Arkeoloji'Troyanâme'

'Troyanâme'

17.02.2026 - 03:59 | Son Güncellenme:

Homeros’un eserleri binlerce yıl sonra da çevrilmeye, keyifle okunmaya, hatta sinemaya aktarılmaya devam ediyor. Türkçede yıllarca Azra Erhat ve A. Kadir çevirisiyle okuduğumuz İlyada’yı birkaç yıldır Erman Gören’in yeni çevirisiyle de okuyabiliyoruz

Troyanâme

Görkem Evci - Homeros'un İlyada'sı Türkiye'de yıllardır Azra Erhat ve A. Kadir'in 1958 yılında yaptığı çeviriden okundu. 2024 yılında İlyada, Erman Gören’in yeni çevirisiyle çıktı karşımıza. Şiir çevirisi zaten her zaman tartışmalı olmuştur. Nesir çevirisinde bile bazı kayıpların yaşanması kaçınılmazken iş nazma gelince daha da çetrefilleşir. Hele de bu binlerce yıl önce yazıya geçirilmiş bir şiirse... Ritim, ahenk, anlam, duygu, dil özellikleri gibi farklı katmanları olan bir metni, başka bir dile çevirirken her şeyden önce bazı tercihlerde bulunmak, bunlardan bazılarına ağırlık verirken bazılarını geride bırakmak gerekir. Elimizdeki iki İlyada çevirisini birbirinden farklı kılan da bu.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Her iki çeviri de asıl metinden önce kapsamlı giriş yazılarıyla okuru Homeros ve İlyada'nın dünyasına davet eder. Bu da "Homeros kimdir?" ile başlayan, en az metnin kendisi kadar çetrefilli olan bir meseledir. Azra Erhat, "Onu hiç bilmiyoruz, hiçbir zaman bilemeyeceğiz desek de yeri, biliyoruz, hiçbir şairi bilmediğimiz gibi biliyoruz desek de yeri" diyerek başlar söze. İsmini ilk kez M.Ö. 7. yüzyılda duyduğumuz bu yarı gerçek yarı efsane ozanın M.Ö. 9-8. yüzyıllar arasında yaşadığı düşünülür. Memleketi için İzmir diyen de vardır, Sakız Adası'nda yaşadığını söyleyen de. Erman Gören, Homeros'un memleketi diyen bahsedilen yerlerin sayısının 20'ye kadar çıktığını aktarıyor.

Haberin Devamı

Kimdir Homeros?

Mesele, Homeros'un doğum tarihi ve memleketiyle bitmiyor. Homeros kimdir sorusu çok daha dolambaçlı yollara çıkıyor.. Erman Gören'in sorularıyla o kapılara varalım: "Homeros hakikaten yaşadı mı? Destanları fiilen kim besteledi? Bu besteci bir kişi miydi yoksa belirli bir geleneğe mensup gezici şairlerden oluşan bir grup muydu?"

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Her şeyden önce, İlyada'nın başta okunmak için yazılmış bir şiir olmadığını, topluluğa icra edilen bestelenmiş bir "söz" olduğunu söylemek gerekir. Sözlü kültür ürünlerinin unutulmadan dilden dile yayılmasını sağlayan da zaten bu "şifre"dir. Metinler, belli kalıplar ve ritimlerle şifrelenir. Ancak bu şifrenin bir anahtarı da icracıdadır. Her bir icracı hatta bir icracı her bir icra sırasında, aslında metni yeniden üretir. Ta ki metin, yazıyla "sabitlenene" kadar.

Haberin Devamı

Erman Gören, İlyada'nın M.Ö. 730-700 yılları arasında tam olarak vücuda geldiğini aktarırken yine bu mısraların yazıyla tanışıklığının da M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzandığını belirtir. Ancak metnin tam olarak toparlanması uzun bir süreçtir ve yüzyıllar boyunca metne eklemeler de yapılır.

Haberin Devamı

Troyanâme

Erhat'ın yukarıda saydığım sorulara yanıtı ise şöyledir: "Homeros yaşamış büyük bir ozandır. O büyük bir destan geleneğinin başlangıcında değil, ortasında bulunuyordu, yani Troya efsanelerini kendi yaratmamış, yalnızca biçimlendirmiştir. Bu efsaneler arasında bir seçme yapmış ve seçtiği destan olaylarını bir düzen içinde, bir bütün olarak kurmuştur."

Haberin Devamı

Erhat, İlyada'nın çevirisiyle ilgili iki yol olduğunu söyler: "Ya destanı düz bir nesir diliyle çevirmek ya da vezinsiz olmakla birlikte bir çeşit nazım uyumu tutturacak dize kalıplarına gitmek. İkinci yolu seçtik. Hiç değilse, dedik, okuyucu Homeros dizelerinde sözcüklerin nasıl sıralandığını duysun, bir ses tekerlemesinin tadına varsın." Erhat, "Türkçenin çok yenisi ile çok eskisi arasında bir konuşma dili"nde karar kıldıklarını da belirtir çevirinden bahsederken.

Erman Gören ise çevirisini şöyle tarifler: "Öncelikle bu çeviri, Homeros'un Batı edebiyatının kökleri olarak kabul edildiği gerçeğini göz ardı etmeden, Homeros'u 'ecnebi' saymayan bir yerde konumlanmaktadır. Bu çeviride Homeros'un İzmirli bir şair olarak 'bizden biri' olduğu önkabulu ile yola çıkılmamıştır." Yine Gören, "orijinal metne riayet etmeksizin akıcılık, güzellik, destansılık gibi idealleştirilmiş yönlere meyledilmediğini, Homeros'un sözünü uyarlamadan, çarpıtmadan, akıcılık uğruna epitetleri göz ardı etmeden" çeviri yapıldığını kaydeder. "Gündelik dilin mevcut imkânlarından yararlanıldığı kadar yüzeysel bir bakışla 'arkaik' olarak nitelenmeye açık bir kelime haznesine" de başvurulduğunu belirtir.

Haberin Devamı

İlyada mı Ilias mı?

İki çevirmenden bu alıntıların, iki metnin farkına dair önemli noktaları kapsadığını düşünüyorum. Farklara biraz daha yakından bakmak için kitabın isminden başlayalım. Gören'in İlyada ismine itirazı var. "Yerleşik hale geldiği ve okurun yeni çeviriye ulaşmasını engelleyecek bir karışıklık yaratmaması için" kapakta "İlyada" yazılsa da, bu ismin içinde daha küçük puntolarla "Ilias" başlığı da okunur. Gören'in doğru çeviri olarak önerdiği isim de budur: "Dişil bir kelime olan Ilias başlığı destanın Ilion/Ilios (diğer adıyla Troia) şehrinden çıktığının altını çizer tarzda Ilion'un (şiiri) anlamını ifade eder."

Ancak benim asıl beğendiğim öneri, Gören'in "Türkçedeki şiir geleneğinin sunduğu terkibi" hatırlatarak destanın başlığının İskendernâme örneğinde olduğu gibi "Ilionnâme" olarak çevrilebileceğini söylemesi. Bugün kent Ilion isminden çok Troya ismiyle bilindiği için bu destana "Troyanâme" demek ise benim daha çok hoşuma gitti. Yazının başlığı da buradan geldi.

Haberin Devamı

İki kitap arasında bir başka temel fark da yıllardır okurun "Akhalar" olarak bilip söylediği, Troyalıların düşmanlarını ifade eden kelimenin "Akhaiolar" olarak çevrilmesidir.

Azra Erhat ve A. Kadir çevirisinde olduğu gibi yeni çeviride de asıl metinden önce "kitap"ların yani destanı oluşturan "bölüm"lerin kısa özetleri yer alıyor. Yeni çeviride özetler daha geniş tutulmuş. Özetlerin yanı sıra kitabın sonundaki "sözlük" de daha kapsamlı.

Küçük karşılaştırmalar

Çevirinin farkına göz atmak için birkaç mısradan örnek vermenin yeterli olacağını düşünüyorum. Eski çeviride destan, artık hafızalara kazınan şu cümleyle açılır: "Söyle tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un öfkesini söyle." Gören'in çevirisi ise şöyle başlıyor: "Gazabını terennüm et, ey tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un." "Öfke" yerine "gazap", "söylemek" yerine "terennüm" tercihi, iki çevirinin karakterini ilk mısradan gösteriyor. Yine yeni çeviride "Akhaoiların" sıfatı/epiteti "dizlikleri-âlâ" iken eski çeviride "Akhalar"dan "güzel dizlikli" diye bahsedilir. Aynı şekilde eski çevirideki "güzel surlarla çevrili Troya" da yeni çeviride "surları-âlâ Troia"dır. Eski çeviride "gücü yaygın" olan Agamemnon'un da yeni çeviride "hükümranlığı geniş"tir. Eski çevirideki "ok saçan Artemis" yeni çeviride "tîrendaz" olur. İki çeviri arasındaki farkı göstermek için iyi bir örnek olduğunu düşündüğüm bir diğer mısra da 10. Kitap/Bölüm'den:

Azra Erhat ve A. Kadir'in çevirisindeki "Akhalar için şimdi iki yol kaldı: / ya yok olup gitmek ya yaşamak" dizesi, Erman Gören'in çevirisinde "ya pek matemli helak var Akhaiolar için veyahut da hayat" şeklinde. 

Bu küçük karşılaştırmaların da gösterdiği gibi eski çeviride fazla "sanatlı" olmayan, sade, basit, akıcı bir dil tercih edilmişken, yeni çeviride -Gören'in bizzat söylediği gibi- gerektiğinde "akıcılık"tan taviz verilerek daha sanatlı bir söyleyiş, bazen çok uzun cümleler ve bolca "arkaik" kelime kullanılmış. Elbette genel olarak çeviriler için doğruluk/yanlışlık kavramları da kullanılabilir ama bu iki çeviride zaten çevirmenlerin açıkça belirttikleri tercihler öne çıkıyor. Bu noktada da takdir okuyucuya kalıyor. İki farklı tadı da alabilmek için benim gibi karşılaştırmalı bir okuma yapmak da başka bir tercih.

Öyle ya da böyle bu zor ve uzun metin, çeviriler aracılığıyla yaklaşık 3000 yıl sonrasına taşınıyor, bugün de zevkle okunabiliyor. Yetmiyor, milyonlar Homeros'un diğer destanı Odysseia'yi sinemada izlemek için merakla gün sayıyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler