16.11.2025 - 20:26 | Son Güncellenme:
Nükhet Everi
Nükhet Everi- 2020 senesinde UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış olan Zerzevan Kalesi ve Mithraeum (Mitras Tapınağı) nedeniyle büyük tanıtım kampanyaları yapılan Diyarbakır son yılların gözde destinasyonlarından biri.
Mezopotamya’nın en eski yerleşimlerinden olan Diyarbakır, şehrin doğusunda yer alan nazlı ve güzel Dicle Nehri’nin sağ kıyısında 80-90 m yükseklikteki karataştan oluşan bir volkanik kayalığın üzerine kurulmuştur. Şehrin batısında bulunan sönmüş Karacadağ Volkanı’nın da yakınlarında yer alır. Çayönü kazıları şehrin ve çevresinin köklü geçmişine dair çok kıymetli bilgileri ortaya çıkartmıştır.
Diyarbakır surları
Diyarbakır denince muhtemelen herkesin aklına Diyarbakır Kalesi/Surları ve Hevsel Bahçelerinin 2015’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınması gelir. Diyarbakır’ın tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmese de İçkale kesimi ilk yerleşimin çekirdeğini oluşturur. 5.5 km uzunluğunda olan Diyarbakır surları, şimdiki haliyle 4. yüzyılda Bizans Dönemi’ne aittir. 10-12 metre yüksekliğinde ve 3-5 metre genişliğinde duvarlara sahip olan Diyarbakır surları, 80’den fazla burçla desteklenmiştir.
Diyarbakır surlarının bazı burçları mutlaka görülmelidir. Örneğin Mardinkapı semtinde yer alan Kız Burcu-Keçi Burcu; Hevsel Bahçeleri, On Gözlü Köprü, Dicle Nehri, Kırklar Dağı, Gazi Köşkü ve Suriçi’nin panoramik açıdan en iyi izlenebileceği noktalardan biri olan, Diyarbakır surları üzerindeki en eski ve en büyük burçtur. Dağkapı Burcu, Artuklu eseri olan Yedi Kardeş Burcu, Evli Beden Burcu, Selçuklu Hükümdarı Melikşah döneminde yapılmış olan Nur Burcu da görülmeye değer.
Diyarbakır surlarının dört ana kapısı vardır: Dağkapı, Mardinkapı, Urfakapı, Yenikapı. İçkale’de de şehrin içine açılan Saraykapı, Küpelikapı, dışarıya açılan ve bugün kullanılmayan Fetihkapı ve Oğrunkapı olmak üzere dört kapı vardır.
Tüm bu surların içinde Urfakapı en ilgincidir aslında. Kentin batısında yer alır, Rumkapı ve Halepkapı da denirdi. Eskiden iki girişi varmış. Biri demir kanatları hayvan başlı çivilerle süslü, üzerinde çift başlı kartal sembolü bulunan, Selçuklular tarafından onarılan, diğeri de Bizans Dönemi’nde Meryem Ana Kilisesi’ne doğrudan bağlantılı ve yalnızca rahipler ve rahibeler tarafından kullanılmış olan taş kemerli kapıdır. Üçüncü kapı ise sonradan açılmıştır.
Bir kent turu
Şehrin mutlaka görülmesi gereken eserlerinden bazıları şunlar:
Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi: Kilisenin değişik yerlerindeki yenileme ve restorasyon kitabeleri 3.-4. yüzyıllardan kalma ve bugünkü halinden çok daha büyük bir kilise olduğunu göstermektedir. Bir dönem Süryani Kadim Patrikliğine ev sahipliği yapmıştır. Dinbilimciler, şairler, azizler, elçiler ve patriklerin mezarları burada bulunduğundan çok önemli bir kilisedir. İçindeki kıymetli eşyalarla gerçek bir müze gibidir.
Ulu Cami: Şehrin merkezinde Hasanpaşa Hanı’nın karşısında yer alır. Pagan Dönem’de tapınak, daha sonra Mar Tuma Kilisesi olarak kullanılmıştır. İslam ordularının 639’daki fethinden sonra camiye çevrilmiştir. Caminin dört ayrı cephesi İslam’ın dört ana mezhebine ayrılmıştır. Günümüzde de Hanefiler ve Şafiler iki ayrı mekânda ibadetlerini sürdürüyor. Şu an Hanefiler bölümü olarak kullanılan bölümü, kiliseden camiye dönüştürülen esas bölümü. Dış cephesi de son derece güzel. Avlusunda demir parmaklıklar içinde bulunan güneş saati için bazı kaynaklar El Cezeri’ye ait derken bazı kaynaklar ise Roma Dönemi’nden kalma der.
Diyarbakır’ın Müslümanlar tarafından alınması sırasında şehit düşen 27 sahabenin defnedildiği ve İçkale’nin sur duvarlarına bitişik olarak inşa edilmiş olan Hz. Süleyman Camii, Diyarbakır’ın sembollerinden biri olan ve çarşı sokaklarının arasında yer alan Dört Ayaklı Minare ve yanında yer alan Şeyh Muhattar Camii. 16. yüzyılın sonuna tarihlenen Akkoyunlu eseri bu caminin en önemli özelliği minaresidir. Dört ayağı İslam’ın dört mezhebini temsil eder.
Medrese ve hamamdan oluşan, Osmanlı Dönemi’nin ilk valisi Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından 1516 -1520 yıllarında Surp Theodora Ermeni Kilisesi’nden camiye çevrilmiş olan Kurşunlu Cami ya da Bıyıklı Mehmet Paşa Camii.
Ziya Gökalp Mahallesi’nde ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken Dengbej Evi’nin yanında yer alan, Mimar Sinan’ın çıraklık dönemi yapılarına sayılan, 1564-1572 yılları arasında Diyarbakır valisi Behram Paşa tarafından yaptırılmış olan Behrampaşa Camii.
Yazılı kaynaklarda 16. yüzyıla tarihlenen, 19. yüzyılda iki büyük yangın geçiren, I. Dünya Savaşı’nda Alman karargâhı olan, 1960’a kadar askeri depo, Sümerbank bez deposu ve benzeri amaçlarla kullanılan Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Diyarbakır Ermeni Cemaati tarafından onarılmış ve yeniden kilise işlevine kavuşturulmuştur. Yakın zamanda Surp Giragos Ermeni Vakfı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyon çalışması yapılmıştır. Büyüleyici bir kilisedir.
17.yüzyılda inşa edilen ve Keldaniler tarafından kullanılan Mar Petyun Keldani Kilisesi, Diyarbakır Keldani Patrikliği olarak hizmet verdi. Günümüzde de kullanılan kilise Türkiye’nin en güzel 10 kilisesinden biri olarak bilinir.
Suriçi’nde kûçe diye bilinen daracık sokaklarda ilerleyerek dengbej geleneğinin yaratıldığı Dengbej Evi’ne gelinir. Burada bir yandan çayınızı içerken bir yandan da dengbejleri dinleyebilirsiniz.
Vaktiniz olursa yeni binasında Arkeoloji Müzesi’ni de ziyaret edin. Ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ve bugün müze olan evi Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Ziya Gökalp’in de doğduğu ve bugün müze olan evi Ziya Gökalp Müzesi mutlaka görülmeli.
Bazı kaynaklara göre 6. yüzyıla Bizans Dönemine, bazı kaynaklarda da 8. yüzyılda Emevi Dönemi’ne tarihlenen Kırklar Dağı’nın eteklerinde yer alan On Gözlü Köprü’de yürüyün, köprünün üzerinden Dicle’nin nazlı nazlı akışını izleyin.
15.yüzyıla tarihlenen, Atatürk’ün ordu komutanlığı vekilliği sırasında konakladığı ve bugün eşyalarının sergilendiği bir müze olan Gazi Köşkü ile dışarıdan da olsa 6. yüzyıla tarihlenen ama günümüzdeki şeklini önce Akkoyunlu Dönemi’nde sonra da günümüzdeki restorasyonlarla alan Erdebil Köşkü görülmeli.
Burada mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerleri yazdım, her şey zaten bu satırlara sığmaz. Binlerce yıl çok sayıda imparatorluğa, krallığa, devlete ev sahipliği yapan Diyarbakır, Çayönü, Zerzevan Kalesi, İç ve dış surları, sur kapıları, Hevsel Bahçeleri, On Gözlü Köprü’sü, hanlar, hamamlar, camiler, kiliseler, türbeler, çeşmeler, köşkler, müzeler, çarşılar ve daha saymakla bitmeyecek pek çok hazinesiyle ziyaretçilerini bekliyor.
Diyarbakır artık yalnızca bazı GAP turlarının içinde yer alan bir lokasyon, günübirlik ya da sırf havalimanını kullanmak için gidilen bir yer olmamalı. Turizm açısından çok büyük bir potansiyele sahip olan Diyarbakır, bu satırlara asla sığmayacak güzellikleri ile başka bir lokasyonla birleştirilmeden ve en az iki gün ziyaret edilecek bir şehir olmayı fazlasıyla hak ediyor.
Bu hanlara mutlaka uğrayın
Ulu Cami’nin karşısında yer alan, 16. yüzyılda Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından yaptırılmış olan Hasan Paşa Hanı tipik Türk hanı mimarisiyle ve Diyarbakır’a her ayak basan kişinin kahvaltı etmek için uğradığı bir yer olmak özelliğiyle öne çıkar. Çarşıların yayıldığı ara sokaklarda yürüdüğünüzde 17. yüzyıla tarihlenen Sülüklü Han da güzelliği için görülmesi ve soluklanmak amacıyla bir kahve ya da çay içmek için mutlaka uğranması gereken yerlerden biri.