26.09.2025 - 05:28 | Son Güncellenme:
Görkem Evci
GÖRKEM EVCİ - Başlıktaki dizenin orijinalini üç yıl önce Teos Antik Kenti’yle ilgili bir yazının epigrafı olarak kullanmıştım. Tarihçi Cemal Kafadar’ın çok sevdiğim kitabına da adını veren dizelerde şöyle diyor Karacaoğlan: “Sual eylen bizden evvel gelene / Kim var imiş biz burada yoğ iken?”
Kafadar, bu dizeleri yorumlarken -tekrar hatırlatmak gerekirse- mazinin insanlarının “‘onlardan sonrası’ olduğumuzun ve bir de ‘bizden sonrası’ olacağının bilinciyle, yani bugüne ait ve geleceğe dönük bir perspektifle anlamağa çalıştığımız birileri” olduğunu vurgular. Ve elbette “tarihin yok olanla değil, bir zamanlar var olanla ilgili” olduğunu da… Cemal Kafadar’a göre bu dizeler, “felsefi-tarihi bir duyarlılığı” yansıtır. Bu dizeleri, her defasında bir antik kent ya da höyük gezisinden sonra anımsamam da “Kim var imiş biz burada yoğ iken” sorusunun bu şiir kadar arkeolojik kazıların muhtemel çıkış noktasına da yakışmasından olsa gerek. Bu soru, İkiztepe kazılarına da çok yakışıyor zira 50 yılı aşan kazı tarihinde henüz cevabı bulunamamış en temel sorulardan biri de bu.
Kazının ve höyüğün tarihi
İkiztepe Höyüğü, Samsun’un Bafra ilçesinde bulunan dört komşu tepeden oluşuyor. Alan 1940-41 yıllarında yüzey araştırmaları sonucunda keşfedilmiş. Kazı çalışmaları ise 1974 yılında başlamış. Yarım asrı geçen bu uzun soluklu çalışmaların bize sunduğu bilgilerden biri, İkiztepe’de yerleşim tarihinin M.Ö. 4500 yılına kadar uzandığı...
Kazı Başkanı Doç. Dr. Aslıhan Beyazıt ile kazıların sürdüğü Tepe I’in üzerinde başlıyor sohbetimiz. İkiztepe araştırmaları tarihinde üçüncü kazı başkanı olan Beyazıt, 2021 yılından beri bu görevi sürdürüyor. Beyazıt, İkiztepe’nin Anadolu arkeolojisi için çok önemli bir yerleşim olduğunu belirtiyor: “Toplam 6.6 hektarlık, Anadolu’nun büyük sayılabilecek höyüklerinden biri. Her tepesinde çalışmalar yapıldı ama III. Tepe’de kısa süreli, II. Tepe’de tabakalaşma anlaşıldı, IV. Tepe tarım arazisi olduğu için biraz tahribat var, sadece çanak çömlek buluntuları üzerinden tanımlanabildi. En uzun süre çalışılan alan, üzerinde durduğumuz Tepe I.”
Doç. Dr. Beyazıt’ın paylaştığı bilgilere göre burada yerleşimin yaklaşık olarak M.Ö. 4500’de başladığını biliyoruz ama bilmediğimiz çok şey var: “Geç Kalkolitik Dönem’de, yani günümüzden 6500-7000 yıl önce buraya yerleşmişler. Gelenlerin kimler olduğunu henüz bilmiyoruz. Nereden geldi bu insanlar? O da bir araştırma konusu. M.Ö. 4500 yılında yani Geç Kalkolitik Çağ başlarında konutlarını yapıyorlar. Tepe I ve Tepe II’de yerleşiyorlar. Erken Tunç Çağı dediğimiz M.Ö 3. binyıla geldiğimizde bunun izlerini Tepe II ve Tepe III’te görüyoruz. Dört tepede farklı dönemlerde yaşandığını anlıyoruz.”
Büyük bir mezarlık
Tepe I’in çok önemli bir özelliği var. Kazı Başkanı Beyazıt, buranın Anadolu’nun en büyük mezarlık alanlarından birine sahip olduğunu belirtiyor. M.Ö. 3. binyıla (Erken Tunç Çağı) tarihlendirilen bu alanda basit toprak gömütler bulunuyor. Beyazıt, 730 mezar ortaya çıkarıldığı bilgisini paylaşıyor: “Yaklaşık 1500 metrekarelik bir alana yayılmış mezarlar. Ölü gömme gelenekleri bize insanların kimliği, sosyal yaşantısı ya da dini inanışlarıyla ilgili çok şey söyler. Genelde Anadolu’da hocker biçiminde yani ana karnındaki bebeğin durduğu şekilde, dizler karna çekik olarak gömülür insanlar. Burada farklı bir gelenek var. ‘Dorsal’ dediğimiz, kollar iki yana uzatılmış, baş yukarıya dönük bir gömüt biçimi. Bu dönemde Anadolu’da bu gelenek pek yok, çok az yerleşimde görülüyor. Balkanlarda özellikle Bulgaristan’da bu tip gelenekle karşılıyoruz. Bu da bize burada yaşayanların kimlikleriyle ilgili ipuçları veriyor.”
DNA çalışmalarına göre İkiztepe sakinlerinin kökenlerinin Kafkasya ve Orta Anadolu ile uyumlu olduğunu söyleyen Beyazıt, buluntuların ise sadece bu bölgelerle değil Balkanlar, Batı Anadolu, Ege Adaları ve Kıta Yunanistan’la ilişkili olduğunu kaydediyor.
Kazı Başkanı Beyazıt, 730 mezar arasında ölü eşyalarının bulunduğu “seçkin mezarlar” da olduğunu belirtiyor. Bazı erkek mezarlarında takılar, kolyeler, silahlar bulunmuş. Erkek mezarlarında mızrak uçları, ok uçları, hançerlerle karşılaşılırken; kadınların ayak uçları ya da baş uçlarında küçük çanaklar tespit edilmiş. Beyazıt, gömütlerde bir standardizasyon olduğunu da vurguluyor: “Erkek bireyleri gömerken mızrak uçlarını kolunun soluna koyuyor. Ustura ya da hançeri varsa, bacağının altına bırakıyor.” 50 yaş üstünde bazı kadınların mezarlarından da az da olsa silahlar çıkmış.
Buluntular iki müzede
İkiztepe kazılarında çıkarılan buluntulardan az bir kısmı Bafra Müzesi’nde, önemli bir bölümü ise Samsun Müzesi’nde sergileniyor. Tarihin bu “yazısız” toplumuna ait eşyalar; bağlamları, kimyasal analizleri, sembolleri, şekilleriyle (yoruma) açık bir metin olarak duruyor karşımızda. Harflerin örgüsü olan yazı yerine eşyaların örgüsüne bakıyor burada bilim insanları. İkiztepe ve bu eşyalar, yazının sözde kesinliğinden de uzak olarak en sevdiğim duyguyu; “hayret”i besliyor. İnsan, hayatın içinde her şeye alışma, sıkılma halinden ancak böyle, hayret ederek uyanabiliyor ve yeni bir gözle seyredebiliyor çevresini.

Bir tekstil merkezi
İkiztepe’nin en önemli özelliklerinden biri de tekstil üretimi. Bugüne kadar yaklaşık 6 bin adet tezgâh ağırlığı bulunmuş. Ağırşaklar, çözgüleri ayırmak için kullanılan kemikten nesneler de buluntular arasında… Beyazıt, İkiztepe’nin Anadolu’da en fazla tezgâh ağırlığı bulunan yerleşimlerden biri olduğunu kaydediyor: “Her evin içerisinde bir ev içi faaliyet gibi düşünmek lazım bunu. Kumaş üretimi için bitkisel lif, keten kullanılıyor daha çok. Yakın zamana kadar Bafra’da keten üretimi konusunda bir devamlılık da var. Her konutta, avluda, kazdığımız her alanda tezgâh ağırlığı buluyoruz. Ahşaptan yaptıkları için tezgâhı bulamıyoruz ama onun dışında bu üretim süreciyle ilgili bütün aletleri buluyoruz.”
Raşitizm var
Beyazıt, çocuklarda görülen bir kemik hastalığı olan “raşitizm”in de burada yaygın olduğunu belirterek “Onu da tekstile bağlıyoruz. Çocukların da üretime katıldığını düşünüyoruz. Çünkü çok büyük bir üretim var. Kemikler büyürken oturma pozisyonu nedeniyle bu hastalığın gelişmiş olabileceğini düşünüyoruz” diyor.
Binlerce metal buluntu
İkiztepe’de 3 bine yakın metal buluntu da ele geçmiş. Aslıhan Hoca, bunların çok gelişmiş buluntular olduğunu belirtip şunları ekliyor: “Bunların burada üretildiğini anlayabilmek için madencilikle ilgili birtakım fırınları, atölyeleri daha çok bulmamız lazım. Çünkü ergitiyorlar, işlemlerden geçiriyorlar… Ama bunların sayısı az. Cevherlerin geldiği yerle ilgili analizler yapıldığında yine bu bölge; Amasya, Merzifon, Sinop’tan geldiği görülüyor. Belki külçe halinde alıp işliyor olabilirler. Arsenikli bakır kullanıyorlar. Burada hiç tunç bulamadık. Arseniği de yine Sinop bölgesinden getirdiklerini düşünüyoruz. Dediğim gibi külçe halinde getirip işliyor olabilirler. Burada üretim yapıldığını düşünmüyoruz. Kumaş karşılığında bunları alıyor olabilirler. Kumaş kıymetli bir şey o dönem için.”

Beyin ameliyatları
Burada bulunan 13 iskelette trepanasyon yani kafatası ameliyatı yapıldığı anlaşılmış. Beyazıt, “Bunlar Anadolu’da Neolitik Dönem’den beri var ama buradaki özellik beş-altı bireyin ameliyattan sonra bir süre daha yaşamaya devam etmesi... Bu, o dönemin koşullarında çok zor bir şey. Tıp bilgilerinin oldukça ileri olduğunu söylemek mümkün. Kafataslarından birinde tümör olduğu, onu çıkarmak için ameliyat yapıldığı tespit edildi” diyor.
Protein sayesinde uzun yaşadılar
İskeletlerde yapılan analizlere göre burada yaşayanların Erken Tunç Çağı’nda 50 yaşını geçmiş bireyler olması, o dönem için uzun bir yaşama sahip olduklarını gösteriyor. Bunun da beslenmeyle ilgili olduğunu belirten Beyazıt, “Antropolojik çalışmalarda buradaki bireylerin protein ağırlıklı beslendiği anlaşıldı. Özellikle balık, midye gibi su ürünleri ve büyükbaş hayvanlar. Burada tarım coğrafi yapısı nedeniyle yok denecek kadar az. Ekip biçebilecekleri alan yok. Ormanlık bir alan…” değerlendirmesinde bulunuyor.
Peki, bugün denizden yaklaşık yedi km uzak olan bu bölgenin o dönemki sakinleri nasıl deniz ürünleriyle besleniyordu? Beyazıt bu sorunun cevabını da şöyle veriyor: “Burası tam Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü ağızda yer alıyor. Bafra Deltası oluşunca yerleşim denizden uzaklaşıyor.”

Nasıl evlerde yaşıyorlardı?
İkiztepeliler evlerini ağaçlardan inşa ettikleri için doğrudan bir ev kalıntısı yok ama özellikle yangın izlerinden ulaşılan “ev planları” var. Aslıhan Beyazıt, evler için temel kazılmadığını, toprağın düzleştirilip ağaçların yatay olarak yatırıldığını, bugün “çantı” tekniği denilen, tomrukların çivi kullanılmadan oyularak birbirlerine geçirilmesiyle evin inşa edildiğini belirtiyor. Buluntulardan yola çıkılarak örnek bir ev de inşa edilmiş. Beyazıt, halen bölgede bu tip yapıların bulunduğunu kaydediyor.
Bakır buluntuların kazısına ‘bakır’ desteği
Arkeolojik kazılar için maddi destek çok önemli. İkiztepe’de kazılar 2022 yılından bu yana Eti Bakır tarafından destekleniyor. Kazı Başkanı Beyazıt “Eti Bakır’ın desteği olmasa çalışmalarımızı bu kadar sürdürmemiz mümkün olmazdı” derken, Eti Bakır Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi İşletme Müdürü Ali Yılmaz, “İkiztepe kazılarında ortaya çıkan bulgular, bu coğrafyada binlerce yıl önce de bakırın işlendiğini kanıtlıyor. Bugün Samsun’daki tesislerimizde %99,99 saflıkta katot bakır üretimi yaparken, aslında geçmişle bugün arasında bir köprü kuruyoruz” diyor.
Her tezgâhın bir ‘imzası’ var
Kumaşları dokurken ipi gergin tutmak için kullanılan bu ağırlıklar, genelde toplu halde bulunuyormuş. Kazı Başkanı Aslıhan Beyazıt, bunlardan bazılarının parmak baskılı olduğunu belirtiyor. Bu buluntular, üretimin yapıldığı tezgâhın “imzası”, “markası” gibi değerlendiriliyor.