17.02.2026 - 04:02 | Son Güncellenme:
Rıdvan Gölcük - Bazı nehirler yalnızca su taşımaz; hafıza taşır, mit taşır, insanlığın ilk sözlerini taşır. Meles de onlardan biri. Bugün İzmir’in ortasında sessizce akmaya çalışan bu küçük nehir, bir zamanlar dünyanın en büyük ozanının beşiği olarak anılıyordu.
Antik kaynaklar, Homeros’un Smyrna’da, Meles kıyılarında doğduğunu söyler. Bu yüzden ozanın adlarından biri de Melesigenes — yani “Meles’ten doğan”dır. Eğer doğruysa, insanlık tarihinin en güçlü şiirlerinden bazıları, önce bu suyun sesine karışmış olmalı.
“Söyle, tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus’un öfkesini söyle.
Acı üstüne acıyı Akhalara o kahreden öfke getirdi,
ulu canlarını Hades’e attı nice yiğitlerin,
gövdelerini yem yaptı kurda kuşa.”
Bu dizeler yalnızca bir destanın başlangıcı değildir; aynı zamanda bir coğrafyanın sesidir. Çünkü destanlar boşlukta doğmaz. Bir rüzgârı, bir kıyısı, bir suyu vardır. Homeros’un suyu ise Meles’ti.
Aristoteles, Homeros’un doğumuna dair şu öyküyü aktarır: “Kritheis adında bir genç kız, bir tanrı tarafından hamile bırakıldıktan sonra Aigina adasına kaçar. Orada korsanların eline düşer, Smyrna’ya getirilip Lydia kralı Maion’a armağan edilir. Kritheis, Homeros’u doğurduktan sonra ölür. Maion ise çocuğa, doğduğu yerden dolayı Melesigenes adını verir ve öz evladı gibi yetiştirir.”

Meles, Smyrna’nın kimliğine öyle işlemiştir ki, 4-5. yüzyıl ansiklopedi yazarı Stephanos Byzantios, “Smyrna’ya Meles adının verildiğini” yazar. Yani Meles demek Smyrna demekti.
Bugün o nehirle karşılaşmaya giden biri, yalnızca bir doğa parçasına değil, insanlığın kültürel belleğinin en eski tanıklarından birine yaklaşmış olur.
Meles’i görmek heyecanıyla bir öğlen dostlarımla birlikte yola çıktım. Aslında yol dediğim, 15 dakikalık bir mesafe. Her gün binlerce İzmirli onun yanından, üzerinden geçiyor. Şehrin tam ortasında, nefesimizin içinde…
Kıyısına vardığımızda bizi Homeros Anıtı karşıladı. Heykeltıraş Prof. Dr. Ferit Özşen’in 2002’de yaptığı mermer anıt, Meles Deltası’na yerleştirilmişti. İlk bakışta sevindim: Homeros unutulmamıştı. Ama biraz ilerleyince fark ettim ki bu anıt, artık bir mezar taşı gibiydi.
Çünkü Meles Deltası kurumuştu. Küçük bir köşesinde kalan su birikintisi ve sazlık, sanki nehrin son nefesinin cisimleşmiş haliydi. Deltanın tabanına indiğimde zeminin yumuşaklığı dikkatimi çekti. “Oh” dedim, “bu yosun tabakası Meles’in hâlâ yaşadığını gösteriyor.” Oysa gerçek bambaşkaydı: Deltanın tabanı, kötü kokuyu bastırmak için jeotekstil ile, yani bir tür halıfleksle kaplanmıştı. Bir gölün tabanının halıfleksle örtüldüğünü hayal edebilir misiniz? Ben de edemezdim…
Yine de sazlıkların arasından kuşlar havalandı. Yuvaları, yumurtaları hâlâ oradaydı. Bunca ihanete rağmen, kuşlar Meles’i terk etmemişti.

Meles’i şiir kurtarır
Peki Meles niçin ölüyor? Evsel atıklar, endüstriyel atıklar… Kolayına kaçıp yerel yönetimleri suçlamak mümkün ama asıl suçlu biziz. Evinde İlyada’sı olmayanlar, Meles kıyısında Homeros’un dizelerini hiç okumayanlar, yaşadığı toprağa kök salmayanlar…
Evet, yanlış duymadınız: Meles’i şiir kurtarabilir, destan kurtarabilir, sanat kurtarabilir. Onu ben kurtarabilirim, sen kurtarabilirsin. Çünkü bir nehir, sadece suyuyla değil, hatırlanmasıyla yaşar.
Her katil olay yerine geri döner derler. Benimki biraz öyle bir ziyaret oldu. Bir nehrin ölümüne tanıklık etmeye değil, belki de kendi payıma düşen suçu görmeye gitmiştim. Sizinki de öyle olacaktır, eminim.
Oysa Homeros, nehirlerin sessiz kalmadığını yazmıştı.
İlyada’da bir sahne vardır: Akhilleus, öfkeyle Troyalıları öldürür, cesetler Skamandros Nehri’ni doldurur. Nehir taşar, bulanır, akamaz hâle gelir. Sonunda Akhilleus’a karşı koyar. Homeros, bir nehri konuşturur. Skamandros isyan eder; yatağının cesetlerle dolduğunu, akamadığını, denize ulaşamadığını söyler.
Bu, bir nehrin çığlığıdır. Yaşamı engellenmiş bir suyun, insan şiddetine başkaldırısıdır.
Bugün Meles de akamıyor. O da denize ulaşamıyor. O da içi doldurulmuş, boğulmuş, susturulmuş bir nehir. Ama onun isyanını yazan bir Homeros yok. Onun sesini destana dönüştüren bir ozan yok.
Belki de sorun tam burada başlıyor.
O sırada aklıma Efes’te doğmuş olan Herakleitos’un sözü geldi:
“Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız; çünkü nehir aynı nehir değildir, siz de aynı siz değilsiniz.”
Ama o, bir gün Meles’in tamamen can vereceğini tahmin etmiş midir?
Müsaadenizle bu sözü değiştirmek istiyorum:
“Meles’te yıkanamayacaksınız. Çünkü onu biz öldürdük.”
Ve belki daha kötüsü şu:
Skamandros’un çığlığını Homeros duyurmuştu.
Meles’in çığlığını duyuracak kimse kalmadı sanırım.
Öyle mi? Orada kimse var mı?
Meles’in sesini duyan var mı?