18.05.2026 - 23:27 | Son Güncellenme:
Nükhet Everi - İstanbul gibi kalabalık bir şehirde bahar, kendini en çok korular ve kasırlar arasında hissettirir.
Şehrin her iki yakasında, yerleşim alanlarıyla çevrilmiş ve ağırlıklı olarak İstanbul Boğazı’na bakan tepelerin yamaçlarında irili ufaklı pek çok koru yer alır. Bizans Dönemi’nde de kullanılan bu korular, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde sultanlar ve devlet aitti. Günümüzde eski sahiplerinin adlarıyla anılan ve onlar tarafından yılın bazı dönemlerinde kullanılan bu korularda Osmanlı’ya dış ülkelerden hediye edilmiş ağaçlar, hatta bazılarında da akarsu, bentler ve Bizans Dönemi’nden kalma harabeler vardır.
İstanbul’da bulunan onlarca korudan yalnızca İBB’ye ait olan 11 tanesi yıl boyunca ziyarete açıktır.
IV. Murad’dan bugüne
Baharın geldiğini en iyi şekilde hissedeceğiniz Emirgân Korusu’dur. 17. yüzyılda IV. Murad döneminden itibaren el değiştire değiştire 19. yüzyılda Mısır Hıdivi İsmail Paşa’nın mülkiyetinde yeniden düzenlenmiş, Sarı, Beyaz ve Pembe Köşk olarak bilinen ve günümüze kadar ulaşmış olan ve restoran, kafe ve etkinlik mekânı olarak kullanılan üç tarihi yapıya sahiptir. Cumhuriyet Dönemi’nde halka açık park haline getirilen Emirgân Korusu’nda muhteşem renklerdeki laleleri, onlarca değişik bitki, ağaç ve çiçekleri görebilir, göletler ve yürüyüş yollarının keyfini çıkartabilirsiniz.
Sultanların av alanı
Şehrin içindeki saklı doğa duygusunu yaşatan Yıldız Parkı ya da Yıldız Korusu da Yıldız Sarayı ve Çırağan Sarayı arasında yer alan tarihi bir korudur. Lale Devri’nden günümüze gelen bu koru da kentin en büyük ve en eski yeşil alanlarından biridir. Osmanlı sultanlarının dinlenme ve av alanı olmuş, 19. yüzyılda günümüzde restoran ve kafe olarak işletilen Malta ve Çadır Köşkleri inşa edilmiş ve Cumhuriyet Dönemi’nde halka açılmıştır.
Yürüyüş yolları, göletler, şelale, asma köprüler ve seyir terasları, çeşitli ağaçlar ve mevsim çiçekleriyle İstanbul Boğazı’nı panoramik biçimde gören bu koruda Yıldız Şale Köşkü ve Yıldız Porselen Fabrikası da yer alır.
Daha sakin, daha yerel ve nefes alan İstanbul hissini sonuna kadar yaşatan Fethi Paşa Korusu, Kuzguncuk-Sultantepe arasında yer alır. 19. yüzyılda yaşamış olan Fethi Ahmet Paşa’ya ait olan bu koru tarihi köşkleri ve süs havuzlarıyla, yoğun bitki örtüsü ve harika Boğaz manzarasıyla büyüleyicidir. Yürüyüş, koşu, hatta piknik yapabilir ve sosyal tesisleri de kullanabilirsiniz.
Şiirsel ve içe dönük Mihrabat Korusu da Kanlıca’da harika bir Boğaz manzarasına sahiptir. Çeşit çeşit ağaçlar, bitkiler ve Boğaz’ın en güzel özelliği olan, baharda açan erguvanlarla süslü bu koruda değişik etkinlikler da yapılabilmektedir. Gezmek, nefes almak, kahvaltı etmek, yemek yemek ve Boğazı izlemek için ideal bir yerdir.

Gülhane: Tarihin tanığı
15. yüzyıldan itibaren Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi, şehrin en eski ve en geniş yeşil alanlarından biri olan Gülhane Parkı, doğal güzellikleri ve tarihi olaylara tanıklık etmesiyle öne çıkar. (Tanzimat Fermanı burada okunmuş, Atatürk 1926’da Latin Alfabesi’ni halka burada tanıtmıştır, ilk Atatürk heykeli de aynı yıl burada dikilmiştir) ve 1912’de İstanbul’un ilk belediye parkı olmuştur.
M.S. 3. yüzyıla ait Gotlar Sütunu, İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, Gülhane Sarnıcı ve Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Kütüphanesi, çeşitli çiçekler, ağaçlar ve rengârenk laleler ve çay bahçeleriyle tarih ve doğanın birleşimini sunar.
Ihlamur Kasrı
Beşiktaş’ta Yıldız ve Nişantaşı yamaçları arasında, Ihlamur Vadisi olarak anılan, eskiden içinden Fulya Deresi’nin aktığı ıhlamur ve çınar ağaçlarının bulunduğu, yeşillikler içindeki mesirede yer alır. 1848-1853 yılları arasında Sultan Abdülmecit tarafından Osmanlı Hassa mimarlarından Nigoğos Bey Balyan’a, iki küçük köşk, av köşkü ve ok talimlerinde dinlenme yeri olarak yaptırılmıştır.
Ihlamur Mahallesi, II. Mahmud zamanında Beşiktaş’ın en gözde mesirelerinden biriydi. Sultan Abdülmecid kasırları yaptırmadan önce burada bulunan bağ evinde dinlenir ve konuklarını ağırlarmış. Hatta ünlü Fransız şair Lamartine’i burada kabul edip görüşürmüş.
Merasim Köşkü (törenler için kullanılmış) ve Maiyet Köşkü (Sultanın maiyeti ve zaman zaman da haremi için kullanılmış) olarak adlandırılan iki kasırdan Merasim Köşkü asıl Ihlamur Kasrı’dır ve yüksek bir subasman üzerinde tek kattan oluşan dikdörtgen planlı ve kesme taştan inşa edilmiş bir yapıdır. Biraz ileride bulunan Maiyet Köşkü de daha sade bir yapıdır. Şehrin merkezinde yer almasına rağmen yüksek duvarları sayesinde çevredeki gürültü ve karmaşadan korunur.
Hıdiv Kasrı
Osmanlı Dönemi’nde Mısır valilerinin makamının adı hıdivlik makamıydı. Hıdiv Abbas Hilmi Paşa, 19. yüzyılın sonlarında uzun bir süre İstanbul’da kalmış ve bugünkü kasrın bulunduğu yerde iki ahşap yalı ve zaman içinde yalıların arasındaki 270 dönümlük bahçeyi de satın almış. Ahşap yalıları yıktırıp 1907 yılında İtalyan mimar Delfo Seminati’ye Art Nouveau tarzında bir kasır ve İstanbul Boğazı’nı gören bir kule inşa ettirmiş.
Hıdiv Kasrı’nın içinde bulunduğu bahçeyi ve Boğaz’ın muhteşem manzarasını görmek, yürüyüş yapmak için gidilmeli.
Aynalıkavak Kasrı
Osmanlı’nın İstanbul’daki dördüncü büyük sarayı olan Tersane Sarayı’ndan (Aynalıkavak Sarayı) günümüze ulaşan tek yapı bu kasırdır. Bu bölge Bizans Dönemi’nde imparatorların gezinti ve dinlenme alanı idi. Fetihten sonra buradaki koruluk Osmanlı sultanlarını da cezbetmiş ve bölgede kurulan Osmanlı tersanesinden dolayı Tersane Hasbahçesi olarak adlandırılmıştır.
Zaman içinde saraya pek çok yapı eklenmiş. Fakat tersane büyüdükçe yapılar yok olmuş, 19. yüzyılda tamamen yıkılan saraydan bir tek Aynalıkavak Kasrı kalmıştır.
18. yüzyıldan günümüze ulaşan bu yapı Lale Devri yaşantısını hatırlatan tarzıyla Haliç kıyılarında bir müze saray olarak yaşamını sürdürmektedir.
Adile Sultan Kasrı
Üsküdar Koşuyolu’nda Validebağ Korusu içinde yer alır. Sultan Abdülaziz tarafından küçük kız kardeşi Adile Sultan’a yazlık saray olarak hediye edilmiştir. Nigoğos Balyan tarafından 1853 yılında inşa edilmiş olan bu kasır, yükseltilmiş bodrum katı üzerinde iki katlı bir yapıdır. Yürüyüş sırasında biraz tarih ve dinlenme derseniz, iyi bir seçenektir.
Beykoz Mecidiye Kasrı
Beykoz’da 1854 yılında Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Sultan Abdülmecid’e armağan edilmek üzere Hassa mimarı Nigoğos Balyan’a plan ve projeleri hazırlattırılıp, inşasına başlanmış ama inşaat 11 yıl sürdüğü için oğlu Said Paşa tarafından tamamlattırılıp Sultan Abdülaziz’e armağan edilmiştir. Yapının müteahhidi Sarkis Balyan’dır.
Sultan Abdülaziz’in kamu hizmetine tahsis ettiği kasır, yetimler yurdu ve daha sonra da hastane olarak kullanılmış ve günümüzde müze olarak ziyarete açıktır.
Maslak Kasırları
19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz tarafından Hassa mimarları Agop ve Sarkis Balyan kardeşlere yaptırılmış olan Maslak Kasrı Kompleksi, padişahlar tarafından av ve dinlenme amacıyla kullanılmıştır. II. Abdülhamid ve V. Mehmed Reşad’ın kullandığı bu yapılar Kasr-ı Hümâyun, Mabeyn-i Hümâyun ve limonluğu, Paşalar Dairesi ve Çadır Köşkü gibi yapı topluluklarından oluşmaktadır. Günümüzde müze olarak ziyarete açıktır.
Sepetçiler Kasrı
Topkapı Sarayı’nın deniz kıyısında yer alan 17. yüzyıla tarihlenen bu yapı bazı kaynaklarda Osmanlı sultanlarının donanmanın sefere çıkış ve dönüşünü izlediği yer olarak geçer. Fransız gezgin Greslot da buranın kayıklar ve küçük kadırgalar için bir kayıkhane olduğundan söz eder. Günümüzde Yeşilay’a tahsis edilmiş olan bu kasır dışarıdan bile olsa mutlaka görülmelidir.
Boğaz’ın kenarında, derelerin arasında
Anadolu yakasında Göksu ve Küçüksu dereleri arasında yer alan kasır, Sultan Abdülmecid tarafından Nigoğos Balyan’a yaptırılmıştır. Barok ve Rokoko stilinde inşa edilmiş olan Küçüksu Kasrı 1856 yılında tamamlanmıştır ve günümüzde müze saray olarak ziyaret edilebilir.