Geri Dön

Birbirimize yalan söylemeyelim

Büyük bir şirkette üst düzey yöneticilik yapan F., geceleri bavuluyla sokaklara çıkıp ‘No More Lies’ mahlasıyla, şehrin boş duvarlarına hayvan resimleri yapıyor. Ahırkapı mendireğinde bir kutup ayısı görürseniz şaşırmayın! F., “Kutup ayısı İstanbul’a gelse orada saklanır. Doğru hayvanın doğru duvarda olması lazım” diyor

Birbirimize yalan söylemeyelim

Bu yazının konusu olan ‘No More Lies’ ismiyle üreten sanatçı, üniversite arkadaşım.
O zaman karikatür çizerdi. Ürettikleri Gırgır ve daha sonra ondan doğan dergilerde yayımlandı. Mühendislik öğrenimi görüyordu ama hepimiz onun, bu dergilerden birinde çalışacağını biliyorduk. Ama ‘hayat gailesi’ onu farklı bir alana itti. Bizi yıllar sonra buluşturan şeyse, işi ‘sokağa dökmesi’. Son iki yılda, İstanbul’da sokak sanatının özgün üretimlerini sergilemesi. Şu anda büyük bir şirkette yönetici. Ancak sokak sanatçılığından yakın çevresi dışında haberdar olan yok. Sabahları toplantıya girdiğinde, ellerindeki geceden kalma boyalar merak konusu olsa da o, bunun bilinmesini istemiyor. Bu nedenle ismini yazamıyor ve fotoğrafını yayımlayamıyorum. Çok sıkıştığım yerde isminin baş harfini (F) kullanacağım.

Birbirimize yalan söylemeyelim

Güzel kaybetmek
Sokak sanatını keşfedişinde iki etken var. İlki bir film: Kız arkadaşı Merve’yle, beş yıl önce ‘Beatiful Loosers’ (‘Güzel Kaybedenler’: 1990’ların başında bir araya gelen, kaykay, sörf, punk, hip hop ve grafiti gibi, ‘kurumsal’ sanat dünyasından hiç etkilenmeden sanat yapan bir grup gencin öyküsünü anlatır) filmini seyretmesi. “Sokak sanatıyla ilk temasım buydu. Filmden çıktığımda neredeyse ağlayacaktım” diyor. İkincisiyse Brooklyn’e yaptığı seyahat. “Sokak sanatına hayranlığım oluşmaya başlamıştı. Ama daha ziyade grafitiye eğilimim vardı. Derken Merve’yle Amerika’ya gittik. Orada yakından tanıdım. Özellikle New York ve Los Angeles’ta” dediği anda söze Merve giriyor ve gerçek ‘temas’ noktasını ifşa ediyor: “Bence Brooklyn’de olmak onu etkiledi.”

Birbirimize yalan söylemeyelim

Çıkartma dönemi
F, işe plastik karakterler tasarlayarak başlıyor. Derken çıkartma (sticker) işine giriyor. “Sonradan öğrendim, sokak sanatçılarının çoğu da işe böyle başlarmış. Çantamda çıkartmalarla geziyordum; nereye gidersem yapıştırıyordum.” Ama çıkartmaların da boyutu onu ‘kesmiyor’. Daha büyük boyutta üretmek istiyor. Gelgelelim, bu işleri danışacakları biri olmadığı ve kimliklerini de açık etmek istemedikleri için, bir üretimden diğerine geçerken her şeyi el yordamıyla öğreniyorlar. F. anlatıyor: “Geçen yıl bir çıkartmayı poster haline getirdim. 140’a 100 cm. boyutunda. Gidip fotokopicide büyüttürüyoruz ama aklımıza ozalit filan gelmiyor. Ne yapıştırıcı kullanacağımızı da bilmiyoruz. Neyse bir gece çıktık o posteri asmaya ama akla karayı seçtik. Korkuyoruz, yapıştırmayı bilmiyoruz, poster altı parça... Balat’a gittik. Böyle çok ‘anarşist(!)’ bir iş yaptığımız için yüzümüzü gözümüzü gizlemişiz. Yapıştırmaya çalışıyoruz, yapışmıyor. Yarım saat geçmişti ve biz hâlâ tek bir posterle uğraşıyorduk. Kendimizi gizlemek isterken üstümüz başımız dağıldı, gelip geçenlere gülme vesilesi olduk. Velhasıl altı parçalık posterin tek parçasını yapıştırabildik. O parça hâlâ duruyor. Sonra bu ozalit işini duyduk. Gittik bir ozalitçiye, ‘Bizim işler biraz ‘anarşist’ işler, bilmiyorum basabilir misiniz?’ dedim. ‘Abi İstanbul’daki bütün anarşistler bize geliyor’ dedi adam. Çabuk öğrendik. Bu iş en pahalı değil, en sıradan malzemeyle sonuç veriyor. Örneğin tutkalı sanat malzemeleri satan yerden değil, nalburdan almak gerekiyor.”

Birbirimize yalan söylemeyelim

Doğru hayvan, doğru duvar
F’nin son bir yıldır ürettiği havyanlarsa tesadüfen ortaya çıkıyor: “Galata’da dolanırken bizi çok şaşırtan boş bir alan bulduk. O kadar büyük ve boştu ki ‘Burada bir hayvan koşturmalı’ diye düşündüm herhalde. Ama hayvan çizeceksem de mânâlı bir şey olsun istedim.Daha mekândayken kafamda taslak belirdi ve ortaya zebra çıktı.” Havyan dönemi böyle başlıyor. F, nesli tükenen hayvanların listesini yapıyor. Kentin yıllanmış duvarları o zamandan beri birbirini arıyor. “Sürekli sokaktayız” diyor F: “Özellikle de İstanbul’un tarihi merkezlerinde o kadar güzel duvarlar var ki. Kutup ayısı Ahırkapı mendireğine cuk oturdu mesela. Bence kutup ayısı İstanbul’a gelse orada saklanır. Doğru hayvanın doğru duvarda olması lazım. Birbirini ezmemeli. Örneğin bir fil var tasarladığım ama onu taşıyacak bir duvar yok henüz.”

No More Lies

‘No More Lies’ mahlası, başkaldırıyı, isyanı çağrıştırıyor. Ama amaçladığı bu değil. “Lütfen rahat ol, bana numara yapmana gerek yok” demek istiyor F. Seçtiği duvarlar ne çok saklı ne de çok ayak altında. Bir eseri sadece bir kere, tek yere uyguluyor. Geceleri, ellerinde bavullarla ve türlü malzemeyle gelip, duvarlara havyan çizen bu insanlar, çevrenin de ilgisini çekiyor. “Çok merak ediyorlar. Engellemeleri gerekip gerekmediği konusunda tereddüt yaşıyorlar. Çoğu, gecenin bir yarısında duvara koala çizen bir adama anlam veremiyor. Ama bugüne kadar engellemeyle karşılaşmadık. Türkiye’de polisin yapacağı o kadar iş var ki, koalayla uğraşmaya gerek kalmıyor sanırım.”

Yazının tamamını ve şehir insanlarıyla ilgili her şeyi, Atlas dergisinin özel İstanbul sayısında bulabilirsiniz.

Ceyhun Fersoy ve Begüm Öner’in ‘apaçi dansı’Oyuncu çift Ceyhun Fersoy ve Begüm Öner, yaptıkları sosyal medya paylaşımları ile de kendilerinden söz ettirmeyi başarıyor.
Cadde Yazarları

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber