ArkeolojiKadim surlarda ilk başkentin izleri

Kadim surlarda ilk başkentin izleri

18.08.2026 - 05:25 | Son Güncellenme:

Doğu Roma, Selçuklu’nun kentteki mevcudiyetini simgesel olarak ortadan kaldırmak amacıyla, mezar taşlarını sökerek sur bedenlerine malzeme olarak gömdü. Ancak surdaki bu taşlar Selçuklu’nun günümüze ulaşan en somut vesikalarına dönüştü

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Kadim surlarda ilk başkentin izleri

Osman Yurteri - Anadolu kent tarihi araştırmalarında İznik (Nikaia), çoğunlukla Erken Hristiyanlık Dönemi ekümenik konsillerine ev sahipliği yapması, Roma askeri mimarisinin anıtsal sur hatları ile kapıları veya Osmanlı Dönemi seramik üretimi bağlamında ele alınmaktadır. Kentin bu belirgin tarihsel kesitler arasında kalan evresi ise, Türkiye Selçuklu Devleti’ne ilk başkentlik yapmış olma kimliğidir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın 1075-1077 yıllarındaki fethiyle başlayıp 1097 yılındaki Birinci Haçlı Seferi ile sonlanan yaklaşık 20 yıllık bu egemenlik evresi, Selçuklu’nun Anadolu’daki ilk kurumsallaşma tecrübesidir. Peki, bu kısa fakat kritik dönemin kültür kalıntıları kent dokusunda nasıl bir iz bırakmıştır?

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sanat tarihi literatüründe İznik’teki Selçuklu varlığı değerlendirilirken sıklıkla düşülen yanılgı, kenti Konya veya Sivas örneklerindeki gibi anıtsal külliyeler, medreseler veya bağımsız camiler üzerinden okuma beklentisidir. Sürekli savaş durumu, kısa egemenlik süresi ve politik konjonktür, Selçukluların kentte sıfırdan anıtsal bir mimari program uygulamasını sınırlandırmıştır. Ancak bu durum bir "mimari niteliksizlik" değil; aksine Doğu Roma kent dokusuna dönük akılcı bir "mekânsal eklemlenme ve dönüştürme" stratejisidir. Anna Komnena’nın Alexiad isimli kitabında ayrıntılarıyla aktarıldığı üzere, Selçuklu idaresi mevcut Doğu Roma garnizon altyapısını ve idari yapıları devralarak tahkim etmiş; kenti doğrudan bir diplomatik ve askeri idare merkezine dönüştürmüştür.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kadim surlarda ilk başkentin izleri

Haberin Devamı

Sur sistemi

Kentteki Selçuklu varlığının mimari ölçekteki en somut verileri, ilk temelleri Roma İmparatorluk Dönemi’ne dayanan ve yüzyıllar boyunca Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı müdahaleleriyle katmanlaşan sur sisteminde izlenebilmektedir. Selçuklu hâkimiyeti sırasında, önceki kuşatmalarda tahrip olan sur bedenleri ve savunma kapıları hızla onarılarak tahkim edilmiştir. Ancak 1097 yılında kentin Haçlı desteğiyle tekrar Doğu Roma kontrolüne geçmesi, surlar üzerinde çift yönlü bir müdahaleyi beraberinde getirmiştir; Doğu Roma idaresi, hem surların zayıflayan savunma hatlarını güçlendirmek hem de Selçuklu’nun kentteki siyasi ve dini mevcudiyetini simgesel olarak ortadan kaldırmak amacıyla, Selçuklu dönemine ait mezar taşlarını sökerek sur bedenlerine malzeme olarak gömmüştür. Yenişehir Kapı’dan sahile uzanan hat üzerindeki "Kız Burcu" (veya "Türk Burcu") olarak adlandırılan tahkimat bölümünde, Selçuklu mezar taşları açıkça devşirme malzeme (spolia) olarak kullanılmıştır. Doğu Roma’nın ideolojik bir refleksle görünmez kılmak istediği bu mezar taşları, ironik bir biçimde surun yapısal harcına katılarak Selçuklu mevcudiyetinin günümüze ulaşan en somut epigrafi/arkeoloji vesikalarına dönüşmüştür.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Toprağın hafızası

Haberin Devamı

Selçuklu mirası yalnız askeri mimarideki örtük izlerle sınırlı kalmamış; kentteki seramik üretimi ve zanaat geleneğinde de belirleyici bir rol oynamıştır. İznik’te yürütülen bilimsel araştırmalar ve 1963 yılından bu yana aralıksız süren kazılar, Doğu Roma Dönemi kırmızı hamurlu, çoğu kuş figürlü tek renk sırlı seramik üretiminin ardından, XI. yüzyıl Selçuklu egemenliğiyle birlikte üretim teknolojisinde niteliksel bir kırılma yaşandığını belgelemektedir. Arkeolojik veriler, XI. yüzyıla tarihlenen Selçuklu fırın izleri ve seramik parçalarının varlığını ortaya koyarken, bu üretimin Erken Osmanlı seramik sanatına nasıl altlık oluşturduğunu da kanıtlamaktadır. Kazılarda yoğun miktarda ele geçen kazıma dekorlu (sgrafitto) ve Selçuklu kültürel etki alanına özgü bir teknik olan astar dekorlu (slip) seramikler, üretim teknolojisinin kesintisiz olarak aktarıldığını gösteren somut verilerdir.

Haberin Devamı

Nitekim Selçuklu çini ve seramik sanatının etkileri, literatürde "Milet İşi" olarak tanınan teknik grupta da açıkça kendini belli etmektedir. Özellikle firuze sır altına siyah dekorlu örnekler doğrudan doğruya Selçuklu seramik geleneğine bağlanırken, iki taraftan rumilerle kavranmış palmet motifleri de Selçuklu üslubundan devralınarak yeni bir dekor anlayışıyla yeniden değerlendirilmiştir. Seramik yüzeylerde karşılaşılan kuş figürleri ise Selçuklu saray sanatının -özellikle de Kubadabad Sarayı çinilerinin- zengin ikonografik dünyası ile belirgin bir benzerlik göstermektedir.

Prof. Dr. Oktay Aslanapa’nın İznik Çini Fırınları kazıları üzerine yaptığı temel değerlendirmelerde vurguladığı gibi, kırmızı hamurlu, astar dekorlu, kazıma dekorlu ve tek renk sırlı bu grupta görülen teknik ve motif dünyası, Osmanlı seramik sanatının doğrudan Selçuklu temelleri üzerinde biçimlendiğinin bilimsel kanıtıdır.

Haberin Devamı

Mimarideki estetik aktarımın en olgun Erken Osmanlı örneği ise Vezir Çandarlı Halil Hayreddin Paşa tarafından yaptırılan İznik Yeşil Cami’dir (1378-1392). Yapının minaresini süsleyen ve bilinen en eski kırmızı hamurlu Osmanlı çinileri ile sırlı tuğlaları kapsayan süsleme programı, Anadolu Selçuklu renk paletini zenginleştirerek devam ettirmiştir. Minaredeki mozaik çini tekniği, firuze, mor ve yeşil tonların dengesi ile geometrik/bitkisel kurgu; Anadolu Selçuklu çini sanatının Erken Osmanlı mimarisine doğrudan aktarılan en prestijli mirasıdır.

Görünmeyeni okumak

İznik’te Selçuklu dönemini araştırmak, tipolojik olarak tescillenmiş müstakil anıtlar aramaktan ziyade; kentsel sürekliliği, malzeme döngüsünü ve zanaat hafızasını okumaktır. Roma surlarının harcına gömülmüş bir Selçuklu mezar taşı, kazılarda gün yüzüne çıkarılan bir astar dekorlu ya da kazıma dekorlu seramik parçası, Kubadabad üslubunu yaşatan Milet İşi bir kuş figürü veya Yeşil Cami’nin minaresindeki firuze mozaik çini; Selçuklu’nun taş ve toprak üzerine yazdığı ilk önsözdür. Kısa sürmüştür belki, ama etkisi asırlar sürecek bir medeniyet yürüyüşünün tam olarak başladığı yerdir.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler