeolojiGüç ve ölümün buluştuğu İstanbul’un bir Bizans anıtı: Pantokrator Manastırı

Güç ve ölümün buluştuğu İstanbul’un bir Bizans anıtı: Pantokrator Manastırı

17.02.2026 - 03:56 | Son Güncellenme:

Bugün Zeyrek Kilise Camii olarak bilinen Pantokrator Manastırı, Ayasofya’dan sonra İstanbul’daki en önemli Bizans dini yapısıydı. Restorasyon sırasında kompleksin bir bölümünün altında bir şapel keşfedildi

Güç ve ölümün buluştuğu İstanbul’un bir Bizans anıtı: Pantokrator Manastırı

Dr. Murat Sav - Camiye dönüştürüldüğü adıyla Zeyrek Kilise Camii, adını verdiği semtin yüksek bir noktasında, Saraçhane-Haydar-Fatih arasındaki burunda ve zirvesinde Fatih Külliyesi'nin konumlandığı “dördüncü tepe”nin doğu eteğindedir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bir imparatorluk yapısı olmasıyla önem arz eden Pantokratoros/Pantokrator Manastırı, İsa Mesih’in “evrenin hâkimi” niteliğine adanmıştır. Yan yana dizilmiş üç yapıdan meydana gelen kompleksin güneyinde bulunan kilise yapısı en önce yapılanıdır. Niketas Khoniates'in verdiği bilgilere göre İmparator Ioannes II. Komnenos’un Macar asıllı eşi İrene tarafından 1118-1136 arasında inşa ettirilmiştir. İrene 1124 yılında ölünce, yapı eşi Ioannes Komnenos tarafından tamamlatılmıştır. Ortadaki yapı aslında bir şapel olup, baş melek Mikhael’e adanmıştır. Kuzeydeki kilise ise güneydekine göre daha küçük olup, Elousa/Şefkatli Meryem Ana’ya ithaf edilmiştir. Kiliselerin mimarının, bir ekphrasiste tanımlandığı üzere Nikephoros olduğu düşünülmektedir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İmparatorluk yapısı olması ona önem ve giderleri için çok miktarda gelir kazandırmış; dinî çalışmaların yanı sıra felsefe, el yazması üretimi gibi farklı alanlarda kendini ispat etmesini sağlamıştır. Yapılar topluluğu içinde bir yaşlılar yurdu, hastane, elyazma atölyesi (kütüphane), keşişlerin kalması için mekânlar, altı kişilik bir hamam gibi farklı işlevlerde yapılar bulunmaktaydı. 1400’lerde hastanenin başında bir Türk’ün bulunduğu anlatılmaktadır.

Haberin Devamı

Güç ve ölümün buluştuğu İstanbul’un bir Bizans anıtı: Pantokrator Manastırı

Öne çıkanlar

Haberin Devamı

Yapıyı ayırt edici kılan en önemli özellikler; kuruluş belgesinin/vakfiyesinin (“typikon”unun) bilinmesi, imparatorluk yapısı olması, Havarion’dan sonra Bizans imparatorları için ayrılan önemli bir defin yeri işlevini barındırması, Ayasofya’dan sonra (Havarion’un kullanım dışı kalmasıyla) İstanbul’daki en önemli Bizans dini yapısı olması, camiye dönüştürülen yapılar arasında Ayasofya’dan sonra ikinci hünkâr mahfiline sahip yapı oluşu sayılabilir.

Haberin Devamı

Pantokrator İsa’ya adanan güneydeki İsa Kilisesi, Bizans Dönemi’ne damga vuran en önemli dini yapı planı olan kapalı Yunan haçının özelliklerine göre tasarlanmıştır. Yapıda ana mekânın (naos) üzerini örten yedi metre çapındaki kubbe dört sütun tarafından taşınmaktayken, XVIII. yüzyıldan beridir örme payeler vasıtasıyla taşınmaktadır. Son restorasyonda kuzeybatıdaki (girişe göre soldaki) payenin içinde bir zamanlar kubbeyi taşıyan sütunlardan birinin muhafaza edilmekte olduğu tespit edilmiştir.

Haberin Devamı

Yine güney yapının üst kat galerisinde (iç narteks üzerinde) ve galerinin batı duvarında yapılan raspalarda keşfedilen Osmanlı dönemine ait Vav harfinin sağında seçilebilen aziz freskosu bir bütünlük oluşturmaktadır.

Dış narteksin iç duvar sol alt kısmındaki Geç Roma Dönemi’ne ait mermer tabula ancata önemli bir Roma yazıtıdır ve duvara ters şekilde yerleştirilmiştir. Apsis duvarının sağ iç kısmındaki mermerlerden birinin üzerine kazınan “Niccolo” adından hareketle belki de bu yazının Latin işgali sırasında (1204-1261) Venedikli bir asker (veya doktor olan Niccolo Barbaro?) tarafından yazılmış olabileceği de akla gelmektedir.

Fatih döneminin ilk Patriği olan, Ortodoks inancının önde gelen din adamı ve filozofu Gennadios, Pantokratoros Manastırı kökenlidir. Batı ve Doğu kiliselerinin birleşmesine karşı olan Gennadios, bu konudaki manifestosunu yazarak, Pantokrator Kilisesi’nin kapısına asmıştır.

Haberin Devamı

Meryem Kilisesi yapısının altındaki şapel duvarlarında çeşitli grafitiler bulunmaktadır. Genellikle haç motifinin farklı tasarımlarını içeren grafitilerin içeriği de dinseldir.

Güç ve ölümün buluştuğu İstanbul’un bir Bizans anıtı: Pantokrator Manastırı

Manastırın zenginlikleri

Pantokrator Manastırı, 1204-1261 yıllarını kapsayan Latin İşgali'nden aldığı yaralara rağmen bu mekânda olduğu bilinen, Havari Lukas'ın yaptığına inanılan Hodegetria Meryem ikonası kentte kalmıştır. İşgal yıllarının sonlarına doğru bir süre Latin İmparatoru tarafından ikâmet yeri olarak değerlendirilmiştir. Latin işgali sırasında manastırın kutsal emanetleri içinde bulunan çok sayıdaki obje Venedik’e götürülmüştür. Kilisede Aziz Demetrios, Florus, Laurus ve Blasius’un kutsal rölikleri (kemikleri) bulunurken bunlar da işgal sırasında Fransa’ya gönderilmiştir.

Bu üçlü yapı aynı zamanda bir gömü yeri/mausoleion olarak da işlevlendirilmişti. İstanbul’da Havarion Manastırı ve Mausoleionu’nun yapımıyla başlayan yaşam-ibadet-ölüm ritüellerinin birlikte uygulandığı kompleks yapma geleneğinin bir uzantısıydı.

Haberin Devamı

Yapı, Bizans Dönemi’nin önde gelen iki hanedanı, Komnenoslar ve Palaiologoslar sülalesinin mezar yeri olarak kullanılmıştır. İmparatoriçe İrene (1124), İrene Bertha von Sulzbach (1158), Manuel Komnenos (1180), II. Manuel Palaiologos (1425) ve kardeşi Andronikos (1426), VIII. Ioannes (1448) ve eşi Trabzonlu Maria (1440), İmparator II. Andronikos’un ikinci eşi Eirene (1317), VIII. Ioannes’in eşi Eugenia, vebadan ölen Manuel Palaiologos (1448) ve onun eşi Eirene (1450), VII. Ioannes’in eşi Eugenia (1440) şapele gömülen hanedan üyeleriydi. İmparator Manuel Komnenos’un, Mikhael Şapeli’ne defnedildiği bilinmektedir.

Kilisenin altında şapel

Meryem Kilisesi'nin kuzey ucunda, yaklaşık -2 metre kotuna kadar inen kemerli bir geçiş yeri bulunmuştur. Kemerin, bu kilisenin altında bulunan şapele açıldığı anlaşılmıştır. Restorasyon aşamasında zemin çalışmaları sırasında keşfedilen alt yapı, kuzey kilisesinin izdüşümünü vermektedir. Kilise yapısının içindeki giriş kısmı sonradan açılmıştır. Taş basamaklı bir merdivenle içine inilen yapının zemini gömü yeri olarak kullanılmıştır. Zemindeki yoğun kireç, gömülerin zemine de yapıldığını göstermektedir.

Mikhael mezar yapısında yukarıda bahsi geçen hanedan üyelerinin gömülü oldukları sanılmaktadır. Caminin ön cephesinde bulunan ve İmparatoriçe İrene’ye ait olduğuna inanılan breş lahit 1966 yılında alınarak, Ayasofya Müzesi’ne götürülmüştür.

Güneydeki İsa Kilisesi’nin apsis/mihrabının önünde, bema olarak tabir edilen yerde, zeminde küçük bir gömü yeri bulunmaktadır. Kilisenin adına inşâ edildiği kutsal kişilere ait bakiyelerin veya dinsel olarak kutsal eşyaların saklandığı, önemli törenlerde açıldığı bir yerdir burası.

Döşeme mozaikleriPantokrator İsa Kilise yapısının döşeme kotunda yer alan ve tekniğinden dolayı “opus sectile” diye adlandırılan mozaikler, özgün olduklarından son derece önemlidir. Yapının planının bir nevi izdüşümünü yansıtan mozaikler, antik sürecin zevkinin devamı mahiyetinde ve halıyı andırır vaziyettedir. Renkli taşlar kullanılarak geçme ve kakma tekniklerinde üretilen döşeme mozaikleri zaman içinde yer yer tahribata uğramıştır. Döşeme mozaikleri, yalnızca güneydeki yapıda değil, Mikhael Şapeli’nde de devam etmektedir.

 

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler