Arkeolojiİstanbul’da küçük bir Roma mezar yapısı: Şeyh Süleyman Mescidi ve sakladıkları

İstanbul’da küçük bir Roma mezar yapısı: Şeyh Süleyman Mescidi ve sakladıkları

18.05.2026 - 23:31 | Son Güncellenme:

İstanbul’da Roma Dönemi’nden kalan küçük ama özel yapılarından biridir Şeyh Süleyman Mescidi. 4-5. yüzyılda mezar binası olarak kullanılan yapıda, pagan inanç sisteminin izleri de görülüyor

İstanbul’da küçük bir Roma mezar yapısı: Şeyh Süleyman Mescidi ve sakladıkları

Dr. Murat Sav - Bir zamanlar Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul, barındırdığı abidevi yapılarıyla dünyanın en önemli kentiydi. Özellikle 4. yüzyılda başlayan yapılaşma ile birlikte kent genişlemiş, eski nekropol alanları, yani mezarlıklar batıya doğru kaydırılmıştır. Bazı nekropol alanları ise aynı işlevini biraz daha farklı şekilde devam ettirmiştir. Üzerinde Fatih Külliyesi'nin yayıldığı Dördüncü Tepe’nin zirvesinde Büyük Konstantinus’un “mausoleumu”u bulunmaktaydı. Tepenin eteği Hellenistik ve Roma dönemlerinde nekropolken aynı işlevi 4. yüzyılda da devam etmiş görünmektedir. “Şeyh Süleyman Mescidi” adı verilen yapı da tepenin güneydoğusunda, düzlük bir noktada bulunmakta ve deniz seviyesinden 40-50 m arasındaki bir yükseltide yer almaktadır. Mescidin altındaki arcosolium mezar yapısının oturduğu arazi yapısı grovak adı verilen sert zemindir. Ana kayanın içine oyularak açılan, üzeri kubbe tonozlu mekân, yapının temel zemini hakkında önemli bilgiler vermektedir. 337 yılında İmparator Büyük Konstantinus’un mausoleumunun inşasından sonra oğlu Konstantinus’un verdiği kararla imparator ve ailelerinin gömü yeri olarak da aynı yer seçilmiştir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Şeyh Süleyman yapısı, Geç Antik Çağda, 14 bölgeye ayrılan kentin 11. Bölgesi'nde yer alıyordu. Pantokrator Manastırı (Zeyrek Camii) ile Beşinci Tepe arasında uzanan bölgeye “Konstantiniana Mahallesi” adı verilmişti.

Çok katlı bir mezar yapısı

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Roma Dönemi’ne ait sağlam haldeki yapı sayısının az olduğu kentimizin küçük ama özel yapılarından biridir Şeyh Süleyman Mescidi. Mimari karakterine bakıldığında 4-5. yüzyıl arasındaki dönemde inşa edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

İki katlı Şeyh Süleyman Mescidi'nin zemin altında ana kayanın içi oyularak ve tuğlalarla yapılmış, kubbe ile kapatılmış tek hacimli bir mekân bulunmaktadır. Kubbenin orta kısmı çokgen bir geometriyle oluşturulmuş küçük bir açıklığa sahiptir. Bu mekânın üzerinde ise giriş kısmıyla birlikte sekiz nişten oluşan, üzeri basık ve dilimli kubbeyle örtülen, arcosolium şeklinde, yani nişler şeklindeki çoklu mezarların oluşturduğu bir yapı yer almaktadır. Mezarı oluşturan dış duvarların üzerine üst katındaki asıl yapının duvarları oturmaktadır. Bu da mevcut üst yapının ya bu mezar yapısının üzerine sonradan yapıldığı veya aynı dönemde bir bütün olarak inşa edildikleri sonucunu ortaya çıkmaktadır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Asıl yapının alt kısmı dışarıdan bakıldığında kareyken iç mekâna girince, ara yönlerde oluşturulan uzun nişler aracılığıyla oktogona, yani sekizgene döndüğü görülmektedir. Böylelikle alttaki mezar yapısıyla olan irtibatı da ortaya çıkmaktadır. Mescidin üstü ise beklenildiği üzere sekiz dilimli bir kubbeden oluşturulmuştur. Mescit yapısında kareyi oluşturan duvarlarda her ana yüzün aksında yarım yuvarlak kemerli birer kapı açıklığı olsa da bu açıklıklar Osmanlı Dönemi’nde kapatılmıştır. Batı cephedeki asıl giriş kapısı Osmanlı Dönemi’nde aynı amaçla kullanılmış ancak 18 ve 19. yüzyıllarda, iki dönem müdahalesiyle kapatılmıştır.

Haberin Devamı

İstanbul’da küçük bir Roma mezar yapısı: Şeyh Süleyman Mescidi ve sakladıkları

Şeyh Süleyman Mescidi'nin kuzey yanında bir sarnıç yer almaktadır. Geç Antik Çağ’a ait (5-6. yüzyıllar özelliğinde) sarnıca, mescidin kuzeydoğusunda bulunan bir evin avlusundan girilebilmektedir. İçten 10.45x14.50 metre ebatlarındaki sarnıçta iki sıra halinde üçer sütun bulunmaktadır ve sütun araları 3.5 metre mesafeye sahiptir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İki katlı mezar yapıları, Geç Antik Çağ’da yapılmaktaydı. İmparator Diocletianus'un mezar yapısı benzer bir örnektir. Mimari kurgu bağlamında ise dıştan kare planlı yapının içten köşelerine açılan niş düzenlemesi ile elde edilen sekizgen plan Roma'nın geç devirlerinde ortaya çıkmış ve dini mimariye sonradan etki etmiştir.

Haberin Devamı

Osman Dönemi’ndeki kullanımı

İstanbul'un fethinin sonrasındaki ilk 45 yıllık süreçte yapının nasıl değerlendirildiği bilinmemektedir. Bu yapı ilk olarak 18. yüzyılın sonlarında Ayvansarayî’nin “Hadikatü’l Cevâmi” adlı kitabında tanıtılmıştır. Yapının 1498-99’da tekkeye dönüştürüldüğünde bu işi Şeyh Süleyman Efendi’nin yaptığını, kendisinin Zeyniyye Tarikatı mensubu olup Fatih Sultan Mehmet döneminin şeyhlerinden olduğu belirtilmiştir. Belirgin özelliklerinden biri de bir minare ekleme gereğinin hissedilmemiş olmasıdır. Bunun haricinde günümüzde kullanılmakta olan mihrap nişinin bu sırada mı yoksa 1756 onarımında mı açıldığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. 1756 Cibâli yangını sonrasındaki onarım, Sultan Mustafa III döneminde (1757-1774) Ayşe Sultan’ın Kethüdası olan Kazgan Hasan Ağa tarafından yapılmıştır. 19. yüzyılda yapının en kapsamlı tanıtımını yapan Dr. A. Paspates olmuş, 1877 yılında İstanbul’da yayınladığı “Bizantinai Meletai” adlı kitabında mescidin planına değinirken Zeyrek temenosunda (kutsal alan) bulunduğunu ve Sultan Mustafa III döneminde onartıldığını yazmıştır.

Haberin Devamı

Yeni keşifler

Şeyh Süleyman Mescidi’nde 2013-2014 yıllarında, yapının batı cephesinin önünde gerçekleştirilen araştırma kazısında ortaya çıkartılan sütun kaide izleri ve Geç Antik Çağ dönemi büyük boy tuğla döşemeleri, yapının bu cephesinde saçak veya giriş revak sistemi olduğunu kanıtlamıştır.

Mescidin iç mekânında, iki ayrı yerde 1x1 metre ebatlarında küçük sondajlar yapılmıştır. Yapının merkez noktasına çok yakın olacak şekilde açılan sondajda, özgün döşeme seviyesinin yalnızca -40 cm alt kotunda yapının altındaki mezar mekânının kubbesinin üst kotuna rastlanmıştır. Alttaki mezar yapısının basık kubbesinin üst kısmı sıvalıdır. Bu keşfe göre, mezar yapısının kubbesi ve mezar kollarının üstü dolgu toprakla örtülmüş, horasan harcı kullanılarak tesfiye tamamlanmış ve üzerine de mermer döşeme yapılmıştır. Osmanlı Dönemi onarımları sırasında, muhtemelen yangınların verdiği zarara bağlı olarak döşemeler, kare tuğlaya dönüştürülmüştür. Zeminin merkezi noktasında bir sekizgen form oluşturacak biçimde döşeme izine rastlanmıştır. Bu durumda akla gelen açıklayıcı savlardan biri, bu yapının önemli bir kişinin adına inşa edilen mezar yapısı olarak mezar lahdinin konulduğu yerin bu sekizgen noktadaki podium olabileceğidir. Bir diğer sav ise eğer vaftizhane olarak kullanılmışsa da vaftiz teknesinin konulduğu yer olabileceği üzerinedir.

Haberin Devamı

Mescidin avlusunda ve yapının batı cephesinin önündeki kazı, mescidin giriş kapısının önü dışında kalan cephe boyunca gerçekleştirilmiştir. 7x2 metre ebatlarındaki kazı açmasında, -0.87 metre derinlikte 1769-70 (H. 1182) yılına ait bir kitabeye rastlanmıştır. Ayrıca -0.64 m derinlikte tuğla döşeme ve -0.63 m derinlikte de aralarındaki mesafe 127.64 cm olan iki sütuna ait çapı belli olan, beyaz harç tabanı (kireç içerikli) ortaya çıkarılmıştır. Sütunlardan birine ait taban izinin bir kısmı tahrip olmuştur.

İstanbul’da küçük bir Roma mezar yapısı: Şeyh Süleyman Mescidi ve sakladıkları

-0.64 m kotunda ortaya çıkarılan tuğla döşemenin ebatları (37x37x3 cm) ile mescit yapısının duvarlarının alt kotlarındaki ilk dönem örgülerindeki tuğlaların aynı oluşları, ikisinin de aynı inşaat dönemine ait olduklarını göstermiştir. Benzer mezar yapılarında rastlandığı üzere yapının ön cephesinde (bazen 360 derece dönebilir) bir revak sistemi olduğunu göstermiştir. Batı cephesindeki kazıda ortaya çıkartılan kare tuğla döşemeler, bu bölümde bir çeşit sundurma sisteminin olduğunu göstermiştir.

Mescidin bodrum katındaki mezar yapısının tam orta bölümünün altında bulunan ve 2007 yılındaki proje çalışmaları sırasında keşfedilen tek hacimli mekânla birlikte üç katlı bir yapı olan bu eserin içinde ve batı cephesinde yapılan kazılarda, sekiz nişli mezar yapısıyla aynı duvarlara sahip olduğunun görülmesi, tek dönemde yapıldıklarını göstermesi açısından önemlidir.

Kırmızı boya

Mescidin altındaki sekizgen planlı mezar yapısına, doğu yönündeki bir merdiven aracılığıyla ve od taşından sövelere sahip bir kapıyla geçiş yapılmaktadır. Merdiven basamakları taş kaplama ile tanzim edilmiş, alt kısımları tuğla ile örülmüştür. Sekiz nişli yapının bir nişi girişe tahsis edilince geriye kalan yedi nişte gömü yapılmış olmalıdır. Bu mekânın kubbesi ile onu taşıyan duvarlar arasında hiçbir geçiş ögesi kullanılmamış, doğrudan duvarların üzerine oturtulmuştur. Bu haliyle Roma mimarisinin karakterini yansıtmaktadır. Sekizgeni oluşturan nişlerin genişlik ve yükseklikleri dışa doğru artmaktadır. Kubbe göbeğinde kesişen ve kubbeyi dilimleyen kırmızı boyalı şerit, aynı zamanda nişleri ayıran ara duvarların iç mekâna bakan cephelerinde ve yaklaşık 10 cm kalınlığında, 25 cm genişliğinde olacak şekilde çevrelemektedir. Geçmişi çok eski çağlara kadar inen mezar kültüyle bağlantılı kırmızı boyanın bu kullanımı bir süre daha devam etmiştir.

İstanbul’da küçük bir Roma mezar yapısı: Şeyh Süleyman Mescidi ve sakladıkları

Kubbede bulunan amforalar

Özellikle sekizgen yapının kubbesinin eteğinde kullanılan amforaların mevcudiyeti Roma ve Bizans mimari geleneği açısından kabul edilebilir bir olgudur. Hatta amforaların özellikle kubbe eteğinde kullanılmasının bir sebebi bulunmaktadır. O da kubbe eteğine fazla yük bindirmemek ve kubbe ile saçak arasındaki kot düşüklüğünü geçmek üzere amforalarla eğim verilmek istenmesidir. Amforaların üzeri ve aralarındaki boşluklaraysa Roma Dönemi’nde hafif malzemelerle dolgu yapılırdı.

Osmanlı Dönemi’nin son onarımı 20. yüzyıl başlarında yapılmış, Cumhuriyet Dönemi’nde 1930-1975 yılları arasında mescit olarak kullanılmıştır. 1950’li yıllarda yapılan onarım sırasında kubbedeki kiremitler kaldırıldığında kubbenin eteğini 360 derece döner şekilde ve yatay biçimde yerleştirilen Bizans Dönemi’nden kalma amforalara rastlanınca, bunlara dokunulmadan, üzerleri toprakla kapatılmış ve günümüze ulaşmaları sağlanmıştır.

Pagan mı, Hristiyan mı?

Evet, sakladıklarıyla bazı gizemlerini hâlâ koruyan bu yapı, mimari bazı unsurları sayesinde çözüm konusunda bazı detaylar sunmaktadır. Hristiyanlık öncesi dönemlerde varlıklı ailelerin bireylerinin gömülmesi için bir aile mezarı olarak da inşa edilebilen arcosolium tipindeki yapıların bir örneği gibi görünen Şeyh Süleyman yapısının üst katındaki mekânın tek kişiye ait bir mezar yeri olduğu sanılmaktadır. Bu nedenle bu yapının kent yöneticisi veya imparatorluğun önemli bir yöneticisine ve ailesine ait mezar yapısı olma ihtimali kuvvetlidir.

Şeyh Süleyman Mescidi yapısı, inşa edildiği dönem itibariyle bir geçiş dönemi eseridir. 379 yılında Hristiyanlık resmi devlet dini olarak ilan edilmişse de pagan inanç sistemi ve ritüelleri daha birkaç yüzyıl boyunca kentte yaşamaya devam etmiştir. Yapıdaki bazı izler pagan inanç sisteminin görünür izlerinin devam ettiğini göstermektedir. Her şeyden önce Hristiyanlığı çağrıştıran bir sembole rastlanmayışı önemli bir çıkış noktasıdır. Ayrıca bodrum kattaki çoklu mezar yapısında pagan inanç yapısının sevdiği kırmızı boyanın kullanılmış olması, ölüm sonrası doğuşu simgelemektedir. Mezar yapısının basık kubbesinin kaburgalarının üzerini ve niş kemerlerinin etrafı ile belli bir kotta tüm yapıyı yatay dolaşan ve kalıntıları günümüze ulaşan kırmızı şerit bu konuda önemli bir veridir.

Yapının evreleri

Yapı, tarih içinde farklı fonksiyonlarla kullanılmış olmalıdır. Camiye dönüştürülürken kalıcı bir minare eklenmemesi, tekke ve sonrasında da yalnızca küçük bir mahalle mescidi oluşu ile ilgili olmalıdır. Tüm bu veriler ışığında yapı için ana ve ara olmak üzere şu dönemlemeler yapılabilir: Mezar binası olarak inşâ edilişi (4-5. yüzyıl); kullanım şeklinin ve müdahaleleri bilmediğimiz dönem; Latinler veya Palaiologoslar dönemi onarımı (13. yüzyıl sonları); tekke olarak dönüşümü ve bu sırada yapılan bazı müdahaleler (1498/99); minber eklenerek camiye dönüştürülmesi ve bu sıradaki onarım (18. yüzyılın ikinci yarısı); 19. yüzyılın başlarındaki büyük yangınlardan birinden etkilenmesi sonrası ciddi bir onarım sonunda yaşamaya devam etmesi.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler