ArkeolojiMerkez Efendi ve Bilgeliğin Külliyesi: Surun öte yanındaki şifa

Merkez Efendi ve Bilgeliğin Külliyesi: Surun öte yanındaki şifa

18.05.2026 - 23:22 | Son Güncellenme:

Mesir macunun mucidi Merkez Efendi, İstanbul’a dönüp postnişin olduğunda, kara surlarının hemen dışında yer alan bölgeyi “esenlik yurdu”na dönüştürür. Külliyenin mimarisi, gösterişten uzak, sade ama işlevseldir

Merkez Efendi ve Bilgeliğin Külliyesi: Surun öte yanındaki şifa

Milliyet Arkeoloji - İstanbul’un 1600 yıllık kara surlarının hemen dışında, rüzgârın manevi bir sükûnetle estiği eşikte yer alır Merkezefendi Külliyesi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Burası sadece taş ve tuğladan ibaret bir Osmanlı yapısı değil; tasavvufun derinliğiyle tıbbın pratik zekâsının, dua ile şifanın, mana ile maddenin iç içe geçtiği çok katmanlı bir evrendir. 16. yüzyılın o parıltılı atmosferinde filizlenen bu külliye, klasik Osmanlı sosyal dokusunun en özgün duraklarından biri olarak, ziyaretçisini asırlar öncesinin tedavi yöntemlerine ve ruhsal yolculuklarına davet eder.

"Merkez"de kalmak

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Külliyeye ruhunu veren Musa Muslihuddin, 1463 yılında Denizli’nin Buldan topraklarında dünyaya gözlerini açtığında, Anadolu ilim geleneğinin en parlak yıldızlarından biri olacağının sinyallerini veriyordu. Medrese eğitimiyle zihnini, tasavvuf disipliniyle kalbini besleyen genç Musa’nın hayatındaki en büyük dönüm noktası, devrin kutbu Sümbül Efendi ile karşılaşmasıdır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Anlatılır ki; Sümbül Efendi müridlerine, "Eğer dünyayı yeniden yaratma imkânınız olsaydı ne yapardınız?" diye sorar. Herkes dünyayı düzeltmeye dair büyük iddialarda bulunurken, Musa Muslihuddin boyun büküp; "Efendim, her şeyi olduğu gibi bırakırdım. Zira her şey merkezinde, tam olması gerektiği gibidir," cevabını verir. Bu "razı oluş" ve denge hali, ona sadece hocasının takdirini değil, kıyamete kadar anılacağı "Merkez" lakabını da kazandırır.

Haberin Devamı

Mesirin doğuşu

Haberin Devamı

Merkez Efendi’nin biyografisi, Osmanlı’nın en görkemli dönemleriyle paralel ilerler. Yavuz Sultan Selim döneminde Manisa’daki Hafsa Sultan Külliyesi’nde görevlendirilmesi, onun sadece bir derviş değil, aynı zamanda bir “şifa verici” olarak saray nezdinde itibar gördüğünün kanıtıdır.

Haberin Devamı

Tarihin en zarif şifa öykülerinden biri burada başlar: Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan’ın amansız hastalığına derman olması için Merkez Efendi, doğanın eczanesine başvurur. 41 çeşit baharatı; tarçınla zencefili, havlıcanla karanfili balın muazzam bağlayıcılığıyla bir araya getirerek "mesir macunu"nu hazırlar. Bu formül, Osmanlı eczacılığının en uzun süre kullanılmış devalarındandır. Şifa bulan Sultan’ın emriyle bu macunun halka saçılması, sağlığın sosyalleştiği ve bir şenliğe dönüştüğü o eşsiz geleneği başlatır.

Haberin Devamı

Sade bir ihtişam

Merkez Efendi, İstanbul’a dönüp postnişin olduğunda, sur dışındaki bu bölgeyi bir "esenlik yurdu"na dönüştürür. Külliyenin mimarisi, gösterişten uzak, sade ama işlevseldir. Cami-tevhidhane ve türbede hissedilen o derin sessizlik, aslında yüzyıllar süren zikirlerin ve ilmî tartışmaların yankısıdır.

Çilehane, dervişin kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğun dış dünyadaki yansımasıdır. Yer altına inilen dar merdivenler ve hücrenin darlığı, Merkez Efendi’nin "nefis terbiyesi"ne verdiği önemi simgeler. Burası, bedeni macunlarla tedavi eden bir merkezin temelinde ruhu riyazetle arındıran bir mektep olduğunu fısıldar.

Bedeni ve ruhu birlikte temizleyerek külliyenin amacına hizmet eden ve bir asır öncesine kadar aşure günlerine has törenler icra edilen hamam ise günümüzde işlevini sürdürmektedir.

Merkez Efendi ve Bilgeliğin Külliyesi: Surun öte yanındaki şifa

Yaşayan bir miras

1552 yılında beka âlemine göç eden Merkez Efendi, ardında sönmeyen bir kandil bırakmıştır. Türbesi, asırlar boyunca sadece bir mezar değil, dertlilerin derman, hastaların şifa aradığı bir "ümit kapısı" olmuştur. II. Mahmud gibi yenilikçi padişahların burayı tamir ettirmesi, külliyenin modernleşen Osmanlı’da dahi manevi ağırlığını yitirmediğini gösterir.

Haberin Devamı

Bugün Merkezefendi Külliyesi, Zeytinburnu Belediyesi tarafından yürütülen titiz restorasyon çalışmaları ve kültürel projeler sayesinde, varlığını devam ettirmekte. Mevlevihane ile komşuluğu, her yıl düzenlenen festivaller ve hâlâ taze bir nefes gibi okunan dualar; maddi kültürle manevi pratiğin nasıl birleşebileceğinin en canlı kanıtıdır.

Bir sentezin hikâyesi

Merkezefendi Külliyesi, bize bilginin tek bir kalıba sığmadığını öğretir. O hem bir hastane, hem bir üniversite hem de bir ibadethanedir. Merkez Efendi’nin şahsında vücut bulan bu sentez; insanın sadece biyolojik bir organizma değil, aynı zamanda ruhsal bir varlık olduğunu hatırlatan kadim bir reçetedir. Bu miras, beton binalar arasında sıkışan modern insanın ruhuna, 16. yüzyıldan gelen bir "şifa esintisi" fısıldamaya devam etmektedir.

Haberin Devamı

12 bin yıl önce sofrada ceylan vardı

Taş Tepeler Koordinatörü ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, mayıs sonuna doğru yeni sezon hazırlıklarını tamamlayarak Karahantepe'de yeniden kazılara başlayacaklarını söyledi. Geçen yıl elde edilen verileri bilgiye dönüştürmek için laboratuvar arşiv çalışmasını sürdürdüklerini belirten Karul, beslenme alışkanlıkları ile ilgili yeni verilerle karşılaştıklarını, Göbeklitepe ve Karahantepe'yi karşılaştırma fırsatı bulduklarını anlattı.

Baklagiller de önemli

Karul, "Her iki yerleşmede de ağırlıkla ceylan tüketiminin izlerine rastladık ama Göbeklitepe'de en azından ova seviyesinden dağların yüksek noktasına kadar büyük bir çeşitlilikte farklı ekolojik noktalarda yaşayabilecek hayvanların da tüketildiğini ve bunların oranlarını açığa çıkarabildik. Bitki kalıntıları açısından da algımız, tahılların tüketimi yönündeydi. Burada yaşayan insanlar için o dönemde baklagillerin beslenmelerinde önemli bir yer tutmuş olduğunu gördük" ifadelerini kullandı.

Göbeklitepe’nin yerleşik hayatın başlangıcıyla tarihlenen yerleşmelerden biri olduğunu kaydeden Karul, şu bilgileri paylaştı: “Zaten daha öncesinde bir yerleşme beklemek doğru olmaz çünkü buzul çağı. İnsanların aynı noktada yıl boyu yaşayabilmeleri için etraflarında yeterli kaynağa sahip olmaları gerekir. Bu da 12 bin yıl önce başlıyor ve Karahantepe de aşağı yukarı bu tarihlerde yerleşilmeye başlanan bir yer. Burada 'eskiliğin' çok anlamlı olmadığını vurgulamak istiyorum. Çünkü 100 yıl daha eski bir yerleşmenin olması, Göbeklitepe ve Karahantepe'nin insanlık tarihi açısından oynadığı rolü değiştirmez. Dünyada bilinen yerleşik hayatın başlangıcıyla tarihlenen en anıtsal yerleşim yerleri buralar. Bizi 12 bin yıl öncesi insana, sembolleriyle en çok yaklaştıran yerler.”

Sadece kazı değil

"Taş Tepeler Ekoloji Projesi"ne de değinen Karul, , sözlerini şöyle sürdürdü: "Canlı ortam neyi barındırıyorsa onu anlamaya ve belgelemeye çalışıyoruz ve jeolojik araştırmalarımız da bunun bir parçası. Dolayısıyla Taş Tepeler'i sadece kazıların yapıldığı bir proje olarak düşünmemek lazım, çok daha kapsayıcı. Bu çalışma geçmişten günümüze çevre, arkeolojik alanlar, onların kazıları, bölgesel envanter, bölgede korunmuş geleneksel yaşamın belgelenmesi ve aynı zamanda da bu verinin, bilginin toplumla buluşturulması esnasında kültürel miras yönetimi ayaklarından oluşuyor. Bu da çok sayıda insanın, uzmanın bir araya gelmesi, eş zamanlı çalışması anlamına geliyor.”

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler