Geri Dön

“iSTANBUL ACI ÇEKiYOR”

‘Adalet, Sizsiniz’ oyunuyla tiyatro sahnesine çıkan Rutkay Aziz, “Eskiden İstanbul uygar bir kentti. İnsan ilişkileri sevgi ve saygı üzerine kuruluydu.

Şimdiyse insanlar teşekkür etmeyi bile unutmuş durumda” diyor. Usta oyuncuyla hem yeni oyununu hem de eski İstanbul özlemini konuştuk

Sizin İstanbul’unuz nerede başlıyor?
Ben zaten İstanbul doğumluyum. Bir filmin galasında annem fenalaşmış ve babamla İtalyan Hastanesi’ne gitmişler. Orada doğmuşum. Bunu daha önce kimseye söylemedim galiba.


Çocukluğunuz nerede geçti?
İstanbul’u çok severek büyüdüm. Önce Şişli, sonra Kurtuluş’ta oturduk. 60’lı yıllarda, yaşamıma önemli katkısı olan Bakırköy’e taşındık. İstanbulluyum ama Bakırköylüyüm de. Bakırköy’ü çok severdik. “Severdik” diyorum çünkü geçen gün gittim, tanıyamadım. Bizim zamanımızdaki Bakırköy’de gidilen gazinolar belliydi. ‘Normandiya’ ve ‘Miltiyadi’ vardı. Herkesin oturduğu masa belliydi. İnsanlar birbirini tanırdı. 8-10 yazlık sinema vardı. Onları da yaşamak ayrı bir mutluluk.


Lise hayatınız Avusturya Lisesi’nde başladı ama sonra bitirmediniz...
Avusturya Lisesi Kuledibi’ndeydi, bir yaramazlık sonucu ayrılmak zorunda kaldım. Ama hocalar beni seviyordu. Münazara kolu başkanıydım. Gazetesine şiirler, makaleler yazıyordum. Onun için sene kaybetmemi istemediler. Kibarca kapının önüne koydular. İyi ki de yapmışlar.


Sonra Bakırköy Lisesi’ne gittiniz.
Evet, felsefe hocamız Neriman Hanım tiyatro tutkunuydu. Aynı zamanda tiyatro kolu başkanıydı. Sesim biraz bariton kalınca, beni oyunda oynatmaya kalktı. “Oynamam” diye ısrar edince, “Felsefe, psikoloji ve sosyoloji derslerinden bırakırım” diye beni korkuttu. Bu korkuyla başladım tiyatroya. Şimdi düşününce; iyi ki o baskıyı yapmış! Onun sayesinde tiyatroya başladım.


Profesyonel olarak nasıl başladınız?
Tiyatroyla buluşmam ‘LCC’ isimli okulda oldu. Orada Muhsin Ertuğrul, Beklan Algan, Ayla Algan, Haldun Taner gibi hocalarla tiyatronun ne olduğunu öğrendik. 1970’te Bakırköy Halkevi’nde, Beklan Bey’in rejisiyle ‘Hamlet’i sahneledik. Çağdaş bir yorumdu. Ankara Sanat’ta da
40 yılım var. 1971’de gittim, 1973’de sanat yönetmeni oldum. Bu görevi 2010’a kadar sürdürdüm.
n Ve 40 yıl İstanbul’dan uzak kaldınız.
Yok, koşup geliyordum. Özellikle yazın, turne olmadığında geliyordum. Ankara’da 1983’ten 2010’a kadar sahneye oyun koydum ve otellerde yaşadım. Ev tutmadım. Evlilik döneminde oldu tabii ama sonra ev tutarsam Ankara’da kalırım korkusu geldi. Onun için otellerde yaşamayı seçtim.


Bu sırada İstanbul’a uzaktan bakabildiniz. Değişimleri de belki daha rahat fark edebildiniz...
İstanbul acı çekiyor bana sorarsanız. Ama öylesine güzel bir kadın ki, ona ne kadar acı çektirirseniz çektirin; bir biçimde, inatla, öfkeyle, Boğaz’ıyla, semtleriyle, sokaklarıyla gene de kendisini koruyor. Hoyratlığa rağmen direniyor. Neredeyse yeşil alan kalmadı. Sadece mezarlıklar, Dolmabahçe, Topkapı Sarayı, bir de askeri bölgeler kaldı. Doğayı katlediyoruz. Ama o yine de direniyor.


İstanbul size ne kattı? Bu kentte doğmasaydınız yine bizim tanıdığımız Rutkay Aziz olur muydunuz?
İstanbullu olmak, kent kültürü almanızı sağlıyor. Kültür ve sanat ortamı içinde olmanız, belirleyici oluyor, kimliğinizi, kişiliğinizi hissetmenizi sağlıyor. Tepebaşı’nda bir Dram Tiyatrosu vardı. Eski adıyla ‘Darülbedayi’. Ailece her pazar saat 10.00’da, çocuk tiyatrosuna gidilirdi. Her perşembe ailece radyo tiyatrosu dinlenirdi. Bunlarda babamın da katkısı oldu tabii.


Babanız sizi nasıl etkiledi?
Hamburg Makine Mühendisliği mezunuydu, dört dil bilirdi. 1974’de bir gün, itmişler onu trende, çok ağrına gitti: “İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı” dedi. Bir arkadaşıyla maden fabrikası kurmak için Sivas’a gitti, İstanbul’u terk etti. 1974 yılında sanki İstanbul’a tahammül edemedi. Dönmedi bir daha. Ancak hastalanınca geldi.

Eski günlerden özlediğiniz neler var?
Sakinliği güzeldi şehrin. İnsan ilişkileri sevgi ve saygı üzerine kuruluydu. Şimdiyse insanlar teşekkür etmeyi bile unutmuş durumda. Babam her zaman, “Sana emek verene teşekkür et” derdi. Bu bir boyacı, garson ya da şoför olabilir. Bunları kaybettik. Eski İstanbul’daki sevgiyi, saygıyı, sahiplenmeyi özlüyorum. Avrupa’da öyle değil. Herkes birbirine teşekkür eder, selam verir. İnsanlar daha çıkarcı, bencil, kendi egosuna dönük oldu. Bunu tabii ekonomik sıkıntılar şekillendiriyor. İnsanın suçu değil.

Estetik kaygılar, incelikler önemini yitiriyor mu dersiniz?
Beğeniler değişti, giderek düzeysizleştik. Değer yargılarında irtifa kaybediyoruz. Olumlu örnekler bizim zamanımızda daha çoktu. 1960’larda 40’ın üzerinde tiyatro vardı. Sinemalar, yine öyle. Şimdi tiyatro salonlarını kapatıyoruz. Genco’nun (Erkal) oynadığı Muammer Karaca Tiyatrosu, Emre Kınay’ın Duru Tiyatro’su gibi. Kültürel anlamda kirlenme var. Dilerim üstesinden geliriz.


Ya duyarlı bir sanatçı olmak, bu artık daha mı zor?
Hele hele bugünün koşullarını kastederseniz, evet. Kendi içinde sansür yaşatmak çok tehlikeli, öldürücü olur. Buna dikkat etmek lazım, koşullar ne olursa olsun, sanatçının, sanatın yine de söyleyeceği bir lafı vardır. O sorumluluk bunu getiriyor. O inancı taşıyorum.


Umut var mı?
Hem İstanbul için, hem tiyatromuz için, hem de ülkem için umut var. Hiçbir zaman umudumu yitirmedim. Öyle karamsar bakma hakkına da sahip değilim. Zaten ‘Adalet, Sizsiniz’ isimli oyunumuzu da şöyle bitiriyoruz: “Suskunluğa, yılgınlığa, umutsuzluğa yer yok.”

FAVORiLERi

Restoran: Çiçek Bar. Orası bizim için bar ve restoran olmanın ötesinde. Birbirimizi görme yeri. Bizi görmek isteyenlerin, ya da bizim görmek istediklerimizi her an bulabileceğimiz bir yer.
Eğlence: Sinemalara giderim. Emek Sineması’nın çok önemli bir yeri var. Atlas’ı ve Beyoğlu Sineması’nı da severim. Asıl eğlence sevdiğin insanlarla bir arada olmak.
Kitapçı: Pandora.

AYAKTA ALKIŞLANIYORLAR

“‘Adalet, Sizsiniz’ isimli oyunumuzla Adana, Mersin, İskenderun, Antep ve Adana’ya gittik. 40 yıllık tiyatro yaşamımda Anadolu’da böylesine kucaklandığımızı hatırlamıyorum. O kadar duygulandım ki. Böylesine kucaklanmayı, 5-6 dakika ayakta alkışı, ıslıkları, daha önce ‘Sakıncalı Piyade’ ve ‘Ana’ oyunlarında yaşamıştım. Şimdi yeniden
yaşıyorum. Demek ki kıpırdayan bir şeyler var.”

Magazin Haberleri Bülteni 19 Şubat 2020İşte magazin gündeminin öne çıkan gelişmeleri...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber