26.09.2025 - 07:00 | Son Güncellenme:
Nükhet Everi
Nükhet Everi- 2025 yılında Sardes ve Bin Tepeler Lidya Tümülüsleri UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dâhil edildi.
Lidya devletine başkentlik yapmış olan Sardes Antik Kenti, Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı olan Sart yakınlarında yer alır. Sardes; Hermos (Gediz) havzasında, Tmolos (Bozdağ) eteklerinde, Paktolos (Sart Çayı) kıyısında yer alır. Paktolos, yani Sart Çayı, Bozdağ’dan doğar, Manisa sınırları içindeki Sardes Antik Kenti’nden geçerek Gediz Nehri’ne dökülür ve bu yolculuğun sonunda Ege Denizi’ne kavuşur.
Dokunarak her şeyi altına çevirme yeteneğine sahip olan Frig krallarından Midas da Sart Çayı’nda yıkanmış ve o müthiş yeteneğini yitirmiştir. Tarihçi Herodot, Sart Deresi’nde akarsuyun taşıdığı çökellerin içinde altın olduğunu iddia eder. Yani sözün özü, tarihi Sardes kentinin tam da buraya kurulmasının nedeni budur.
Lidya devletine başkentlik yapmış olan bu şehir tarihte paranın ilk basıldığı yer olarak kabul edilmektedir. Altının yanı sıra Sardes’te kuvars taşı da çıkartılırmış.
Sardes’ten 5 km uzaklıkta yer alan ve UNESCO Dünya Miras Listesi’ne Sardes ile birlikte giren Bin Tepeler Lidya Tümülüsleri de bir Lidya kraliyet mezarlığıdır.
Anadolu topraklarındaki tüm yerleşimlerde olduğu gibi Sardes’te de tarih çok eski çağlara kadar geri gider ama Sardes Antik Kenti ve çevresi tarihe M.Ö. 1200-546 yılları arasında hüküm sürmüş olan Lidya Krallığının başkenti olmasıyla geçer.
Lidya Krallığının kurucusu olarak kabul edilen Gyges, kıyı kentlerini fethederek işe başladı ve serveti bugün bile dillere destan olan son kralları Kroisos (Krezüs/Karun) döneminde Lidyalılar Küçük Asya’nın tüm batısına hükmettiler.
7.yüzyılın sonunda altın ve gümüş alaşımından (elektron) yapılmış, devlet tarafından garantili bir ağırlığa sahip damgalı değerli metal parçalar olan ilk sikkeler Lidya’da basıldı.
Lidyalıların buluşları bununla sınırlı değildi. Lidyalılar ayrıca zar ve top oyunları ile müzik anahtarının da bulucusudurlar.
Lidya Krallığı sonrası
M.Ö. 546’da Pers Kralı Kiros’un Sardes’i fethetmesi ile Sardes’in bağımsız tarihi sona erdi. Lidya artık bir Pers eyaletiydi ve satraplık yani valilik merkezi olmuştu.
Lidya, Sardes kenti ile birlikte M.Ö. 334’te İskender ve haleflerinin imparatorluğuna, 188-133 yıllarında Bergama Krallığı’na, ardından Roma ve daha sonra Bizans İmparatorluğu’na ait oldu. Orta Çağ’da Sasaniler yönetimindeki Persler ve daha sonra da Araplar tarafından yağmalandı. 14. yüzyılda Selçuklu Dönemi’nde Bizans’tan alınıp Türk hükümdarların eline geçti. 1425’te Osmanlı İmparatorluğuna katıldı.
Osmanlı Dönemi’nin son yıllarında yapılan kazılarla da tüm dünyanın ilgisini çekmeyi başardı.
Sardes kentinin en önemli kalıntıları Salihli yolu üzerinde bulunan Artemis Tapınağı ve Roma Gymnasion’udur. Lidya Dönemi’nden kalma kral mezarlığı olan Bin Tepeler Nekropolü de vardır. Elbette çok ilginç ve kıymetli sikkeler de…
Sardes Antik Kenti tarihin ünlü Kral Yolu’nun başlangıcı olmasına rağmen aslında Batı Anadolu’nun Ege kıyılarında kuzeyden güneye sıralanan ikonik antik kentlerinden biraz içerlek ve uzak konumu nedeniyle (İzmir-Ankara yolu üzerinde) ziyaret açısından ihmal edilen bir antik kent olmuştur her zaman. UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne alınmasıyla birlikte şehrin kaderinin değişeceğini, herkesin görülmesi gerekenler listesinde yer alacağını ve ziyaretçi akınına uğrayacağını umut ediyorum.
Artemis Tapınağı
Lidyalıların tanrıçası Artemis ile de özdeşleştirilen bereket tanrıçası Kybele’dir. Akropolis tepesinin eteğinde yer alan ve yapımına Helenistik Dönem’de başlanıp üç ayrı yapı evresinden geçmiş olan Artemis Tapınağı, Küçük Asya’daki en büyük dört tapınaktan biridir.
Tapınağın dairesel bölümüne ikinci yapım evresinde başlanmıştır. Fakat yapı hiç tamamlanmamış ya da tamamlanamamıştır. Üçüncü yapı evresine ise Roma İmparatoru Antoninus Pius (M.S. 138-161) döneminde devam edilmiştir. Tanrıça Artemis’in yanı sıra tanrısallaştırılmış olan İmparatoriçe Faustina’ya da (ölümü M.S. 141) tapınılacaktır artık. Bu amaçla tapınağın “cella”sının kapı duvarı batıya, “pronaos”a doğru kaydırılmış, cella yeni bir bölme duvarıyla ikiye bölünmüş ve doğuda, eski arka duvarda bugün hâlâ görülebilen kapı inşa edilmiş ve böylece simetrik bir çift tapınak oluşmuştur. Batıda sadece temeller kalmışken, doğudaki cella duvarları hatırı sayılır bir yüksekliktedir.
Bizans Dönemi’nde piskoposluk merkezi olan Sardes’te tapınağın güneydoğu köşesine 4. yüzyılda bir şapel eklenmiştir.
Gözleri kamaştıran Gymnasion
Sardes’ten Salihli’ye giden yolun kuzeyinden yükselen Gymnasion, İmparatorluk Dönemi’nde Bergama’da da görülen hamam düzenine sahip görkemli gymnasionlar tarzında inşa edilmiştir. Özellikle mermerlerinin güzelliğiyle gözlerinizi kamaştıracak olan bu yapıda alt arşitravda yer alan ve 211 yılına tarihlenen, Geta ve Caracalla (M. Aurelius Severus Antoninus, M.S. 211-217) ve anneleri Julia Domna’nın adlarının geçtiği kırmızı renkte bir ithaf yazıtı vardır.
Podyumdaki sarı renkteki bir diğer yazıt ise avluda 5. yüzyıla ait ve sonradan yapılmış olan tabanda ve duvarlarda yer alan renkli mermer dekoratif tasarıma atıfta bulunuyor.
Lidya sikkeleri: Aslanın gücü
Saf altın ve saf gümüş alaşımından (elektron) ilk sikkeleri yapanlar Lidyalılardı tarihte. Bu sikkelerin üzerinde kralları ve gücü temsil eden aslan ve doğurganlığı temsil eden boğa karşı karşıya resmedilmiştir. Sikkelerin ön yüzünde yer alan bu sembollerden aslanın üzerinde de mutlaka bir güneş sembolü de vardır. Lidyalıların sikkeleri kralları Sadyattes ve Alyattes ile başlar.
2 bin 800 yıllık saray
Kazılarda sonra olarak M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenen Lidya Sarayı'nın kalıntıları bulundu. Kazı Başkanı Prof. Dr. Prof. Dr. Nicholas Cahill, şu değerlendirmede bulunuyor: “Bu bulgu önemli çünkü Yunan şehirleri 8. yüzyılda yalnızca küçük evler inşa etmişken Lidyalılar çok daha erken dönemde anıtsal teraslar ve yapılar yapmaya başlamış. Tarihçiler, Lidyalıların biraz Yunanlar gibi olduğunu düşünüyordu. ‘M.Ö. 7. yüzyılda şehirleşmeye başlamışlar, ondan önce köyde yaşamışlar’ diye düşünüyordu. Ama yeni bulgularla öğrendik ki Sardes M.Ö. 8. yüzyılda büyük anıtsal bir şehir olmuş. Bu gösteriyor ki Lidyalılar esas bir Anadolu medeniyeti olmuş.”