Arkeoloji“zinir zinir!”: Hititlerde müziğin yeri

“zinir zinir!”: Hititlerde müziğin yeri

20.09.2026 - 04:14 | Son Güncellenme:

Müzik ve dans, Hitit yaşamında yalnızca eğlence amacıyla kullanılmıyordu. Bayramlardan cenazelere, şifa ritüellerinden mitolojik anlatılara kadar müzik; insanlarla tanrılar arasındaki iletişimin önemli araçlarından biriydi

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
“zinir zinir”: Hititlerde müziğin yeri

Doç. Dr. Gülgüney Masalcı Şahin - “… Baş saray muhafızı içeri girer ve krala söyler: ‘Lirler dışarı taşınsın mı?’ Kral yanıtlar: Dışarı taşınsın. Sonra baş saray muhafızı hila- yapısına gider ve asa adamına söyler: ‘zinir zinir (müzik)!’ Asa adamı dışarı kapıya çıkar ve müzisyenlere söyler: ‘zinir zinir (müzik)!’. Ve müzisyenler lirleri taşır…”

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yaklaşık 3500 önce Anadolu'da kutlanan bir bahar bayramının hazırlıkları böyle başlar. Bu satırlar, Hititlerin en önemli dini festivallerinden biri olan ve 38 gün süren AN.TAH.ŠUMSAR (Çiğdem) Bayramı'nın on altıncı gününe ait çivi yazılı tabletlerden günümüze ulaşmıştır. Birkaç kısa komut cümlesi bile müziğin törendeki yerini açıkça ortaya koyar: Daha kral tapınak alanına çıkmadan önce müzik başlamalı, çalgılar hazır edilmeli ve tören belirlenen düzen içinde ilerlemelidir.

“…Sonra kral (ve) kraliçe halentuwa evinden gelirler.  İki saray görevlisi, bir muhafız kralın önünde koşar vaziyettedir. Beyler, saray oğlanları ve muhafızlar kralın arkasından yürürler. Soytarılar arkammi, huhupal, galgalturi (vurmalı çalgılarını) kralın arkasında ön saflarda çalarlar. Kült paydaşları kralın yanında dururlar ve dans ederler. TIBULA (Lut/saz) çalarlar…”

Haberin Devamı
Haberin Devamı

M.Ö. 2.  bin yılda Anadolu’da hâkimiyet kurmuş Hititlerin müziğini anlamamızı sağlayan başlıca kaynaklar, Hitit çivi yazılı tabletleri ile arkeolojik buluntulardır. Hitit müziğinin melodileri ise sessizliğini korumaktadır; çünkü günümüze herhangi bir nota sistemi ulaşmamıştır.

Haberin Devamı

Öte yandan bayram metinleri, ritüeller başta olmak üzere envanter metinlerinden kelime listelerine, tarihi metinlerden efsanelere, dualardan antlaşma metinlerine kadar pek çok farklı belge ile kabartmalı vazolar, mühürler ve ortostatlar sayesinde müziğin hangi törenlerde, kimler tarafından ve hangi çalgılar eşliğinde icra edildiğini büyük ölçüde izlemek mümkündür.

Haberin Devamı

Bununla birlikte bu kaynakların önemli sınırlılıkları da vardır. Resmî devlet arşivlerine ait olan bu belgeler, daha çok saray ve tapınak çevresinde gerçekleştirilen törenleri yansıtır. Bu nedenle bir müzisyenin nasıl yetiştiğini, günlük yaşamda söylenilen ninnileri, şarkıları ya da halk arasında düğünlerin nasıl kutlandığını bugün kesin olarak bilemiyoruz.

Haberin Devamı

Yine de Hitit tabletlerinin satır aralarına dikkatle bakıldığında müzisyenlerin, şarkıcıların, dansçıların, tören alaylarının ve kutsal çalgıların oluşturduğu büyük bir organizasyonu adım adım takip etmek mümkündür.

Haberin Devamı

Müziğin sesi nerelerde yükseliyordu?

Hitit müziğini anlamamızı sağlayan yazılı belgeler, müziğin yaşamın pek çok alanında kendine yer bulduğunu gösterir. Ancak müziğin sesinin en güçlü biçimde duyulduğu ortam kuşkusuz bayramlar ve dini törenlerdi. Kendilerini “Bin Tanrılı Halk” olarak tanımlayan Hititlerin metinlerinde 165’i aşkın bayramın adı kaydedilmiştir. Başkent Hattuša’da kutlanan büyük devlet bayramlarının yanı sıra yerel kültlere ait kutlamalar da tanrılarla insanlar arasındaki bağın sürdürülmesi açısından büyük önem taşıyordu.

Bu bayramlarda müzik neredeyse törenin akışını belirleyen bir unsur hâline gelmişti. Geçit törenlerinde, kral ve kraliçe bir mekândan diğerine geçerken, kurbanlar sunulurken ve tanrılar onurlandırılırken müzisyenler görev başındaydı. Özellikle Hitit metinlerinde “tanrıyı içmek” olarak ifade edilen ritüel, müzik açısından dikkat çekicidir. Tanrı adına gerçekleştirilen ve hükümdarla tanrı arasındaki yakınlığı vurgulayan bu özel seremonilerde telli çalgılar çalınıyor, şarkılar söyleniyordu.

Haberin Devamı

Dolayısıyla müzik ve dans, kutlamalara renk katan birer eğlence unsuru olmaktan çok daha fazlasıydı. Tanrılarla iletişim kurmanın, kutsal düzeni sürdürmenin ve farklı kültürel gelenekleri aynı ritüel içerisinde buluşturmanın araçlarıydı. Üstelik tabletler bazen müziğin çalınması kadar çalınmaması gereken anları da kaydetmiştir. Belirli ritüel aşamalarında müzisyenlerin susmasının özellikle belirtilmesi, sessizliğin de en az ses kadar törensel bir anlam taşıyabildiğini düşündürür.

Müziğin kullanıldığı dini törenler yalnızca bayramlarla sınırlı değildi. Günler boyunca devam eden kraliyet cenaze törenlerinde ölünün ruhu ve tanrılar için kurbanlar sunulurken lir ve uzun saplı telli çalgılar törene eşlik ediyordu. Böylece müzik, yaşam ile ölüm arasındaki geçiş ritüellerinin de bir parçası hâline geliyordu.

Müziğin şaşırtıcı kullanım alanlarından biri ise tedavi ritüelleridir. Bir hastalığın giderilmesine yönelik törende şu sahne anlatılır:

Haberin Devamı

“…Hekim yukarı gelir ve ocağa dört kez koşar. huhupal enstrümanını çalar ve şarkı söyler. Dört kez koştuğunda hekim iki bakır iğneyi alır ve vurur. Sonra huhupalı alır ve sofranın önünde dans eder…”

Müzik, hareket ve ritüel eylemin iç içe geçtiği bu sahne, modern anlamda doğrudan bir “müzikle tedavi” uygulaması olarak değerlendirilmemelidir. Burada vurmalı bir saz olduğunu düşündüğümüz huhupal çalgısını kullanan hekim, müziği ve dansı bir sağaltım ritüelinin parçası olarak kullanmış olmalıdır. Şamanik ritüellere de benzeyen bu seremoni, müzik ile şifa arasındaki ilişkinin Anadolu’da çok eski dönemlere uzandığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Savaş meydanlarında da müzik eksik kalmamıştı. Savaş şarkıları kuşatma sırasında askerleri cesaretlendirmek için söylenmişti. Bazı törenlerde ise savaşın canlandırıldığı sahneler ve savaş şarkıları karşımıza çıkar:

“…Tanrı huzurunda üç BALAG.DI adamı savaşırmış gibi dövüşürler ve Fırtına Tanrısı ile savaşırlar. BALAG.DI adamları cesaret verici savaş şarkısı söylerler. BALAG.DI’ye ve zile vururlar. Bir BALAG.DI adamı tanrının kapısında durur. Borazanı üfler...”

Tanrıların dünyasında müzik

Müzik yalnızca insanların gerçekleştirdiği törenlerde değil, tanrısal anlatıların içinde de yerini almıştır. Nitekim bazı mitolojik anlatıların doğrudan “şarkı” olarak adlandırılması, bunların müzikli icralarla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

Müzikle özellikle ilişkilendirilen tanrılardan biri İštar’dır. Mitolojik anlatılarda tanrıçanın müzik, şarkı ve dansla bağlantılı yönleri belirgin biçimde görülür. Ayrıca tanrıçanın Sümer’deki karşılığı olan tanrıça INANNA, Hititlerde bir enstrümana adını vermiştir. Lir olduğu düşünülen çalgı, GIŠ DINGIR.INANNA’dır.

Tanrıların karşılanması ve ağırlanması sırasında müzik de tanrısal dünyanın atmosferini tamamlayan unsurlardan biridir. Bir metinde Büyük Deniz Tanrısı’nın uğurlanışı şöyle anlatılır:

“…Akşam oldu. Büyük Deniz’i Kumarbi’nin evinden bronz arkammi, galgalturi çalgıları ve bronz ritonlar eşliğinde çıkardılar ve onu evine götürdüler…”

Böylece müzik, hem insanların tanrılar için gerçekleştirdiği törenlerde hem de tanrıların kendi aralarındaki ilişkileri anlatan mitolojik dünyada karşımıza çıkar.

Hititlerin çalgıları: Tabletlerden tasvirlere

Hitit müzik aletlerinin günümüzdeki karşılığını anlamlandırmada karşımıza önemli bir sorun çıkar: Kazılarda bugüne kadar Hititlere ait olduğu kesin olarak söylenebilecek bazı metal çalparalar dışında bütün hâlde bir müzik aleti ele geçmemiştir. Ahşap, deri, kamış ve benzeri dayanıksız malzemelerden yapılmış çalgıların zaman içinde yok olması bunda önemli bir etkendir. Üstelik çivi yazılı metinler de bir çalgının nasıl üretildiğini, kaç tele sahip olduğunu ya da tam olarak nasıl göründüğünü anlatmaz. Buna rağmen Hititlerin müzik dünyası bütünüyle karanlık değildir. Tabletlerdeki çalgı adları, çalgının yazılışında kullanılan “ahşap, bronz, gümüş kaplı, fildişinden” vb. tanım ve belirteçler, çalgılarla birlikte kullanılan “çalmak”, “vurmak” ve “üflemek” gibi fiiller; tasvirli sanat eserleriyle birlikte değerlendirildiğinde oldukça zengin bir çalgı topluluğu ortaya çıkar.

Hitit müziğinin en görünür enstrümanları telli çalgılardır. Özellikle Çankırı-İnandıktepe ve Çorum-Hüseyindede’nin kabartmalı vazolarında müzisyenlerin ellerindeki farklı biçim ve büyüklükteki telli çalgılar açıkça seçilebilir. Metinlerde GIŠDINGIR.INANNA olarak adlandırılan lirlerin büyük ve küçük türleri bulunuyordu. Bunlar özellikle kurban sunuları ve “tanrıyı içme” törenlerinin vazgeçilmez eşlikçilerindendi.

Anadolu müzik tarihi açısından belki daha da dikkat çekici olanı, uzun saplı telli çalgılardır. Metinlerde GIŠTIBULA adıyla geçen çalgının bu gruba ait olduğu kabul edilmektedir. İnandık ve Hüseyindede vazolarının yanı sıra Boğazköy ve Eskiyapar seramik parçalarında, Boğazköy mühür baskılarında ve Alacahöyük kabartmalarında görülen uzun saplı çalgılar, Anadolu’da bu çalgı geleneğinin oldukça eskiye uzandığını gösterir. Benzer tasvirlerin Hitit İmparatorluğu’nun yıkılışından sonraki Geç Hitit sanatında da yaşamaya devam etmesi ayrıca dikkat çekicidir. TIBULA yalnızca bayramlarda değil, cenaze ritüellerinde de karşımıza çıkmıştır.

Üflemeli çalgılar tasvirlerde daha az görünür olmakla birlikte yazılı belgeler bunların varlığını ortaya koyar. Sümerce “uzun kamış” anlamındaki GI.GÍD, flüt ya da kaval benzeri bir çalgıyla ilişkilendirilirken; “boynuz” anlamına gelen SI/šawatar, borazan benzeri bir ses aleti olarak değerlendirilir. Kraliyet cenaze törenlerinde adı geçen ŠULPATU ise daha tartışmalıdır. Ahşap, gümüş ve altından örnekleri kaydedilmiş olsa da bunun gerçekten bir müzik aleti olup olmadığı kesin olarak söylenemez.

Hitit törenlerinin ritmini ise çok çeşitli vurmalı çalgılar belirliyordu. arkammi ve BALAG.DI davul ya da tef türü çalgılarla ilişkilendirilirken, çift hâlinde kullanılan ve çoğu kez bakırdan yapıldığı belirtilen galgalturi zil benzeri bir çalgı olmalıdır. huhupal ise biçimi ve işlevi en fazla tartışılan çalgılardan biridir. Metinlerde vurularak çalındığı anlaşılmakla birlikte, içine sıvı konulabildiğini düşündüren kayıtlar onun nasıl bir forma sahip olduğu sorusunu hâlâ açık bırakmaktadır.

Hititlerin bazı törenlerinde mızrakların birbirine vurularak ses çıkarılması, ses sopası ve sistrum benzeri nesnelerin kullanılması, ritüellerde farklı seslerle ritmin tutulduğu ve ses dünyasının sınırlarının genişletildiğini bize gösterir. 

Ayrıca bu çalgılar sıradan eşyalar değildi. Bazıları tanrıların kutsal nesneleri arasında yer alıyor, belirli zamanlarda bakımları yapılıyor ve yağlanıyordu. Hatta kimi çalgılara tanrılara sunulanlara benzer sunuların yapılması, onların ritüel dünyadaki özel konumunu açıkça ortaya koyar. Çalgı böylece yalnızca müzisyenin elindeki bir araç olmaktan çıkarak kutsal bir nesneye dönüşüyordu.

Dans, müzik ve drama

Anadolu’nun dans ve müzikle tanışıklığı Hititlerden binlerce yıl öncesine, Neolitik Çağ’a kadar uzanır. Bu köklü geleneğin Hitit dünyasında oldukça gelişmiş bir biçimde devam ettiği görülmektedir. Üstelik dans yalnızca profesyonel dansçılara özgü değildi. Din görevlileri, müzisyenler, sakiler ve hatta aşçılar bile belirli törenlerde dans edebiliyordu.

Hitit bayramlarının belki de en renkli yönlerinden biri, dansın zaman zaman dramatik gösterilerle birleşmesidir. Hatti tanrısı Tetešhapi’ye adanmış törenlerde bir dansçı, elindeki yay ile leoparı temsil eden bir oyuncuyu avlarken dans eder. Başka ritüellerde aslan, ayı, kurt ve köpek gibi hayvanları temsil eden kişilerin ortaya çıkması, maskeli ya da hayvan kılığına girilen performansların Hitit törenlerinin bir parçası olduğunu düşündürmektedir.

Dansın da tıpkı müzik gibi yerel gelenekleri vardı. Lallupiya, Immuwa, Lumanila ve Tawiniya gibi çeşitli kentlerden dans ve gösteri toplulukları törenlere katılmak üzere geliyordu. Bu kentlerden bazılarının aynı zamanda şarkıcıları ve müzisyenleriyle tanınması, müzik, dans ve dramatik gösterinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösterir.

“zinir zinir”: Hititlerde müziğin yeri

Lallupiyalıların katıldığı bir tören, tabletlerde neredeyse gözümüzde canlanabilecek kadar hareketli biçimde anlatılmıştır:

“…Lallupiyalı adamların başı sakiye şöyle bağırır: ‘wariyati hapanuša!’ Saki dans etmeye başlar. Aşçının dans ettiği gibi o da aynı şekilde dans eder. Kendi etrafında döner. Diğer Lallupiyalı adam onun sırtına šeknu’yu tutar ve birlikte yerlerinde dönerler...”

Dansçıların kıyafetleri her zaman ayrıntılı biçimde kaydedilmemiştir. Bununla birlikte bazı törenlerde çıplak dans edildiği, bazılarında ise dansçıların özel ve renkli giysiler giydiği anlaşılmaktadır.

Bağıranlar, şarkı söyleyenler, kendi çevresinde dönen dansçılar, müzisyenler, hayvanları canlandıran görevliler… Dolayısıyla kostümler, danslar ve müzik birlikte düşünüldüğünde Hitit bayramlarının yalnızca ağır dini törenler değil, aynı zamanda görsel ve işitsel açıdan oldukça canlı olduğu ortaya çıkar.

Sessiz tabletlerden yükselen sesler

Bugün Hititlerin şarkılarının melodilerini, lirlerinin nasıl tınladığını ya da bir bayram alayında davulların hangi ritimle çalındığını bilemiyoruz. Çivi yazılı tabletler bize notaları değil; çalgıların adlarını, müzisyenleri, şarkıcıları, dansçıları ve onların ne zaman, nerede ve hangi amaçla görev yaptıklarını bıraktı. Arkeolojik eserler üzerindeki tasvirler de bu yazılı dünyanın eksik kalan görüntülerini tamamlamamızı sağlıyor.

Bütün bu veriler bir araya getirildiğinde müzik ve dansın Hitit yaşamında yalnızca eğlence amacıyla kullanılmadığı açıkça görülür. Bayramlardan cenazelere, şifa ritüellerinden mitolojik anlatılara kadar müzik; insanlarla tanrılar arasındaki iletişimin önemli araçlarından biriydi. Şarkı söylemek, bir çalgıyı icra etmek ya da dans etmek kimi zaman ritüel içinde kurban sunmak kadar önemli bir eyleme dönüşebiliyordu.

Bu müzik dünyası yalnızca başkent Hattuša’ya ait değildi. Farklı kentlerden gelen şarkıcılar, dansçılar ve topluluklar kendi dillerini, müziklerini ve yerel geleneklerini büyük devlet bayramlarına taşıyorlardı. Böyle bakıldığında Hitit bayramları yalnızca tanrıların onurlandırıldığı törenler değil, Anadolu’nun farklı kültürel geleneklerinin ses, hareket ve ritim aracılığıyla bir araya geldiği büyük buluşmalardı.

Hititlerden günümüze hiçbir melodi ulaşmadı. Yine de 4 bin yıl sonra tabletlerin satırları arasından bir bayram alayının sesini, lir çalan müzisyenleri, birlikte şarkı söyleyen koroları ve kendi etrafında dönen dansçıları hâlâ takip edebiliyoruz. Belki de bu nedenle Hitit tabletleri, üzerlerinde tek bir nota bulunmasa bile, aslında bütünüyle sessiz değildir.

Müziği kimler icra ediyordu?

Hitit müziğinin icrasında örgütlenmiş bir müzisyen topluluğu bulunuyordu. Kimi zaman asıl görevi müzisyenlik olmayan din görevlileri de müzikal icraları ile törenlerde görev yapıyordu. Buna karşılık, saray ve tapınak çevresinde görev yapan çok sayıda müzisyen ve şarkıcıdan söz eden tabletler, müziğin belirli bir uzmanlık gerektirdiğini düşündürür.

Bazı müzisyen unvanlarının önüne getirilen GAL “büyük/baş” ve TUR “küçük” gibi ifadeler, kendi aralarında bir hiyerarşinin bulunduğunu da gösterir.

PEKİ YA İNSAN SESİ? Kral ve kraliçe de şarkı söylüyordu

Hitit müziğinin belki de en zengin fakat bugün duymamızın en zor olduğu yönü vokal müziktir. Tabletler bize şarkıların varlığından, kimlerin söylediğinden ve bazen nasıl icra edildiğinden söz eder; fakat melodileri kaydetmez. Şarkı adları arasında boğaların şarkısı, kutsal şarkılar, Ninive İštarı’nın güvercin şarkıları, tanrının ayaklarını yıkama şarkısı ve eski tanrıları çağırma şarkısı gibi son derece ilgi çekici örnekler bulunmaktadır.

Hitit İmparatorluğu’nun çok kültürlü yapısı müzikte de açıkça görülür. Ritüellerde yalnızca Hititçe değil, Hattice, Hurrice, Luvice ve başka dillerde de şarkılar söyleniyordu. Bunun önemli nedenlerinden biri, farklı kültürel kökenlerden Hitit panteonuna katılmış tanrılara kendi gelenekleri ve dilleri içerisinde seslenme isteği olmalıdır.

Bazı metinler solo ve koro arasında karşılıklı bir icrayı düşündüren uygulamaları da kaydetmiştir. Önce bir şarkıcı ya da topluluğun başındaki kişi söylüyor, ardından diğerleri sözleri tekrarlıyordu. Çeşitli kentlerden kadın ve erkek grupları, kendi yerel şarkıları, dansları ve ritüel gelenekleriyle başkente geliyordu. Bazı listelerde sayıları 25’i bulan kadın topluluklarına rastlanması, bu organizasyonun boyutunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Örneğin bir metin, İštanuwa kentinden gelen topluluğun görevini şu sözlerle aktarır:

“Kral ve kraliçe nuntarriyašha bayramı için Hattuša’ya geldiklerinde bu ayini İštanuwa kenti adamları şöyle yaparlar…”

İštanuwa geleneğine ilişkin metinlerde daha da şaşırtıcı bir ayrıntıyla karşılaşılır: Kral ve kraliçe de şarkı söyler. Böylece müzik yalnızca profesyonel müzisyenlere bırakılan bir faaliyet olmaktan çıkar; hükümdar çiftinin bizzat katıldığı ritüel eylemin bir parçasına dönüşür.

 

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler