18.05.2026 - 22:53 | Son Güncellenme:
Nihat Yiğit Dik - Özgürlük, sana sunulan hayatı reddedip kendi anlamını yaratabildiğin anda başlar. SICPA Türkiye Arkeoloji Öğrencileri Keşif Desteği Programı ile çıktığım bu yolculuk, sadece antik kentleri gezip görmek, yeni yerleri duygusuzca keşfetmek değildi. Benim amacım, her bir taşın, her bir yapının içerisinde kendi anlamımı bulduğum derin bir keşif olmasıydı.
Bu proje sayesinde, derslerde öğrendiğim teorik bilgilerin kat kat üstüne çıkarak, arkeolojinin oradaki gerçekliğine parmak uçlarımla, ayaklarımla, tüm bedenimle dokunma şansı buldum. Bu yolculuğumda sadece antik kentleri değil, bulunduğu alanı ve coğrafyasının mükemmelliğini de yakından tanıma fırsatı buldum.
Zamanın içinde yürümek
Büyüleyici beyaz travertenlerin hemen yanında yüklesen antik şehir Hierapolis’e ilk adımımı attığım andan itibaren, bu maceramın sıradan bir gezi olmayacağını tüm içtenliğimle hissettim. Hierapolis’te saatler süren, her köşesinde ve her anımda ayrı bir keşif sunan yürüyüşümde, kentin o uçsuz bucaksız genişliği içinde ilerlemek, sadece fiziksel bir mesafe kat etmek değildi; sanki zamanın katmanları arasında kendime yepyeni bir yol açmaktı. Toplamda 8-9 kilometreyi bulan o uzun yürüyüşte, ne yorgunluk ne de mesafeler bir an olsun aklıma geldi. Zihnimde yer eden tek şey, o devasa alanın büyüklüğü ve insan emeğinin binlerce yıl öncesinden bugüne neleri miras bırakabileceğiydi. Şehrin hâkim bir noktasına yapılan tiyatro yapısı karşısında durduğumda her bir taşın sessizce geçmişini anlatması. O devasa yapının benim için sadece bir antik tiyatro değil; geçmiş zamanın bütün emeğini ve olaylarını anlatan muazzam bir estetiğin en somut haliydi.
Laodikeia: Canlı bir şehir
Yolculuğumun devamında Laodikeia’da geçirdiğim vakit, bu maceramı çok daha ileri boyutlara taşıdı. Burada antik kenti sadece gezmedim, onu tüm ruhumla hissettim. Sokaklarını adımlarken, kendimi orada yaşamış antik insanların yerine koydum. Acaba onlar da şu an benim yaşadığım büyülenmeyi yaşıyorlar mıydı sütunların arasında yürürken, onlara dokunurken… Benim için sessiz bir antik şehir olmaktan çıkmıştı Laodikeia; yaşayan, nefes alan ve her köşesinde yeni bir hikâye anlatan canlı bir şehir haline gelmişti.
Bir deneyimden fazlası
Bu gezi, mesleki kimliğimin şekil aldığı gerçek bir andı benim için. Toprağın ve taşın hafızasına dokundukça, aslında her yapıda kendi özümü, yani arkeolojide kendimi bulduğumun farkına vardım. Yürüdüğüm her yol ve dokunduğum her mermer bloku bana unutulmayacak bir hikâye anlatıyordu. Hissettiğim o tarihsel derinlik birleşince, arkeolojinin neden sadece "kazı yapmak" olmadığını, aksine insan ruhunun zaman içindeki serüvenini anlama çabası olduğunu tekrardan anladım. Bazen bir yeri sadece gezmek yetmez; onun ruhuna gerçekten dokunmak ve o arkeolojik bağlamı bizzat yaşamak gerekir. Geçmiş, aslında bugünümüzün en sağlam temelidir.
Bu eşsiz keşif yolculuğuna vesile olan ve bizlere bu kapıları açan kıymetli SICPA Türkiye ekibine; yol boyunca bilgisiyle, enerjisiyle ve desteğiyle her zaman yanımda olan, bu güzel deneyimi benimle paylaşan canım ablam Merve Doygun’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Minnettarım.