‘2022’ye kadar gezdiğiniz son sanat fuarı olabilir’

Pandemi sonrası ilk defa bir çağdaş sanat fuarını geziyorum.

Doğrusu, kimse olmaz nasılsa derken kendimi gayet düzenli bir kalabalığın içinde buluyorum, Londra Somerset House’daki Afrika çağdaş sanatı fuarı 1-54’da.

İçeriye randevuyla ve tabii maskelerle giriliyor, gezmeniz için ayrılan süre sınırlı ve tabii müthiş bir trafik akışı var, bir şeyi beğenip de geri dönmek isterseniz başladığınız noktaya kadar tamamlayıp, sonra yeniden başlamanız gerekiyor.

Böylece fuarı gezen başka kimseyle yüz yüze gelmiyorsunuz.

‘2022’ye kadar gezdiğiniz son sanat fuarı olabilir’

Dijital fuarlardan sonra doğrusu bir fuarı yürüyerek gezmek, öncesi ve sonrasında tanıdıklarla sosyalleşmek, fuarda galerici ve sanatçılarla ayaküstü sohbet etmek doğrusu çok özlediğimiz şeyler.

Fuara bu kadar çok ilginin olması tabii ki güzel, ama unutmamak lazım, ziyaretçi sayısından daha da önemli olan satışlar.

Nispeten daha uygun fiyatlı olan eserler çok hızlı satılmış, bunun nedenini de yeni koleksiyonerlere ve koleksiyonerlerin Afrika sanatına yeni ilgi duymaya başlamasına bağlıyorlar.

Fuardan çıkarken aklıma takılan ise, 1-54’un organizatörlerinden duyduklarım oluyor.

Fiziksel fuara çok önem veriyorlar, ama geleceğin dijitalde olduğunu da söylüyorlar, bu yüzden müzayede evi Christie’s ile anlaşıp dijital bir bölüm de açtılar.

Ama beni asıl ürküten “2022’ye kadar gezdiğiniz son sanat fuarı bu olabilir” diyorlar.

Aralık’ta düzenlenmesi planlanan Contemporary İstanbul’u unutuyorlar.

Evet, Contemporary İstanbul da 1-54 gibi yüksek önlemler almayı planlıyor, belli ki fuarı aksatmamak için büyük emek veriliyor. Bazen 2020’den zaten ümidimizi kestik diyoruz, ama dünya genelindeki duruma bakınca, her ne kadar gerçekçi olsa da, 2021’den de ümidi kesmek fena.

New York’un önemli sanat etkinliklerinden Whitney Bienali de 2020 edisyonunu iptal etmişti, 2021’de yapılması beklenirken Nisan 2022’de yapılacağını şimdiden duyurdu.

Umalım, 2021 de 2020 gibi olmasın.

DOT ORMANDA GERİ DÖNÜYOR

Dünyanın her yerinde sahne ve performans sanatları pandemi nedeniyle ağır darbe almış durumda.

Londra’da müzikallerin, tiyatroların kapanmasına birçok müzikalin yaratıcısı Andrew Lloyd Webber, Kovid-19 aşısını ilk deneyen gönüllülerden olarak dikkat çekiyor. Bizde ise şimdi sevindirici bir gelişme var, 15 yıldır takip etmekten heyecan ve mutluluk duyduğum Murat - Özlem Daltaban ve Süha Bilal’in kurduğu Dot, pandemi sonrası müthiş bir fikirle karşımıza çıkıyor: DOTormanda.

Şimdiye kadar 3 ana, 3 mobil mekânı dönüştürerek oyunlarını sahnelediler, hatta başarılarını İskoçya’ya da taşıdılar. Kendilerini sürekli yenilediler, asla rehavete kapılmadılar.

Ama bu yıl Kanyon’daki salonlarını devretmek zorunda kaldılar, şimdi ise doğada, açık havada, Kemerburgaz Kent Ormanı’nda sahneleyecekler oyunlarını. “Tiyatro doğanın gücüyle büyü oluşturabilen bir hikâye anlatma sanatıdır. Salonların dışı tiyatroyu kendi doğasında tekrar yaratmaya olanak sağlayacaktır. Mitler, masallar, kurgu hikâyeler anlatıldıkça insanlar birbirine ve doğaya daha yakınlaşacak ve yabancılaşmalarından kurtulacaklardır. Pandemi doğayla gelen bir sınav; bu sınavı doğayla birlikte, doğayı anlayarak aşabiliriz” diyor Murat Daltaban.

Dotormanda’nın ilk oyunu ‘Prudencia Hart ve Bir Tuhaf Dibe Vurma Öyküsü’, Murat Daltaban’ın yönetmenliğinde 15 ve 16 Ekim’de sahneleniyor.

Oyuncular Gizem Güçlü, Şirin Kılavuz Sevinç, Mert Öner, Esin Alpogan, Eylül Güntekin, İdil Sezgin ve Buse Şimşek.

Kaçırmamakta fayda var!