Geri Dön

“Gece hayatına yenilik getirdim”

Okan Bayülgen’in programlarına yazdığı şarkılar ve çektiği kliplerle adını duyuran Ali Biçim, bu akşam Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde sahne alıyor. 70’li, 80’li ve 90’lı yıllara ait yabancı şarkılara yaptığı Türkçe parodi cover’larla konuklarına özel bir gece yaşatmaya hazırlanan Biçim, “Kendimi performans sanatçısı olarak görüyorum” diyor

Sizin hikayeniz nasıl başladı?
Babam, beni çocukken Nejat Uygur’un, Ferhan Şensoy’un, Uğur Yücel’in, Yılmaz Erdoğan’ın, Cem Yılmaz’ın gösterilerine götürürdü. Tüm bunların hepsini 90’lı yıllarda, hem de İzmit’te tattım. İzmit’te bunları yaşamamın en büyük hazzıysa, gelen oyunların hepsinin turnede olmasıydı. O yüzden daha kıymetliydi. Lisede kesin kararımı verdim ve “Konservatuar okuyacağım” dedim. Sadece üç sene konservatuar hazırlığım sürdü. Hazırlık diyorum, çünkü bu sistemde aşamalar var. Oyunculuk okumaya başladım. Aykırı geliyordum. Dört sene boyunca okula kapanıp Brecht’e ve Shakespeare’e kendimi adamam gerekiyordu. Hepsini okuyordum ama popüler kültürü okuldan hep daha çok sevdim.
YouTube’un çok daha büyük bir görsel-işitsel okul olduğunu düşündüm. Okulda başarılı bir öğrenciydim. Fakat içimde bir tiyatro aşkı yoktu. Üniversitede sürekli sahne çalışmalarında ve oyunlarda bulundum. Daha üniversitenin başında çok ünlü yapımcılarla, yönetmenlerle, TV sahipleriyle randevulaşıyor ve onlara proje anlatıyordum. Dört sene içinde bu hep sürdü.

Okan Bayülgen’le yolunuz nasıl kesişti?
Üniversite’nin ortalarına doğru, Okan Bey’in ekibinden Aziz Kedi’yle çalışıyordum. 8-9 ay da dışarıdan çalıştım. Tabii doğal olarak bir ayaküstü tanışma fırsatımız olmuştu Okan Bey’le ama çok sık görüşmüyorduk. Bulundukları ofise fazla gitmiyordum, yardım edeceğim işleri dışarıdan hallediyordum. Üniversiteden mezun olmaya birkaç ay kala ‘Eyvah ben ne yapacağım?’lar gelip çattı tabii. Televizyona proje götürmek, onları yayın hayatına sokmak kolay mı? Değil tabii. Müthiş bir CV hazırladım. İnsanlar dosyayı açtığı zaman azıcık da olsa eğlenir, direkt çöpe yollamazlar diye. Çok net hatırlıyorum, 40’a kadar ünlü şirkete CV’imi yollamıştım. İçlerinde yapımcılar, reklam ajansları, TV kanalları falan vardı. Yine cevap alamadım. Kimilerinden sadece “Mailinize en kısa sürede geri dönüş yapılacaktır” tarzında cevaplar alıyordum. Baktım olmuyor, istediklerimi gerçekleştiremiyordum. En iyisi, 2010’da amatörce kaydettiğim bir şarkıya klip çekeyim dedim. Çektim de. Büyük bir patlama oldu. Sonra Okan Bey’in yarışmasına girdi film. Orada da gördü insanlar. Sonra o yarışma bitti. Okan Bey, iş teklifinde bulundu. Fakat o sırada, yıllardır ulaşamadığım ve cevap alamadığım insanlardan telefon almaya başladım. Çok iki arada bir derede kalmıştım.


Okan Bayülgen’le çalışmak size neler kattı?
O bir televizyon adamı. Benim gibi televizyon hastası bir adamın da, onun yanında çalışması pırlanta değerindeydi. Onun yanı, çok başka bir ortam. Herkesin gıpta ettiği, girmek istediği bir yer. Her yayın sonu (ki ne kadar geç biterse bitsin) 1-2 saat toplantı yapılırdı. Ben onlara beyin fırtınası gözüyle bakıyordum. Ne kadar yorgun olsam da, çıkartacağım malzemeye bakıyordum. Televizyonculukla ilgili iki seneye, sayesinde çok şey sığdırdım. Kafamda kurduğum birçok şey yıkıldı tabii. İşin arka planının nasıl zorlu ve disiplinli olduğunu görmem gerekiyormuş. Sonuçta ben programlarında eğlence kısmını devralmıştım. Cuma-cumartesi günleri çıkıyordum. Skeçler yazıyor, oynuyordum. Beni hiçbir konuda sıkmadı.

“Sahnede rahat etmek için 22 kilo verdim” Birlikte çalışmaya devam edecek misiniz?
Bu aralar başka projeler içerisindeyim ama sezon başladığı taktirde yeniden çalışmaya devam ederiz herhalde.
Hiç kopmadık ki biz. Bendeki emeği büyüktür. Benim gönül kapılarım herkese açık.


Hayal Kahvesi’nde düzenlediğiniz gecelere gelelim. Nasıl bir konsepti var?
‘Medya’ ve ‘Disko Kralı’ gecelerinde parodi şarkılar yapıyordum. 70- 80 ve 90’ların ünlü pop parçalarını Türkçe’leştiriyordum, klipler çekiyordum. Prodüksiyonlu klipler çekiyorum. Bu müzik işini sahnede yapmayı çok istiyordum. Hatta Amerika’daki örneği de Yankovic’tir. Gerekli playlist’e ulaştığımı düşündüğümde çalışmalara başladım. 22 kilo verdim. Çünkü sahnede rahat hareket etmek istiyordum. Sonuçta hiç durmayan bir yapım ve sürekli dans eden bir halim var. Aylarca prova yaptım. Konser mekânları araştırdım. Nerelerde sahneye çıkabilirim, ona baktım. 15 parça söylüyorum ve arada küçük hikayelerim var.


Bir stand-up gösterisi gibi yani.
Öyle bir iddiam yok. Ben, burada kendimi performans sanatçısı olarak görüyorum. Sonuçta stand-up, başlı başına bir konsept. Benimkisini tiyatro, kabare, müzikal, stand up diye adlandırmıyorum. ‘Ali Şov’ diyorum. Bana has bir şey. Aynı zamanda sahneye çıkma ihtiyacımı, insanlarla birebir temasa geçme imkanını yine bu konseptte yakalıyorum. Şimdiye kadar 5 konser verdim. 6’ncısı bu cuma Hayal Kahvesi’nde olacak, ki orası da İstanbul’da çıkmak istediğin en önemli mekânlardan biri. Bu yüzden çok mutluyum.

İstanbul eğlence hayatına yenilik getirdiğinizi düşünüyor musunuz?
İstanbul’daki gece hayatına elbette bir yenilik gelmiştir. Yeni bir konsept sonuçta. Konsere gelen bazı insanlar şarkı sözlerimi biliyor, bazıları bilmiyor. Ama sonuçta komik ve sosyal mesaj içerikli parçalar olduğu için gayet güzel eğleniyor. Eşlik etmesine gerek yok eğlenmesi için. Gerçi ederse çok daha güzel (gülüyor). Ben bunu tabii ki bar ortamlarında gerçekleştiriyorum. Amacım, bunu ileride çok daha büyük organizasyonlara taşımak. İşte o zaman tadından yenmeyecek.

“Hedefim iyi bir komedi oyuncusu olmak”

Aynı zamanda ‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizisinde rol almaya başladınız...
Benim ilk deneyimim. Gani (Müjde) Hocam’a minnettarım. Çok güzel bir rol teklif etti. Ben de tereddütsüz kabul ettim. İleride Tarkan gibi büyük bir popstar olmayı hayal eden fakat çalarmış gibi yapan, başarısız bir müzisyen olan ‘Yazgan’ adlı karakter. Güzel bir kadro var. Başta Cem Davran tabii. Onun da hayatımda yeri önemlidir. O yüzden şu an karşılıklı oynuyor olmak, aynı projenin içinde bulunuyor olmak da benim için müthiş. Fakat en önemlisi de yönetmen... Kartal Çidamlı. Her ne kadar televizyonda iki yıllık bir deneyimim olsa da, dizi konusu bambaşkaydı ve korkularım vardı. Sağ olsun, kendisine de şükran borçluyum. Kendi küçük dünyamı bırakıp, müthiş bir disiplinle çalışan bir dizi ekibine girdim. Sonuçlar da inanılmaz iyi, tepkiler çok güzel.

Oyunculuktaki hedefiniz nedir?
Öncelikle çok iyi bir komedi filmi ve daha sonrasında da bir dram çekmek istiyorum. Hatta komedi olan hazır. ‘Türesin’ diye bir karakterim var. Sucu. ‘Disko Kralı’nda “Neyin peşindesin Türesin” olarak izlemişti herkes. Ona bir film senaryosu yazıyorum, bitmek üzere.

Magazin Haberleri Bülteni (24 Eylül 2020)İşte magazin gündeminin öne çıkan başlıkları...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber