24.04.2026 - 00:30 | Son Güncellenme:
Doç. Dr. Mahmut Aydın - Arkeometri, her ne kadar “arkeo” ve “ölçüm” kelimelerinin bir araya gelerek oluşturduğu “arkeolojik eserlerin ölçülmesi” gibi bilinse de bunun çok ötesinde hakikatin ortaya konmasında modern dünyaya en sağlam, tartışmasız, nesnel kanıtları ortaya koyan bir bilim dalıdır.
Arkeometriye ilk ihtiyaç Rönesans’la birlikte ortaya çıkmıştır. Zenginlerin antik eserlere duyduğu ilgi ve koleksiyon oluşturma merakı sahte eser üretimini de ortaya çıkarmıştır. Aslında sahte eser üretimi/kalpazanlık antik dünyanın kendisinde de mevcuttur. Değeri daha az olan bakır, kurşun gibi metallerden üretilen sikkelerin gümüşle kaplanması antik dünyada rastlanılan bir sahtecilik türüdür.
Kopyalama teknolojisinin gelişimi sahte eser üreten taraflarca da kullanılmaya başlandığından sahte bir eser bazen çıplak gözle incelemeyle anlaşılamayacağı gibi tek bir arkeometrik teknik kullanmak da yetersiz kalabilmektedir. Yöntemler seçilirkenki en önemli husus eserlere zarar vermeyecek, eserden parça almayı gerektirmeyen tahribatsız analiz yöntemlerinin seçimidir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu da envanterlik eserden parça alıp analiz yapmaya izin vermemektedir.
Arkeometri restorasyon çalışmalarında geniş bir kitle tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Restore edilecek yapının projesi hazırlanırken özgün yapıda kullanılan harç, sıva, taş, tuğla ve boya gibi yapı malzemelerinin analizleri yapılarak özgün malzemeye en yakın malzeme reçeteleri hazırlanarak orijinaline uygun bir şekilde restore edilmesinde rol oynamaktadır. Ülkemizde birçok Bölge Koruma Kurulu proje aşamasında malzeme analiz raporu istemektedir.
21. yüzyılda artık vatan toprakları sadece silahlarla korunmamakta, bilimle korunmaktadır. Ulusal ve uluslararası kaçakçılığa konu olmuş eserler konularının aydınlatılmasında arkeometri mahkemelere nesnel sonuçlar sunduğundan sunulan raporlar herkes tarafından kabul edilmektedir.

Karun Hazinesi
Ülkemizde bilinen en yaygın kaçakçılık hikâyelerinin başında “Karun Hazinesi” gelir.
1965-1968 yılları arasında Uşak ili Güre beldesinde Toptepe, İkiztepe ve Aktepe tümülüslerinde kaçak kazı sonucu bulunan 363 adet eser, Karun Hazinesi olarak adlandırılmıştır. Hazinenin tamamı kaçak yollarla ABD’nin New York kentindeki Metropolitan Müzesi'ne satılmıştır. Hazinenin varlığı, Gazeteci Özgen Acar tarafından 1985 yılındaki bir sergide teşhir edilmesi sonucu tespit edilmiştir. Dönemin Kültür Bakanlığı’nın uyarılması sonucu, Metropolitan Müzesi’nin depolarında saklanan eserlerin ait olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne iadesi için 1986’da resmi talepte bulunulmuştur. Talep reddedilince, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1987 yılında ABD’ye dava açılmış, 1993’te Karun Hazinesi, Türkiye’ye iade edilmiş ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmeye başlanmıştır. 1996 yılında ise hazine ortaya çıkarıldığı kentin müzesi olan Uşak Müzesi’ne nakledilip sergilenmeye başlamıştır. Bu hazinenin en önemli ve ünik parçası Kanatlı Denizatı’dır.
Gelişen kopyalama teknolojisi sahte eser üreticilerinin de daha ileri bir teknoloji kullanmasına neden olmuştur. Arkeolojik eserlerden sahteciliği yapılan grupların başında metal eserler gelmektedir. Topraktan yapılmış eserlerin Thermoluminesans yöntemiyle, organik eserlerin de Radyokarbon 14 (C14) tekniğiyle tarihlendirmesi mümkün olduğundan kaçakçılar çoğunlukla doğrudan tarihlendirmesi mümkün olmayan metal eserlerin sahtesini yapmayı daha yaygın olarak seçmektedirler. Müzedeki orijinal eserlerin sahtesiyle değiştirilmesi sonrasında ortaya çıkan durumun tespiti genellikle uzmanlık ister. Kültür varlıklarının doğrudan kaçakçılığıyla ilgilenen kişilerin profili, diğer alanlardaki kaçakçılardan farklıdır; belli alanlarda uzmanlık gerektirmektedir. Bu kaçakçılar arasında nadiren de olsa müze çalışanları da bulunmaktadır.
ABD’den geri alınan Karun Hazinesi’nin bir parçası olan Kanatlı Denizatı, Uşak Müzesi’nde sergilenirken sahtesiyle değiştirilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettişleri ve adli makamlarca yapılan soruşturma sonucunda tespit edilmiştir. Orijinal Kanatlı Denizatı sarkaçlarında bulunan taşların kopyalanması zaman alıcı ve zor olduğundan sarkaç taşları orijinalinden sökülerek müzeye konulan sahte Denizatı’na eklenmiştir. Kanatlı Denizatı, çalındığı tespit edildiği yıl olan 2006 yılından bulunduğu 2012 yılı kasım ayına kadar INTERPOL ve Türk polisi tarafından aranmıştır.
Çalınan Kanatlı Denizatı’nın tanımı, ağırlık, çap ve yalnızca önyüz fotoğrafı dışında çalınma öncesinde kimyasal kompozisyonunu içeren herhangi bir analiz bulunmamaktadır. Bundan dolayı da Kasım 2012’de Almanya-Hagen’de ele geçen Kanatlı Denizatı’nın, Türkiye’den çalınan Kanatlı Denizatı olup olmadığını ispatlamak için arkeometrik analizler yapılmıştır.
Türkiye ve Almanya’da yapılan arkeometrik analizlerde kullanılan spektrometre aynıdır. Eserden parça almadan tahribatsız analiz yapma imkânı veren taşınabilir X Işını Floresans Spektrometresi (P-XRF) kullanılmıştır. Bu spektrometre 30 saniye gibi kısa bir sürede metalin kimyasal kompozisyonunu nitel ve nicel olarak belirlemekte, taşınabilir olduğu için eserin bulunduğu yere götürülebilmekte ve tahribatsız olduğu için aynı eserden birçok analiz yapılabilmektedir.
Hagen’de ele geçen Kanatlı Denizatı’nın Türkiye’den kaçırılan Kanatlı Denizatı olup olmadığının ve Uşak Müzesi’nde orijinal eserin yerine konulan sahte eserin modern altınlardan mı yoksa orijinal altınların eritilmesi sonucu mu yapıldığının ortaya konması için Türkiye’de kuyumcularda analizler yapılmış, daha sonra da Uşak Müzesi’nde Kanatlı Denizatı’yla aynı ve yan tümülüste ortaya çıkarılan altın eserlerin analizleri yapılmıştır. Uşak Müzesi’nde bulunan sahte Kanatlı Denizatı’nın analiz sonuçları modern altınlardan üretildiğini ortaya koymuştur.
Türkiye’de yapılan analizlerde kullanılan aynı spektrometreyle Hagen’e giden arkeometrist ve arkeolog uzmanlar adli mercide bulunan Kanatlı Denizatı’nda 3.5 saat inceleme yapmıştır. Analizlerde Hagen’de ele geçirilen eserin kimyasal kompozisyonu, orijinal Kanatlı Denizatı ile aynı mezardan çıkan altınların kimyasal kompozisyonu istatistik programıyla karşılaştırılmış ve yüzde 99 örtüştüğü ortaya konmuştur. Bu arkeometrik çalışma Doç. Dr. Mahmut Aydın tarafından yapılmıştır. Eserin analojik olarak incelenmesi Prof. Dr. M. Ertekin Doksanaltı tarafından yapılmış ve eserin antik yöntemlerle üretildiği raporlanmıştır. Hazırlanan rapor Alman makamlarına sunulmuş ve eser rapora itiraz edilmeksizin ait olduğu Türkiye Cumhuriyetine iade edilmiştir.

İskoçya’ya kaçırılan taç
Ülkemizden kaçırılarak arkeometrik yöntemlerle ülkemize iadesi sağlanan bir başka eser de İskoçya/Edinburgh’da ele geçen “diadem”dir. Ülkemizde Batı Anadolu ve Trakya müzelerinde bulunan tüm altın taçların analizi P-XRF ile yapılmış aynı P-XRF ile ülkemizden Edinburgh’a kaçırılan altın taç analiz edilerek sonuçları ülkemizdeki taçların analiz sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Analiz sonuçları Edinburgh’da ele geçen altın tacın Türkiye’den çalındığını ortaya koymuş, hazırlanan rapor ülkemiz makamlarınca Edinburgh makamlarına sunulmuştur. Tacı ülkemizden kaçıran kişi tarafından kendisini savunmak üzere yurt dışında hizmet satın aldığı arkeometri kurumu tarafından hazırlanan rapora da ülkemizde hazırlanan karşı arkeometri savunma rapor Edinburgh makamlarınca haklı görülerek altın diadem (taç) ülkemize iade edilerek Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde (Ankara) sergilenmeye başlamıştır. Tüm kaçakçılıkla mücadele çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi tarafından organize edilmiştir.
Görüldüğü üzere arkeometri; sadece bir ölçüm bilimi değil, kültürel mirasımızın korunmasında ve çalınan eserlerimizin geri alınmasında adaleti tesis eden en somut güçtür. Kanatlı Denizatı ve diadem örneklerinde olduğu gibi, ileri teknolojiyle yapılan kimyasal analizler, uluslararası hukuk karşısında sarsılmaz deliller sunmaktadır.
Ülkemizde arkeometri eğitiminin gelişimi ve bu alandaki uzman sayısının artması, sadece akademik bir gereklilik değil; aynı zamanda vatan topraklarının ve tarihsel kimliğimizin bilimle savunulması adına stratejik bir öneme sahiptir. Hakikati nesnel verilerle ortaya koyan bu bilim dalı, sahtecilikle mücadelenin ve restorasyonun vazgeçilmez bir parçası olarak gelecekte de en büyük güvencemiz olmaya devam edecektir.