20.07.2026 - 22:02 | Son Güncellenme:
NÜKHET EVERİ - Yeşilçam’ın eski filmlerinde sıkça işlenen bir konu vardır: Anadolu’dan trenle İstanbul’a gelenler Kadıköy’de yani İstanbul’un Anadolu yakasında yer alan Haydarpaşa Garı’nda trenden iner ve gardan çıkar çıkmaz İstanbul’un muhteşem manzarasıyla karşılaşırlar. Haydarpaşa Garı bu filmlerde İstanbul’la ilk karşılaşmayı, maceraların, zorlukların ve belki de başarıların ilk adımını temsil eder. Büyük şehre açılan kapıdır, umudun ve geleceğin kapısıdır.
Kuruluş efsanesi
Bu sahneler bana hep Bizantion’un kuruluş efsanesini hatırlatır. Megaralı Kral Bizas, Delfi’de bir kâhine danışır ve şehrini nereye kurması gerektiğini sorar. Kâhin kendisine “körler ülkesinin karşısına” diye cevap verir. Bizas buna bir anlam veremez ama gemileriyle yola çıkar. Ege Denizi’nden Boğaz’a doğru gelip bugünkü Kadıköy’de (Kalkedon) karaya çıktığında buranın yoğun bir nüfusa sahip olduğunu görür. Karşı kıyıya baktığında günümüzün tarihi yarımadası dikkatini çeker. Bu insanlar şu karşıda yer alan, yedi tepesi ve yarımadayı çevreleyen sular (Marmara Denizi, Haliç ve Boğaziçi) ile her anlamda muhteşem konuma sahip bu yerde yaşayacaklarına neden tam karşısında yaşıyorlar, kör mü bunlar diye düşünür ve “körler ülkesi”ni bulduğunu anlar. Kâhinin bahsettiği körler ülkesi Kalkedon olmalıdır. Kâhin Bizas’a körler ülkesinin karşısında şehrini kuracağını söylemiştir. O da kehanete uyarak karşıya geçip günümüzün tarihi yarımadasında kendi şehrini kurar ve bu şehir daha sonraları efsanevi kurucusu Bizas’ın adıyla Bizantion diye anılır.
Günümüzde yapılan araştırmalar ve arkeolojik kazılarla aslında bu toprakların onun tarafından keşfedilip kurulmadığını, çok daha eski ve köklü bir tarihe sahip olduğunu biliyoruz.
Bizas körler ülkesini bulmuştur bulmasına da tam olarak nereden bakmıştır yedi tepeli yarımadaya? Tarih araştırmacıları değişik fikirler ortaya atarlar. Kimilerine göre Bizas’ın karaya çıkıp karşı kıyılara baktığı yer Moda burnudur, kimilerine göre ise günümüzde Haydarpaşa Garı’nın olduğu Kadıköy rıhtım hattıdır.
Sonuçta bu bir efsanedir. Yani yerini tam olarak saptamamız çok da mümkün olamaz. Ben Haydarpaşa Garı’nın olduğu noktadan baktığı görüşüne daha sıcak bakıyorum.
Haydarpaşa adı ile anılan bölge zaten coğrafi olarak, Boğaz’ın ve Avrupa yakasında yer alan tarihi yarımadanın tam karşısında, Asya’dan gelen yolcuların İstanbul şehrine ilk adımını attıkları tarihi ve lojistik kapısı konumundadır.
Doğu-Batı’yı bağlıyor
Günümüze dönersek, hem şehrin bu bölgesi hem de Haydarpaşa Garı, Anadolu’yu İstanbul’a bağlarken, aslında Doğu’yu Batı’ya bağlar. Yüzyıllar boyunca kervanların, daha sonraları da demiryollarının önemli bir durağı olmuştur buralar. Osmanlı’nın son dönemlerinde inşa edilen Haydarpaşa Garı, dönemin modern ulaşım teknolojisinin, sanayileşmenin ve Batılılaşma vizyonunun da sembolik kapısı olmuştur.
2. Abdülhamit döneminde 1906 yılında yapımına başlanan Haydarpaşa Garı iki yıl içinde, yani 1908 yılında tamamlanır ve hizmete girer. Haydarpaşa Garı adını bulunduğu Haydarpaşa semtinden alır. Osmanlı padişahı III. Selim, kendi adını taşıyan Selimiye Kışlası’nın yapımında çok emeği geçen Haydar Paşa’ya jest olarak, bugün Haydarpaşa Garı’nın bulunduğu semte ve civarına Haydarpaşa denmesi kararını almıştır.

Alman mimarisi
Binanın inşaatı bir Alman şirketi tarafından gerçekleşmiş, yapımında iki Alman mimar ve 1500 İtalyan taş ustası çalışmıştır. Yolculuk eden çoğu insanın İstanbul ve o muhteşem manzara ile ilk tanıştığı yer olan, kavuşma ve ayrılıkların yaşandığı Kadıköy rıhtımındaki bu gar binası aslında klasik bir Alman mimari örneğidir. Osmanlı mimarisinin tamamen dışında, Alman Rönesansı izlerini taşıyan bir yapıdır.
Bina, her biri 21 metre uzunluğunda olan 1100 ahşap kazık üzerine inşa edilmiş. Bu kazıklar 1900’lü yılların başındaki teknolojiyle yani buharlı şahmerdanla çakılmış. Binanın esas strüktürü bu kazıklar üzerine yerleştirilen kazık ızgarası üstünde yükselmektedir.
Çok sağlam inşa edilmiş olan gar binasının şiddetli bir depremde bile zarar görme ihtimali yok denecek kadar azdır. Binanın çatısı ahşap ve klasik Alman mimarisinde çok sık kullanılan bir tarz olan “dik çatı” şeklinde yapılmıştır.
Yine bir Alman’ın teşebbüsüyle garın önünde mendirek inşa edilerek Anadolu’dan gelecek veya Anadolu’ya gidecek vagonların ticari eşyasını yükleme ve boşaltma işlevi için tesisler yapılmıştır. Ayrıca Anadolu’dan gelen ve Anadolu’ya giden trenlerin taşıdığı ticari eşyaları saklamak için de silolar inşa edilmiştir.
Kötü anılar
Ne yazık ki Haydarpaşa Garı’nın kötü anıları da yok değil. Daha yepyeni bir gar olarak açılmışken, 1917 yılında bir İngiliz casusunun düzenlediği bir sabotaj sonucu binada depolanan, garda bekleyen ve gara girmek üzere olan trenlerdeki cephaneler patlamış ve çok büyük bir yangın çıkmıştır. Çevreye de büyük hasar veren bu yangın ve patlamada hem askerler hem de pek çok ev büyük zarar görmüştür.
1979 yılında da garın biraz açığında Türk denizcilik tarihinin en büyük kazalarından biri olarak kabul edilen bir kaza oldu. “Independenta” adlı Romen yakıt tankeri, bir kuru yük gemisiyle çarpışmış, ham petrol yüklü tanker patlamış ve Haydarpaşa Garı’nın camları ve tarihi renkli vitrayları parçalanmıştı. Bu patlama o gün tüm İstanbul’dan duyulmuş ve yangın her yerden görülmüştü. Yangını söndürmek 27 gün sürmüş, tanker kaza sonrasında da uzun yıllar boyunca Haydarpaşa açıklarında batık ve ikiye bölünmüş enkazı ile İstanbul silüetinin bir parçası olarak kalmıştı.
Talihsiz olaylar bununla kalmamış, 2010 yılında aniden çıkan bir yangın nedeniyle Haydarpaşa Garı’nın çatısının büyük kısmı yanmıştı. İşte bu olaydan sonra büyük bir yenileme ve restorasyon çalışması başlatılmıştır.
Yangın sonrası restorasyon
Şu anda Haydarpaşa Garı'nda dış cephe restorasyonu büyük ölçüde tamamlanıp iskeleler kaldırılmış olsa da gar henüz bütünüyle halkın ziyaretine açılmış veya faaliyete geçmiş durumda değil. Kapsamlı dış cephe yenileme işlemleri ve çatı restorasyonları büyük ölçüde tamamlanmış. Tarihi binayı çevreleyen dış iskeleler sökülerek garın ana yüzü tekrar net bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır.
Garın ana binasının ulaşım işlevini sürdürmesi planlanırken, alan içerisindeki bekleme salonları sergi salonu olarak değerlendirilecek ve gar sahasında 10 bin metrekarelik arkeoloji müzesi, dijital müze bölümleri, kütüphane kompleksi ve geniş etkinlik alanları yer alacak.
Çalışmalar esnasında rayların altında M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanan tarihi kalıntılara, Azize Bassa Kilisesi kalıntılarına ve binlerce yıllık sikkeler ile mezar alanlarına rastlanmıştır. Gar sahasında tarihi dokunun korunması amacıyla arkeopark alanları da oluşturulmaktadır.
Gar ve çevresindeki zemin güçlendirme çalışmaları ve tren yolu düzenlemeleri devam etmektedir. Yüksek hızlı trenlerin ve banliyö hatlarının yeniden gar ile buluşması planlanmaktadır.
Kültür ve medeniyet kapısı Haydarpaşa Garı sonbaharda yapılması planlanan görkemli açılışına hazırlanırken o muhteşem İstanbul’u, İstanbul da nefesini tutmuş bu güzeller güzeli yapıyı izlemeye devam ediyor.