21.12.2025 - 05:53 | Son Güncellenme:
Gamze Karaoğlan - Büyük İskender’in bir rüyasıyla yeniden şekillenen Smyrna Antik Kenti, M.Ö. 4. yüzyılın sonlarından günümüze İzmir’in tarihsel kimliğinin en önemli taşıyıcılarından biri olmuştu. Kentin kalbinde yer alan ve Apollon’un, “Kutsal Meles’in ötesindeki Pagos’ta oturacak olanlar eskisine göre üç kat, dört kat daha mutlu olacaklardır” sözleriyle kutsadığı Smyrna, dünya kent merkezlerinde bulunan en büyük agoralardan birine sahip olması ile dikkat çekiyor.
M.S. 178’deki büyük depremin ardından Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un desteğiyle yeniden inşa edilen Smyrna, günümüzde Roma Dönemi’ne ait zengin kalıntılarıyla tarihe tanıklık etmeye devam ediyor. İzmirliler için geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kuran Smyrna Agorası, ilerleyen süreçte antik kentin limanının dolması ile ortaya çıkan Kemeraltı’na kimliğini yansıttı. Smyrna Agorası’nın mirasçısı olan Kemeraltı, Antik Çağ’da agora ne ise Osmanlı döneminde de ticaretin ve kültürel etkileşimlerin merkezi olmuştur. 2020 yılında “Tarihi Liman Kenti” mottosu ile İzmir, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dâhil edilmesiyle uluslararası bir değer kazanırken Smyrna Agorası da bu değeri arttıran en önemli alanlardan biri oldu.
Smyrna Agorası, İzmir’in tarihsel ve kültürel zenginliğini yansıtan bir hazine niteliğinde. Bu eşsiz antik kentin, İzmir’in kalbindeki Smyrna Agorası’nda yürütülen kazı çalışmalarını ve antik kentin önemini, Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy ile konuştuk.
Smyrna Agorası’ndaki bazilika, Roma Dönemi’ne ait dünyadaki en zengin Yunanca yazılı grafiti koleksiyonunu barındırıyor. Bu duvar yazıları ve resimlerin; gladyatörler, ticaret gemileri, Smyrna ve Ephesos rekabeti, kelime oyunları, bilmeceler, göz sağlığı yazıları ve Erken Hristiyanlık metinleri gibi konulara değinerek M.S. 2. ve 4. yüzyıllarda sıradan bir Smyrnalının günlük yaşamına dair eşsiz ipuçları sunduğunu sizlerin bilgilerinden öğreniyoruz. Akın Bey, bu grafitilerden herhangi biri o dönemin sosyal hayatını bugünkü İzmir’le bağdaştıracak bir hikâye sunuyor mu? Sürekli yaşayan bir şehir için bunun örneğini görebileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca sizin için içlerindeki en önemli grafitinin hangisi olduğunu merak ediyorum.

Her çağda tedavi merkezi
Grafitilerin hepsi önemli. Grafitiler dönem yaşantısının her alanına işaret eden görseller ve yazılar ile Roma dünyasının renklerini, zevklerini, inançlarını, mimarisini, sanatını anlamamızı kolaylaştırıyor.
En önemli paralellik sağlık konusunda kurulabilir. Çünkü başta göz sağlığı olmak üzere çok sayıda sağlık ile ilgili yazıt var grafitilerde. Bunların en azından bir kısmı İzmirli olmayanlar tarafından yazılmış olmalıdır. İzmir büyük bir liman kenti. Farklı coğrafyalardan birçok hastayı kaplıcalarında ve tıp okulunda misafir ediyor olmalıdır. Öyle ki, Asklepios’a bağlılık gösteren sağlıkçıların, hadi adını koyalım hekimlerin ve hatta şifa bulanların destekleriyle başka coğrafyalardan veya kentlerden gelenlerin tedaviye erişimlerini kolaylaştırmak için Smyrna limanının girişine deniz feneri inşa ettikleri bilinmektedir.Sağlık sektörü öyle büyük kazançlar sağlıyor olmalı ki deniz feneri inşa ettirecek mali güce sahiptiler. Balçova’daki Agamemnon kaplıcaları Troya Savaşı zamanından itibaren İzmir’in en ünlü kaplıcası idi. Adını Akha Kralı Agamemnon’dan alan kaplıca Kral’ın askerlerini tedavi ettirdiği bir şifa yeri idi.
Bugün de İzmir’deki hastaneler çok sayıda yabancıya çeşitli branşlarda sağlık hizmeti sunuyor. Özel hastaneler yabancılar için ciddi reklam harcamaları yapıyorlar ki, sanıyorum önemli kazançlar sağlıyor olmalılar. Balçova Kaplıcası bugün de özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden gelenler için önemli bir tedavi merkezidir.
Çok kültürlü
Aşk elbette ortak konu. Diğer yandan grafitilerde Ephesos, Sardis, Tralleis (Aydın) ve Aphrodisias kentlerinin adlarının geçiyor olması, Laodikeialıların (Denizlilerin), Hadrianoutherailıların (Balıkesir) kent yaşamına katıldıklarının bilinmesi ve dönem kaynaklarından öğrendiğimiz Mısır kökenli bir zümrenin varlığı, kentin Yahudi sakinleri, Smyrna’da bugün olduğu gibi Antik Çağ’da da uzak veya yakın kent ve coğrafyalardan gelen kozmopolit bir büyükşehir (Metropolis) olduğunu işaret etmektedir. Zaten liman kentlerinde çok kültürlülük kaçınılmazdır. Dünden bugüne aileleri veya kendileri Anadolu’nun farklı kentlerinden gelip hemşehri dernekleri çatısı altında bir araya gelen ve İzmir’de yeni hayatlar kuran insanları bana çağrıştırıyor.
Gladyatör endüstrisi
Grafitiler içinde gladyatörler ve dövüşleri dikkat çekicidir. Futbol bugün ne kadar ilgi çekici gösteri sporu ise ve tribünlerde, televizyonlarda, gazetelerde herkes birer antrenöre dönüşüyorsa, Roma Dönemi’nde en ilgi çeken gösterilerinden biri olan gladyatör dövüşleri aynı şeydi. Belli ki futbol seyircisi gibi, dövüşleri izleyen Romalıların da gladyatörlere “keşke kılıcını, yabasını, kalkanını şöyle kullansa, kendini böyle savunsaydı” ve benzer şeyler dediklerini duyar gibi oluyoruz. Bugün futbol endüstrisinden bahsediyorsak o dönem için de gladyatör dövüşlerini bir endüstri olarak görmeliyiz.
Akın Bey, sizce günümüzde İzmirli birisi kendisini ‘Smyrnalı’ olarak da tanımlasa bu ne kadar doğru olur? Böyle bir tanımlama, İzmir’in kültürel mirasını sahiplenmek adına nasıl bir önem taşıyor? Sizce modern İzmirli kimliği ile antik Smyrna arasında nasıl bir bağ kurulmalı?
Bu fazla iddialı olur. Şöyle söyleyelim: İzmirlinin tarihi ve arkeolojik mirasına sahip çıkması ve aidiyet bağı kurması kültürel mirasın korunmasını sağlayacaktır. Kentin tarihsel süreç içindeki çok etnisiteli, çok inançlı ve sahip olduğu hoşgörü duygusu dün olduğu gibi bugün de İzmir’in kimliğinin en önemli değeridir. İzmir 8.500 yıldır buradadır ve bu tarihsel derinliğini yok sayması, hafızasından silmesi mümkün değildir. Bunun en güzel ve somut örneği kentin adının dahi 3 bin yıldır aynı olmasıdır.
Dijital deneyim merkezi
Smyrna Agorası Deneyim Merkezi, antik kente önemli bir değer katıyor. Peki, kazılarda ortaya çıkarılan eserler şu anda nerede sergileniyor? İleride bu eserlerin Smyrna Agorası içinde veya yakınında bir müzede sergilenmesi gibi bir planınız var mı?
Kazılarda ele geçen eserlerin bir kısmı İzmir Arkeoloji Müzesi ile İzmir Kültür Sanat Fabrikası Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Diğer örnekler ise İzmir Arkeoloji Müzesi depolarında koruma altındadırlar. Smyrna Agorası Ören Yeri içinde klasik bir müze için yer aramak yerine Ephesos örneğindeki gibi bir dijital Deneyim Merkezi kurmak kentin 8.500 yıllık tarihinin özetlenmesi için daha pratik bir girişim olur. Müze kurmak elbette Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tasarrufundadır.

Kent merkezinde bir kültür mekânı: Smyrna Tiyatrosu
Antik tiyatronun kazı çalışmaları ne durumda? Efes Tiyatrosu ile yarışacak 20 bin kişilik büyüleyici bir tiyatrodan bahsediyorsunuz. Sizce kazı tamamlandığında İzmir için neler değişecek?
Smyrna Tiyatrosu’nun büyüklüğünü ben söylesem tarafgir olurum. Bizden önceki araştırmacıların söylediği bu. Nitekim süren kazılar bu büyüklüğü kanıtlamaktadır.
Kazısını tamamladığımızda İzmir, tarihi kent merkezinde çok önemli bir kültürel ve turistik lokasyona ve bazı seçkin etkinlikler için büyük bir kültürel mekâna sahip olacaktır. İzmirliler veya misafirler metro ve tramvay kullanarak kent merkezine ulaştıktan sonra kısa bir otobüs yolculuğu ile tiyatronun tarihsel atmosferinde etkinliği izleyebileceklerdir.
Ayrıca Kadifekale’den Kemeraltı’na kadar oluşturulacak farklı nitelikli turistik rotaların önemli bir uğrak merkezi olacaktır. Şimdiden bu rotalar üzerinde çalışmak ve gereken yerlere müdahale edilmeye başlanması gerekir.
Tiyatro’dan İzmir’i izlemek keyifli olacağını şimdiden görüyorum.
Bir önemli konu da Kadifekale’de ve Tiyatro çevresinde kentsel dönüşüme ivme kazandıracaktır.
Dionysos şenlikleri
Smyrna Tiyatrosu’nun Antik Dönem’deki sosyal ve kültürel etkileri adına ne gibi bulgulara ulaşıldı? Yine tiyatroda kazılarında elde edilen buluntular arasında sizi en çok heyecanlandıran keşfi bizimle paylaşır mısınız?
Günümüze ulaşan antik kaynaklar halk meclisinin burada toplandığını, Asya Eyaleti Kentleri Birliği’nin etkinliklerinin burada yapıldığını işaret etmektedir. Ele geçen mask parçaları, Dionizyak heykel ve kabartmalar Dionysos şenliklerinin ve tiyatro gösterilerinin burada yapıldığını göstermektedir.
Tiyatroda ele geçen birçok eserden öne çıkanlardan biri insan boyutunda Satyros kabartmasıdır.

‘2.300 yıllık geçmişin öyküsünü yazıyoruz’
İzmir’in tarihi kent merkezinde yer alan Smyrna Agorası, günümüzde dünya üzerindeki kent merkezlerinde bulunan en büyük agoralardan biri olma özelliğini taşıyor. Bu önemin farkındalığıyla Smyrna Tiyatrosu da İzmir’in UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olması için son derece önemli bir konumda bulunuyor. Akın Bey sizce tüm bu süreci hızlandırmak adına neler yapılabilir? Arkeoloji de hızın çok göreceli olduğunu tahmin etsek de tiyatronun önemini düşününce sabırsız olmamız sizce yanlış bir beklenti mi olur?
Arkeoloji biliminin kendi dinamiklerinin izin verdiği bir temposu var. Smyrna Tiyatrosu üzerinde Cumhuriyet Dönemi yapılaşması dışında ciddi yapı kalıntıları yok. Homojen bir dolgusu var.
Tiyatro üzerinde her biri 5x5 metre boyutlarında karelerden oluşan dama tahtası şeklinde sanal bir ağ oluşturduk. Bazı yerlerde 5 m’ye ama ortalama 4 m yüksekliğe ulaşan 1.500 yıllık dolguyu yerine göre çoklukla 1-1.5 m ve bazen de 2 m yüksekliğindeki tabakalar halinde kazıyoruz. Böylece ele geçen her bir objeyi buluntu yerine, bulunduğu yüksekliğe göre kimliklendirme yaparak tiyatronun 2.300 yıllık geçmişinin öyküsünü yazmaya çalışıyoruz.
Bütçe-zaman ilişkisi
Kazı çalışmalarında altyapı önemli. Altyapıdan kastım bütçe, ekip, ekipman ve son olarak zaman. Ve elbette hedef ve vizyon... Birinci sıraya bütçeyi koyuyorum. Her şeyin başı. Yedi yıldır tiyatro kazılarını gerçekleştiriyoruz ama sadece bir yıl dokuz ay çalışabildik. Diğer yıllarda ortalama altı ay çalışabildik ki bu özellikle bütçe ile ilgiliydi. Bütçe-zaman ilişkisi değerli... Keşke bütçe olanaklarımız yeterli ve sürdürülebilir olsa da çok değerli profesyonel arkadaşlarımdan oluşan bir ekibimiz var, onlara uzun süreli çalışma imkânı sağlayabilsek. Bu arada yerli yabancı akademisyen arkadaşlarıma çok teşekkür etmemiz gerekir. Harika sonuçlar ortaya koyuyorlar. Ekipman anlamında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve Konak Belediyesi’ne teşekkür ederiz.
Aynı kentin parçaları
Kazı alanının şehir içinde yer alması ve geri dönüşüm bölgesinin de aynı alanda bulunması nedeniyle herhangi bir aksaklık yaşanıyor mu? Bu durumun kazı çalışmaları veya çevreyle etkileşimi üzerinde nasıl bir etkisi bulunuyor?
Bu alanda geri dönüşüm söz konusu değil. Halen devam eden istimlak sonrası yıkımlar alanın arkeolojik olması kadar jeolojik problemlerinden kaynaklanmaktadır.
Adını ne koyabiliriz bilmiyorum ama Kadifekale, Tiyatro ve Agora’nın farklı lokasyonlarda olması ve aralarında yer alan nitelikli, niteliksiz ve tecilli yapı stoku çoğu insanın kafasında bu lokasyonların aynı kentin parçaları olduklarını algılamalarına izin vermiyor. Çünkü bir Efes gibi ufka baktıklarında gözün önüne birbirini takip eden ve bitişik durumda olan kalıntılardan oluşan bir kent gelmiyor ve bu algıda zorluk yaratıyor.
Kazı alanlarının çevresindeki insanlarla birlikte çalışıyor, esnafından alışveriş yapıyor ve sakinleri ile komşuluk ilişkileri kurmaya gayret ediyoruz.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’ne, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, Güzel Enerji Akaryakıt AŞ’ye, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı’na ve İzmir Ticaret Odası’na burada son söz olarak teşekkür etmek isterim.