ArkeolojiYazıdan ses duymak

Yazıdan ses duymak

20.09.2026 - 04:09 | Son Güncellenme:

Eski Mezopotamya âlimleri, müzik teorisine dair sahip oldukları birikimi çeşitli dönemlerde çivi yazılı tabletlerle kayıt altına almışlardı

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Yazıdan ses duymak

Prof. Dr. Cenk Güray - Araş. Gör. Tunahan Alan - Müziğin tanımlayamadığımız kadar eski bir zamandan gelen sesleri, sözleri, ezgi ve ritimleri barındırdığına dair oldukça keskin ve güçlü bir inancımız var. Böylesi bir inanç, müzik denilen tasarımın genel anlamıyla “sözlü anlatım” ile aktarılmış olduğuna dair en az bir önceki kadar güçlü inanç ile aynı fikri temel üzerinde köklenmektedir. Bu iki inancın ortak alanı “müziğe” hem pozitivist bir bakış ile formüllendirilmesi mümkün olmayan esrar yüklü bir anlamsal güç verirken, aynı zamanda da bu kavramın ancak küllî hafıza, hayal dünyası ve menâkıbnamelerle inşâ edilmiş bir geçmiş üzerinden tanımlanmasını sağlayabilecek bir “müphem” düşünce zeminini de oluşturmaktadır. İşte tam bu noktada yazı, sesi zapt etme ve doğadaki kaosu ölçülebilir bir düzene oturtma arzusuyla devreye girer.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Müzik Teorisine dair ilk kaynakların, Eski Mezopotamya dönemine tarihlenen ve sesler arası uyum-uyumsuzluk ilişkilerini çalgıların akort sistemleri üzerinden irdeleyerek müziğin oluşumuna dair fikir üreten kil tabletler olduğu söylenebilir. M.Ö. 2500-2000 yılları arasına tarihlenebilecek bu metinler aracılığıyla “Müzik Teorisi” alanının insanlık tarihinin ilk “bilimsel üretim” alanı olarak addedilebileceği, hatta söz konusu metinlerin “doğadaki düzeni anlamak adına” akıl yürüten ilk “felsefe” metinleri olarak da kabul edilebileceği söylenebilir. Zira bu metinlerin ilk amaçlarından birinin doğanın dengesine dair ölçülebilir bazı özellikleri müziğin matematik ve fizik yüklü doğasından hareketle anlaşılır kılmaya çalışmak olarak görülebilmesi mümkündür. Ancak bununla beraber bu metinler, müziği anlama ve algılamaya yönelik sorular üzerinden bugüne kadar gelmiş olan “menkıbevî” düşünceler yumağını da “yazıya geçirilmeye çalışılmış bir sesler dünyası” kurarak belirginleştirmeye çalışmış ve müziğin “tartışmasız eskiliğinin” sebeplerini insan aklı açısından “ifşâ etmeye” gayret etmiştir. İşte müziğe dair geçmiş yazılar ve görseller üzerinden “ses duyabilmek” yani “geçmişe dair artık işitilmesi mümkün olmayan seslerin” hayâlini kurabilmek ancak Müzik Teorisinin çalgılar ile bir arada kurduğu ve işitilmesinin yanında dokunulabilir olan bu teorik müzik katmanını anlamak ve algılayabilmek ile mümkün olabilir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve Ege coğrafyalarını kapsayan bölge, Antik Dünyanın önemli kültür odaklarından birini oluşturur. Bu topraklarda M.Ö. 3500 yılından itibaren hüküm sürmeye başlayan uygarlıklar, birbirlerini etkileyerek ve dönüştürerek bu coğrafyaya özgü kültürel değerlerin oluşmasını sağlamışlardır. Bu kültürel değerlerin en önemlilerinden biri müziktir. Zira müzik hem doğanın içinden gelen seslerle örülü malzemesi ile insan hayatının evren içindeki yolculuğunun doğal bir şahidi olabilmekte hem de külli hafıza üzerinden sözlü kültür aracılığıyla aktarılabilmesi özelliği ile de her döneme dair bir kültürel çevrede yaşanmış kültürel tecrübe ve yaşamsal değişiklikleri aynı çevrede yaşayacak olan bir sonraki kültüre yansıtabilmektedir. Tabii ki, eski ve aktaran kültürün de bazı temel müzikal özellikleri kendinden önceki kültürlerden devralmış olması da bu aktarımın zincirinin doğal bir çıktısı olarak işaret edilebilmektedir. Müzik geleneğinin bazı temel özelliklerini koruyarak zamanın şeklini alabilme ve zamana uygun değişiklikleri bünyesine katabilme özelliği, müziği adeta geçmiş zamanların çok güçlü bir şahidi olarak insanlık düşüncesinin hizmetine sunmuştur. Dolayısıyla binlerce yıllık bu kültürel aktarım silsilesi belli bir coğrafyaya ait bazı ortak müzikal özelliklerden bahsetmeyi mümkün kılar. Bu benzerlikleri takip edebilmenin yollarından biri, somut olarak elimizde bulunan ve müziğin şekillenmesinde öncü rol oynayan, bir kültürün kendi müziğini oluşturmak için kullandığı ses malzemesini ifade eden “ses sistemlerinin” ve bunların doğal aktarıcısı olan çalgıların analizidir. Bu yazı söz konusu tecrübeyi Eski Mezopotamya ölçeğinde ortaya koymayı planlamaktadır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yazıdan ses duymak

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Eski Sümer ve  Mezopotamya müziğine bir bakış

Haberin Devamı

Sosyo-politik devlet organizasyonu tanımıyla uygarlık Eski Mezopotamya'da doğduğunda, binlerce yıl süregelecek bir kültürel geleneğin tohumları da atılmış sayılır. Bugün Sümerler olarak adlandırılan toplum, Irak'ın güneyine işaret eden bölgede inşa ettiği "devlet" yapısıyla sosyal ve kültürel tarih kronolojisinin başına adını silinmeyecek bir biçimde yazdırmıştır. Şüphesiz bunun en temel sebeplerinden bir diğeri de Eski Mezopotamya toplumlarının yazıyı icat etmiş olmalarıdır.

Astronomi, matematik gibi alanlarda bilimsel ve kültürel gelişimin ilk çabaları, tarih anlatılarınca uzun bir süre Antik Yunan'a atfedilmiştir. Ne var ki bu bilimsel birikimin önemli bir kısmı, yine Antik Yunan'ın "Mezopotamya" yani "iki nehir arasında kalan topraklar" olarak adlandırdıkları coğrafyanın ürünü olan devasa bilgi mirasına dayanmaktadır. Bu mirasın barındırdığı en nadide kültürel öğelerinden biri de müzik hafızasıdır.

Haberin Devamı

Eski Mezopotamya toplumu müziği ataları ve komşuları gibi avcılık, iletişim, sosyal ve dinsel bağ için kullanırken, müziğin soyut dünyasını da kültürel hafızalarına nakşetmiştir. Müziklerinin yapısal ve işlevsel boyutları, temelinde Eski Mezopotamya’nın inanç sistemlerini ve devlet organizasyonunu da barındırmaktadır. Sümerler ve ardından gelen diğer Eski Mezopotamya toplumları için müzik; dini ritüellerden resmigeçitlere, ağıtlardan eğlenceye, egemenlik temsilinden neredeyse bir “propaganda aracına” kadar birçok durumda farklı işlev ve anlamlara sahiptir. Bundan hareketle olacak ki, günümüze ulaşan yazılı belgeler arasında müzik hafızasının muhafaza edilişi ile ilgili metinlere de rastlamak mümkündür. Örneğin Sümer Tanrı Kralı Šulgi'ye atfedilen övgü şiirlerinde (ETCSL 2.4.2.02, “A Praise Poem of Šulgi” [Šulgi B], 270–280) müziğin yalnızca icra edilen bir sanat olarak değil; korunması, yeniden icra edilmesi, repertuvara alınması ve sonraki kuşaklara aktarılması gereken bir kültürel bilgi biçimi olarak idrak edildiği görülmektedir. Bu anlayışla paralel olarak, Eski Mezopotamya âlimleri, müzik teorisine dair sahip oldukları birikimi çeşitli dönemlerde çivi yazılı tabletlerle kayıt altına almışlardır.

Eski Mezopotamya Müzik Teorisi Metinleri olarak adlandırılabilecek olan bu külliyat, Alman Asurolog Benno Landsberger'in iki çivi yazılı tableti karşılaştırarak aralarındaki müzikal ilişkiyi ortaya koymasıyla doğmuştur. Kendisinin de desteğiyle Anne Draffkorn Kilmer tarafından 1960 yılında yayımlanan bir makale, bu külliyata ışık tutan ilk bilimsel yayın olmuştur.

Numaralandırılmış teller

Günümüze kadar tespit edilen ve bilimsel olarak yayımlanan bu külliyattaki metinlerin, genel olarak lir yahut arp tipi çalgılarla irtibatlı bir müzik teorisi geleneğine ait olduğu anlaşılmaktadır. U.3011 etiketli çivi yazılı tablette, dokuz telli olduğu düşünülen bir çalgının telleri 1–2–3–4–5–4–3–2–1 biçiminde, devirsel ve simetrik bir düzen içerisinde numaralandırılmış; teller için ayrıca belirli isim ve ifadeler kullanılmıştır. YBC 11381 etiketli bir başka tablette ise dokuz tel 1’den 9’a kadar sıralanmış ve her bir tel farklı bir tanrı ve dua veya tanrısal işlevler ile ilişkilendirilmiştir. Bu veriler, söz konusu çalgıların tellerinin belirli bir numaralandırma, adlandırma ve anlamlandırma düzeni içerisinde ele alındığını; bu vesileyle söz konusu çalgıların Eski Mezopotamya’da müzik ile doğa, ilahî dünya, evren ve düzen arasında tesis edilen münasebeti de görünür kıldığını göstermektedir.

Müzikal aralıklar

Yukarıda sözü edilen metinlerin çalgı tellerini konu eden çivi yazılı tabletler şeklinde tasnif edilmesi durumunda karşımıza bu tellere ait müzikal aralıkları konu eden tabletler ikinci bir kategori olarak çıkmaktadır. Bu yeni kategorinin merkezinde yer alan CBS 10996 etiketli çivi yazılı tablet, çalgı telleri arasındaki müzikal aralıkların belirli isim ve terimlerle adlandırıldığını gösteren en mühim örneklerden biridir. Metinde 1–5, 7–5, 2–6, 1–6, 3–7 ve 2–7 gibi tel çiftleri ayrı ayrı adlandırılmakta; böylelikle daha önce numaralandırıldığı görülen teller arasındaki münasebetin, müzikal aralıklar üzerinden tarif edildiği ve aynı bağlamda isimlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu aralıkların belirli bir terminoloji dâhilinde ifade edilmesi, döneme dair müzik teorisi metinlerinin yalnızca tellerin sıralanmasıyla sınırlı kalmadığını, bu metinlerin teller arasındaki müzikal ilişkileri de tarif edebildiğini göstermektedir. CBS 10996’nın matematiksel bir liste içinde tespit edilmiş olması ise müzik ve matematik arasındaki yadsınamaz ilişkiyi bu dönem açısından ayrıca tasdik etmektedir.

Akort süreci

Akort prosedürü, ses dizisi, aktarılmış ses dizisi başlıkları altında toplanabilecek üçüncü kategori ise, önceden akort edilmiş dokuz telli lir yahut arp çalgısının yeniden akort edilme sürecini aktarmaktadır. Metinlerde süreç, çalgının türüne bağlı olarak akortlu olmayan aralıkların hangi telin gevşetilmesi veya gerdirilmesiyle akortlanabileceğini tarif ederek ilerlemektedir. Çalgı sırasıyla isartum, qablitum, nis tuhrim, nid qablim, pitum, embubum ve kitmum olarak adlandırılan yedi farklı düzene göre akortlanmakta; ilk yedi aşamada teller gerdirilmekte, takip eden yedi aşamada gevşetilerek yeniden isartum düzenine dönülmektedir. Tellerin birbirini takip etmesi suretiyle ilk baştaki tele veya o telin eşdeğerindeki oktav sesine doğru giden bu ilerleyiş, sürecin devirsel mahiyetini de ortaya koymaktadır. Ayrıca 1. ve 2. teller altere edildiğinde sırasıyla 8. ve 9. tellere de müdahale edilmesi, bu tellerin paralel veya unison olabileceğini göstermekte ve adeta “heptatonik bir ses dizisi” yapısına işaret etmektedir.

Müzik notasyonu

Notasyon ve repertuvar konularını işleyen dördüncü ve son kategoride en dikkat çekici örneklerden biri H.6 etiketli çivi yazılı tablettir. Bu tabletin kolofonunda/künyesinde eserin “tanrılar için nid qablim [akordunda/modunda] bir şarkı/ilahi” olduğu belirtilmektedir. Bir önceki kategoride bir akort düzeni olarak karşılaşılan nid qablim teriminin burada belirli bir eseri tanımlaması, söz konusu terimin bir ses dizisi veya mod yapısını da ifade etmiş olabileceğini düşündürmektedir. H.6 günümüze ulaşan en eski müzik notasyonu örneklerinden biri olmakla birlikte henüz kesin olarak çözümlenememiş; araştırmacılar tarafından bu tablete dair farklı okuma ve notasyon önerileri ortaya konmuştur.

Aynı kategorideki repertuvar tabletlerinde şarkı ve ilahi sayıları, eser türleri ve önceki kategoride karşılaşılan akort/dizi isimleriyle ilişkili terimlere de rastlanmaktadır. Ebbube tipi 24 aşk şarkısından söz edilmesi ve ebbube kelimesinin akort prosedüründeki embubum ile ilişkilendirilmesi, söz konusu terimin; eserlerin adeta “modunu”, “dizisini” ya da “makamını” de belirtmiş olabileceğini düşündürmektedir. Iratu/irate kelimesinin “göğüs” anlamındaki irtu kelimesiyle ilişkilendirilmesi ve aşk şarkıları için kullanılması ise Eski Mezopotamya’daki “aşk şarkısı” mefhumunun “yürek/göğüs şarkısı” şeklinde anlamlandırılmış olabileceğini de göstermektedir.

Bütün bu veriler, Eski Mezopotamya’da Sümerlerden itibaren şekillenen müzik geleneğinin teorik metinlerin ötesine taşarak icra pratikleri ve müzisyenlik gelenekleri içerisinde de varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. Sümerlerdeki uzman müzisyen/icracı terimleri olan gala ve nar ile irtibatlı logogramların Hitit metinlerinde de kullanılması bu kültürel aktarımın dikkat çekici örneklerindendir. Çeşitli kazılarda ele geçen lir ve arp gibi çalgılar ve görsel betimlemeler de bu müzik geleneğinin maddi tanıklıklarını oluşturmaktadır. Yaklaşık dört binyıl boyunca süregelen bu gelenek içerisinde çeşitli dönemlerde belgelendirilmiş olan müzik teorisi metinleri ve dini-törensel uygulamalardan gündelik yaşamın farklı alanlarına uzanan müzik pratikleri, bu geleneğin toplumsal ve kültürel sürekliliğini görünür kılmaktadır. Böylesi bir müzik kültürünün, Anadolu ve Antik Yunan coğrafyalarıyla da etkileşerek ortak bir müzik geleneğinin özünü oluşturduğu söylenebilir. Bu sebeple Eski Mezopotamya ve Sümer müzik geleneğinin Antik Yakındoğu, Antik Ege ve Akdeniz müzik hafızasının başlıca unsurlarından biri olarak değerlendirilebilmesi mümkün gözükmektedir.

Seçilmiş Kaynakça

Alan, T. (2023). Eski Mezopotamya Müzik Teorisi Metinleri ve Çalgıları Bağlamında Anadolu Arkeomüzikolojisini Değerlendirmek. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Ankara.

Black, J. A., Cunningham, G., Ebeling, J., Flückiger-Hawker, E., Robson, E., Taylor, J. & Zólyomi, G. (1998–2006). The Electronic Text Corpus of Sumerian Literature (ETCSL). University of Oxford.

Groneberg, B. (2003). “Searching for Akkadian Lyrics: From Old Babylonian to the ‘Liederkatalog’ KAR 158.” Journal of Cuneiform Studies, 55, 55–74.

Güray, C. (2017). Bin Yılın Mirası / Makamı Var Eden Döngü: Edvar Geleneği. İstanbul: Pan Yayıncılık.

Kilmer, A. D. (1960). “Two New Lists of Key Numbers for Mathematical Operations.” Orientalia, 29(3), 273–308.

Kilmer, A. D. (1971). “The Discovery of an Ancient Mesopotamian Theory of Music.” Proceedings of the American Philosophical Society, 115(2), 131–149.

Masalcı Şahin, G. (2020). Hititlerde Müzik, Müzik Aletleri ve Müzisyenler. Ankara: Bilgin Kültür Sanat Yayınları.

Mirelman, S. & Krispijn, T. J. H. (2009). “The Old Babylonian Tuning Text UET VI/3 899.” Iraq, 71, 43–52.

Payne, E. E. (2010). “A New Addition to the Musical Corpus.” In S. C. Melville & A. L. Slotsky (Eds.), Opening the Tablet Box: Near Eastern Studies in Honor of Benjamin R. Foster, 291–300. Leiden: Brill.

West, M. L. (1994). “The Babylonian Musical Notation and the Hurrian Melodic Texts.” Music & Letters, 75(2), 161–179.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler