18.01.2026 - 04:29 | Son Güncellenme:
Doç. Dr. Hüseyin Erpehlivan - Konya Ovası’nın güneyinde, bugün sakin bir kırsal alanın ortasında yükselen Türkmen-Karahöyük höyüğü, Anadolu’nun en uzun soluklu yerleşimlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda yürütülen arkeolojik çalışmalar, bu devasa höyüğün yalnızca bölgesel değil, Anadolu tarihi açısından da kilit bir rol oynadığını ortaya koyuyor. 2024 yılında başlayan ve 2025 sezonuyla genişleyen kazılar, Türkmen-Karahöyük’ün Tunç Çağı’ndan Hellenistik Dönem’e kadar uzanan yaklaşık 5 bin yıllık bir geçmişe sahip büyük bir şehir olduğunu net biçimde gösteriyor.
Türkmen-Karahöyük Arkeoloji Projesi, Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Dr. Michele Rüzgâr Massa ile Chicago Üniversitesi’nden Doç. Dr. James Osborne’un eş başkanlığında yürütülüyor. Projede, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hüseyin Erpehlivan da kazı başkanı yardımcısı olarak görev alıyor. Kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ve denetimi altında, çok sayıda uluslararası kurumun desteğiyle gerçekleştiriliyor.
En büyüklerinden biri
Türkmen-Karahöyük, yalnızca bir höyükten ibaret değil. Yaklaşık 30 hektarlık ana tepe, etrafını saran geniş bir aşağı şehir, mezarlık alanları ve çevredeki yayılımıyla birlikte toplamda yaklaşık 250 hektarlık bir alanı kapsıyor. Bu büyüklüğüyle, Roma öncesi dönemlere ait Türkiye’deki en büyük yerleşimlerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerleşimin tarihi M.Ö. 3000’lere, yani Erken Tunç Çağı’na kadar uzanıyor. Ancak asıl büyümesini ve önemini Orta ve Geç Tunç Çağı’nda kazanan kent, Hitit İmparatorluğu döneminde bölgenin en önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Demir Çağı’nda da önemini koruyan Türkmen-Karahöyük, Hellenistik Dönem’in sonlarında büyük bir yangınla terk ediliyor.
Kayıp başkent ihtimali
Türkmen-Karahöyük’ün en dikkat çekici yönlerinden biri, Hititler dönemindeki olası rolü. Kazılarda ve yüzey araştırmalarında ele geçen seramikler, mimari izler ve coğrafi konum, buranın Hitit İmparatorluğu’nun “Aşağı Ülke” olarak bilinen bölgesinde önemli bir idari merkez olduğunu düşündürüyor.
Araştırmacılara göre Türkmen-Karahöyük, Hititlerin ikinci başkenti olarak bilinen Tarhuntašša ile ilişkilendirilebilecek en güçlü adaylardan biri. Tarhuntašša, bir dönem Hitit İmparatorluğu’nun taht kavgaları sonrasında ayrı bir krallığın merkezi olmuştu. Kentin Konya Ovası’ndaki stratejik konumu, büyüklüğü ve Hitit kültürüyle olan güçlü bağları bu ihtimali giderek güçlendiriyor.

Demir Çağı’nda krallık merkezi
Türkmen-Karahöyük’ün tarihini dünya gündemine taşıyan gelişmelerden biri, 2019 yılında bulunan Luvi hiyeroglifli bir yazıt oldu. Bu yazıtta, “Büyük Kral Hartapu” adlı bir hükümdarın adı geçiyor. Yazıt, Hartapu’nun Muşki Ülkesi’ne (büyük olasılıkla Frigya) karşı kazandığı bir zaferi anlatıyor.
Bu keşif, Türkmen-Karahöyük’ün M.Ö. 9-8. yüzyıllarda, şimdiye kadar bilinmeyen bir Demir Çağı krallığının başkenti olabileceğini gösteriyor. Aynı kralın adının Karadağ ve Kızıldağ’daki kaya anıtlarında da geçmesi, Türkmen-Karahöyük’ün yalnızca bir yerleşim değil, aynı zamanda kutsal ve siyasi bir merkez olduğunu düşündürüyor.
Hellenistik Dönem
Kazıların ortaya koyduğu bir diğer çarpıcı dönem ise Hellenistik Çağ. M.Ö. 5. yüzyıldan 1. yüzyıla kadar Türkmen-Karahöyük, en geniş sınırlarına ulaşıyor. Bu döneme ait yerleşim planı, sokaklar, meydanlar ve çok odalı büyük yapılarla düzenli bir kent dokusuna işaret ediyor.
Kazılarda, tüm höyük boyunca izlenebilen şiddetli bir yangın tabakası tespit edildi. Kalın kül tabakaları, çökmüş çatılar ve yerinde bırakılmış eşyalar, kentin ani ve büyük bir felaketle terk edildiğini gösteriyor. Bu yıkımın M.Ö. 1. yüzyılın ortalarından önce gerçekleştiği düşünülüyor.

2024: Kazıların İlk Adımı
2024 yılı, Türkmen-Karahöyük kazılarının ilk resmi sezonu oldu. Bu kısa ama yoğun sezonda ekip hem kazı altyapısını kurdu hem de höyüğün farklı dönemlerini anlamaya yönelik ilk kazı alanlarını açtı.
Ana höyüğün tepesinde yapılan kazılarda, Hellenistik Dönem’e ait yanmış yapılar ve çok sayıda günlük eşya ele geçirildi. Bunlar arasında seramik kaplar, kandiller, dokuma ağırlıkları ve iç kesim Anadolu için oldukça nadir olan süslemeli bir seramik küvet dikkat çekti.
Höyüğün yamaçlarında açılan diğer alanlarda ise M.Ö. 2. binyıla, yani Orta Tunç Çağı’na ait yerleşim izleri bulundu. Evler, fırınlar ve atölyeler, Türkmen-Karahöyük’ün bu dönemde hem üretim hem de yönetim merkezi olduğunu gösteriyor. Ayrıca mühürler ve mühür baskıları, kentte gelişmiş bir idari sistemin varlığına işaret ediyor.
2025: Daha geniş bir bakış
2025 kazı sezonu hem kapsam hem de ekip büyüklüğü açısından önemli bir sıçrama oldu. Yaklaşık 110 kişilik uluslararası bir ekip, höyüğün dokuz farklı alanında çalışmalar yürüttü. Bu sezonun en önemli hedeflerinden biri, kazı evinin kalıcı bir araştırma merkezine dönüştürülmesi ve genç araştırmacıların eğitimi oldu.
Kazılarda, Orta Tunç Çağı’ndan Hellenistik Dönem’e kadar uzanan mimari katmanlar açığa çıkarıldı. Özellikle evlerin yüzyıllar boyunca aynı alanlarda yeniden inşa edilmesi, Konya Ovası’ndaki yerleşim geleneklerinin Neolitik Dönem’den itibaren büyük bir süreklilik gösterdiğini ortaya koydu.
Geçim kaynakları
2025 sezonunda yapılan bitki ve hayvan kalıntısı analizleri, Türkmen-Karahöyük halkının geçim kaynaklarını daha net ortaya koydu. Kentte buğday ve arpa tarımı temel üretim faaliyetiydi. Üzüm çekirdekleri, bağcılığın da erken dönemlerden itibaren var olduğunu gösteriyor.
Hayvan kemikleri incelendiğinde ise koyun ve keçinin açık ara önde olduğu görülüyor. Yüzlerce dokuma ağırlığının bulunması, yün üretimi ve dokumacılığın kentin ekonomisinde merkezi bir rol oynadığını kanıtlıyor. Antik kaynakların Konya Ovası’nı “yün ülkesi” olarak tanımlaması, bu bulgularla örtüşüyor.
Ritüeller, inançlar ve günlük hayat
Kazılar, yalnızca ekonomik değil, inanç dünyasına dair de önemli ipuçları sundu. Evlerin altına bırakılmış hayvan kemikleri, özel çukurlara yerleştirilmiş kaplar ve köpeklere ait ritüel kalıntıları, Hitit metinlerinde anlatılan arınma ve adak törenleriyle benzerlik gösteriyor.
Demir Çağı’na ait bir alanda bulunan geyik boynuzu ve üzerindeki seramik kap, Anadolu’nun eski inanç sistemlerinde önemli bir yere sahip olan Runta ya da Runtiya adı ile bilinen Geyik Tanrısı ile ilişkilendiriliyor. Hellenistik Dönem’e ait tanrıça figürinleri ise farklı inançların bir arada var olduğunu gösteriyor.
Lüks yaşam ve uzak diyarlarla bağlantılar
Türkmen-Karahöyük, sadece yerel bir merkez değildi. Kazılarda ele geçen parfüm şişeleri, Mısır kökenli taş kaplar ve Akdeniz’den gelmiş bitki kalıntıları, kentin geniş ticaret ağlarına dâhil olduğunu ortaya koyuyor.
En şaşırtıcı buluntulardan biri ise Tunç Çağı’na ait bir çukurda bulunan maymun kemiği oldu. Büyük olasılıkla Mısır ya da Hindistan kökenli olan bu hayvanın, bir tür diplomatik hediye olarak kente getirildiği düşünülüyor.
Geçmişten geleceğe açılan bir kapı
Türkmen-Karahöyük kazıları, Konya Ovası’nın yalnızca Neolitik Dönem’le değil, sonraki binyıllarda da Anadolu tarihinin merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. 2024 ve 2025 sezonlarında elde edilen bulgular, bu büyük kentin siyasi, ekonomik ve kültürel önemini her geçen gün daha net ortaya koyuyor.
Önümüzdeki yıllarda yapılacak kazılar ve bilimsel analizlerle, Türkmen-Karahöyük’ün Anadolu’nun kayıp sayfalarından birini daha aydınlatması bekleniyor. Konya Ovası’ndaki bu sessiz höyük, artık geçmişin değil, yaşayan bir tarih araştırmasının merkezinde yer alıyor.