16.11.2025 - 12:00 | Son Güncellenme:
HAZIRLAYAN: GÜLAY SERT- 1- Dağların arasında
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Diyarbakır, harita üzerinde Güneydoğu Toros Dağları, Karacadağ ve Mardin Eşiği Dağları arasında sıkışıp kalmış gibi görünür. Fakat belki de bu dağlar, bir zamanlar bin bir canlının barındığı, yemyeşil topraklarla kaplı cennet bahçesini saklamak için yükselmişlerdi, kim bilir? Bu dağlardan biri olan ve kentin yanı başında yükselen Karacadağ’dır. Onun da hüzünlü bir hikâyesi vardır.
2- Alevler saçan ejderha
Bir zamanlar Diyarbakır’da iyi yürekli bir bey, onun da bir oğlu ve bir kızı varmış. Kent halkı huzur içinde yaşarken yakınlarındaki dağda ağzından alev püsküren tehlikeli bir ejderha ortaya çıkmış. Ejderhanın ağzından çıkan alevler ağaçları, otları, hayvanları, oralara yolu düşen insanları yakıp kavurmaya başlamış. Bey ejderhanın öldürülmesi için nice yiğitleri hatta tek oğlunu bile göndermiş ancak gidenler geri dönmemiş. Beyin yanında çalışan becerikli bir delikanlı varmış. Delikanlı bir gün konakta beyin kızını görmüş. O günden sonra da gözü başka bir şey görmez olmuş. Anası onu bu sevdadan vazgeçirmek için çok dil dökmüş ama söz dinletememiş, sonunda olmayacağını bile bile kızı istemeye gitmiş.
3- Kara taşa dönmüş
Kadını dinleyen bey, “Benim de bir oğlum vardı. Ata yadigârı kılıcımızı alarak ejderhayı öldürmek için dağa gitti, bir daha dönmedi. Oğlum gibi pek çok cesur genç, ejderha ile savaşmaya gidip geri dönmedi. Canavar her gideni öldürdü. Eğer oğlun ejderhayı öldürür, kılıcı getirirse kızımı ona veririm” demiş. Ana, beyin isteğini oğluna iletmiş. Oğul da hemen yola düşmüş. Dağa varmış, ejderhayı da bulmuş ama o daha kılıcına davranamadan, ejderha ağzından alevler püskürterek delikanlıyı yakmış kavurmuş. Delikanlı öyle bir “Ah!” çekmiş ki, sesi ta kentte duyulmuş. Oğlunun öldüğünü anlayan anası, “Allah’ım! Oğlumu yakan ejderhayı da sen yak, kara taşlara döndür” demiş. O sözünü bitirir bitirmez büyük bir patlama olmuş. Ejderha yanarak parçalanmış. Parçaları dağın her tarafına kara taş olarak dağılmış. Ejderhanın zulmünden kurtulduğuna sevinen halk, 40 gün, 40 gece şenlik yapıp eğlenmiş. Ejderhanın ateşi ile yanarak kapkara kesilen dağa o günden sonra Karacadağ denmeye başlamış.
4- Volkanik dağ
Elbette, bu bir efsane. Karacadağ 100 bin yıl öncesine kadar lav püsküren volkanik bir dağdır. Karacadağ’da bulunan “bazalt” diye tanımlanan siyah taşlar, volkanik lavların soğuyarak katılaşmasından oluşmuştur. Bazalt, doğada bilinen en sert, en dayanıklı taşlardan biridir. O yüzden Diyarbakır’ın en eski halkları ilk yerleşimlerini Karacadağ’ın bazalt kayalığının üzerine kurmuşlar.
5- İlk yerleşim
İlk yerleşimin Fiskaya diye bilinen yüksekçe bir alana, M.Ö. 4500’lerde kurulduğu tahmin ediliyor. Ne ad verdiklerini bilmediğimiz bu yerleşmenin etrafını duvarlarla çevirerek kale haline getirmişler. Daha sonra bölgeye hâkim olan Asurlular, yerleşime Amedi adını vermişler. Fiskaya üzerinden gelip geçen milletleri saymaya kalksak sayfalar yetmez. Ama her gelen Karacadağ’ın kara taşlarını yontarak, oyarak, bezeyerek evlerini, dini yapılarını, hanlarını, hamamlarını inşa etmiş, kentlerini bu taşlarla ördükleri surlarla korumuşlar. Karınlarını da Dicle’nin suladığı bereketli topraklarda yetişen ürünlerle doyurmuşlar.
6- Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri
Diyarbakır’da “cennete giden nehir” olarak saygı gösterilen Dicle, Güneydoğu Toroslar’da Maden Dağları eteklerinden doğar. Doğduğu yerde Maden Çayı olarak anılan Dicle, başka akarsuları da yanına Irak topraklarına girer. Bağdat yakınlarında Fırat Nehri’ne yaklaşır. Ayrı ayrı yollarına devam eden iki nehir bir süre sonra birleşerek Basra Körfezi’ne dökülürler.
Deli dolu akıp gelen Dicle, Fiskaya önünde yavaşlar. Geçtiği yerlerden topladığı toprakları buraya serer. Binlerce yıl boyunca biriken topraklarla burada oluşan bereketli ova, Hevsel Bahçeleri olarak bilinmektedir. Yaklaşık 8 bin yıldır verimli topraklarıyla insanları besleyen Hevsel Bahçeleri, 180’den fazla kuş türü ile birlikte su samuru, yılan, su kaplumbağası, tilki, sansar, sincap ve kirpi gibi birçok farklı canlı türüne de ev sahipliği yapmaktadır.
Karacadağ’ın kara taşları ile örülen Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmiştir. Binlerce yıl ayakta kalmayı başaran değerlerimizin sonsuza dek korunması dileğimizdir.