21.06.2026 - 05:37 | Son Güncellenme:
Berkay Dinçer - Yaklaşık 150 yıl önce İstanbul kentinin dışında bulunan, bugün ise kentin yuttuğu bir mağara Yarımburgaz Mağarası. Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyinde, Sazlıdere Vadisi’nde yer alıyor. Ülkenin ekonomik durumu müsaade edip de “Kanal İstanbul” denilen çılgın proje hayata geçirilirse Yarımburgaz’ın önünden gemiler geçecek.
İlk “istikşaf”
Mağara ilk kez 1869 yılında Dr. Hammerschmidt (Miralay Macarlı Abdullah Bey) tarafından jeolojik özellikleri ve Roma-Bizans kalıntıları ile ilgili olarak yayımlanıyor. Sonrasında 1959, 1963-1965 yıllarında Yarımburgaz Mağarası’nda Şevket Aziz Kansu ve Kılıç Kökten tarafından Türk Tarih Kurumu adına ilk bilimsel kazılar gerçekleştiriliyor. Mağaranın prehistorik önemine dair ilk rapor 1961 yılında Şevket Aziz Kansu tarafından VI. Türk Tarih Kongresi’nde sunuluyor. Bu raporda izin alamadıkları için mağarada araştırma yapamamış oldukları ancak mağaradaki kısa bir “istikşaf” sonucunda tespit ettikleri kaba hamurlu bezekli çanak çömleğin Kalkolitik Dönem’e ait olabileceği ve Yarımburgaz’da Bulgaristan’dan bilinenler gibi Paleolitik dolguların olabileceği belirtiliyor. 60’lı yıllarda yapılan kazılar aşağı mağarada Orta Paleolitik kalıntıların olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Kansu ve Kökten’in kazılarından sonra Yarımburgaz, yaklaşık 20 yıl kadar İstanbul’un insafına terk edilmiştir. 1965-1985 yılları arasında Yarımburgaz pek çok Yeşilçam filminin çekildiği bir yere dönüşmüştür. Bu filmler arasında Tarkan-Mars’ın Kılıcı, Küçük Ağa, Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi filmler bulunuyor. Bu filmler çekilirken, kimisinde mağaranın duvarlarına delikler açılır, kimisinde mağaranın girişine “açıl susam açıl!” kapısı yapılır. Il mundo di Yor (Yor’un Dünyası) adlı 1983 Türk-İtalyan ortak yapımı filmde ise mağaranın içine 40 tonluk dev bir havuz yapılır ve bu havuz dinamitle patlatılarak mağaranın hassas arkeolojik dolgularına büyük zarar verilir. Olasılıkla bu patlama aşağı mağarada Paleolitik tabakalar kazılırken bulunan birkaç Kalkolitik seramik parçasının aşağı mağaraya taşınmasına sebep olmuştur. 1985 yılında ise Yarımburgaz Mağarası’nda mantar yetiştirmek isteyen bir girişimci mağaranın içine iş makinası sokarak yukarı mağarada kendince düzensiz bulduğu zemini düzleştirir.
Kısa ama önemli sistematik araştırmalar
Tüm bu tahribat üzerine İstanbul Üniversitesi’nden Mehmet Özdoğan Yarımburgaz’ı kurtarmak için 1986 yılında bilimsel kazı çalışmalarını başlatır. Bu kazı çalışması sayesinde mağaranın hem yukarı hem aşağı bölümlerindeki arkeolojik tabakalanma anlaşılır. Buna göre yukarı mağarada Roma-Bizans, Neolitik/Kalkolitik, Üst Paleolitik, Orta Paleolitik ve Alt Paleolitik tabakalar, aşağı mağarada ise sadece Alt Paleolitik tabakalar mevcut. Özdoğan Paleolitik tabakaların araştırılması için kazıyı aynı kurumdan Güven Arsebük ve ekibine devreder. Arsebük ekibi Yarımburgaz’da 1988-1990 yılları arasında sadece üç sezon kazı çalışmaları gerçekleştirir. Bu kazılar sonucunda Yarımburgaz’ın o zaman için yaklaşık 400 bin yıllık, Türkiye’nin bilinen en eski insan izlerini taşıdığı açığa çıkarılır (şu anda Türkiye’nin en eski arkeolojik kalıntılarının 1 milyon yıldan daha eski olduğunu biliyoruz). Arsebük kazıları mağaradaki en önemli kalıntılardan olan mağara ayısına (Ursus spelaeus) ait kalıntıların da daha iyi anlaşılmasını sağlar. İnsanlar ve ayılar mağarayı aynı anlarda kullanmamışlardır.

Tüm bilimsel çalışmalar bu mağaradaki arkeolojik buluntuların eşsiz öneme sahip olduğunu, bunların korunması ve araştırılması gerektiğini gösterse de Yarımburgaz’ın çektiği tahribat işkencesi için kısa aralıklar oluşturmaktan öteye gidemedi. Kazıların ardından İstanbul, bu kadim mağaranın definecilerin, uyuşturucu bağımlılarının yuvası olarak kullanılmasını uygun görmüştür. Özellikle defineciler mağaranın Eosen Dönem’de oluşmuş ve içinde altın olması teknik olarak imkânsız olan, sadece kireçtaşı içeren duvarlarını bile bilinçsizce kazıp burada altın aramıştır.
2021 sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi mağarayı korumak için mevcut demir parmaklıkları güçlendirdi ve bir sıra daha parmaklık ekledi. Ancak mağara genel olarak sahipsiz kaldığı için bu parmaklıkların sökülüp atılması sadece birkaç haftada gerçekleşti. 2025 yılında Yarımburgaz tarihinde görmediği kadar büyük bir defineci tahribatına sahne oldu. Yukarı ve aşağı mağaraları birleştiren alanda çok büyük ve derin bir defineci çukuru açıldı. Görünen o ki, bugüne kadar yapılan hiçbir parmaklık Yarımburgaz’ı korumaya yetmedi. Yarımburgaz’dan geriye kalanları parmaklıklar değil, sadece bilimsel çalışmaların devam ettirilmesi ve buranın toplumun tüm kesimlerine açılacak şekilde bir miras alanına çevrilmesi koruyabilir. Önünden gemiler de geçse, bilim Yarımburgaz’dan kalanları koruyabilir…
Film sektörü cehaletinin geri dönüşü
2007 yılında Kurtlar Vadisi Terör filmi ile Yarımburgaz yine film yapımcılarının cehaletine kurban olmaya başlamıştır. 2011 yılında Leyla ile Mecnun dizisi, 2011 ve 2012 yıllarında Muhteşem Yüzyıl dizisi pek çok bölümünü mağarada çekmiş ve kazı çukurlarında ateş yapmaktan, mağara tavanına sahte dikitler yapıştırmaya kadar çeşitli şekillerde mağarayı tahrip etmiştir. Bu tahribatın ulusal basında yer bulması sonucu film sektörü Yarımburgaz’ı rahat bırakmıştır.