Taksim meydanı projesi, hem halktan hem de bu işin uzmanlarından büyük tepki topluyor. Mimarlar, projenin neden yanlış olduğunu ve nelerin yapılabileceğini anlattı

İstanbul’u bekleyen son felakete, yani Taksim’i ‘yayalaştırma’ projesiyle birlikte Topçu Kışlası’nın yeniden inşasına ülkenin önde gelen mimarları ses vermeyecek mi?
Mimarlara yaptığım bu çağrıdan sonra hem yüksek mimarlar, hem peyzaj mimarlarından pek çok mail aldım.
Mimarlar Odası, ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı‘nın, Başbakanlık-TOKİ İdaresini ‘tek imar otoritesi’ haline getirmesinin sakıncalarına dikkat çeken bir bildiri yayımladı. Her gün bir yenisi eklenen şehircilik yanlışlarının ardındaki en önemli neden, bu tasarı zaten... Taksim için düşünülen projenin neden yanlış olduğunu yazan mimarlara teşekkür ederim...

Mimarlar Taksim isyanında

PROJE YARIŞMASI ŞART
Münir Ekal (Yüksek Mimar)


* Tüm uygar ülkelerde olduğu gibi, Taksim meydanı ve benzeri yerlerdeki sorunlar, ancak mimarlık ve şehircilik proje yarışmaları ile çözülebilir.
* Özellikle meydanlar söz konusu olduğu zaman, peyzaj mimarlarının da katılımı şart. Derece alan projeler, kamu oyunun bilgisine sürülerek onların da katılımları sağlanır.
* Proje yarışmaları, kamuya ait tüm yapılaşmaların kayıtsız şartıdır. Bu şart, küçük belediyelerdeki yapılaştırmaları da içerir. (15 milyonluk bir şehirde sadece Büyükşehir Belediyesi’nin çözüm üretebilmesi mümkün değil.)
* Ne yazık ki, yukarıda belirtmeye çalıştığım ideal süreç, sekteye uğratıltı. Kamuoyu bilgilendirilmeden, kapalı kapılar arkasında, bir-iki kişinin ve inşaat kapitalinin ürettiği, estetikten uzak basit çözümler öne sürülüyor.

PEYZAJ MİMARLARINI DİNLEYİN
Ebru Umut Çetin (Peyzaj Mimarı)


* Mimarların ve şehir plancılarının yanında, en çok peyzaj mimarlarının sesini duyurmamız gerekli.
* Gerek Taksim Meydanı Gezi Parkı, gerek Sultanahmet Meydanı, gerekse Haydarpaşa Garı gibi konularda hem mimar, hem şehir plancısı, hem de peyzaj mimarlarının kolektif bir çalışma ile birleşmesi şart.
* Taksim projesi, sadece bir meydan düzenlemesi değil maalesef. Hayat tarzımıza getirilmeye çalışılan etkilerden sadece biri...

BÜLBÜL ÖTÜŞLÜ KANARYA
Doğan Hasol (Yüksek Mimar)


* Çağdaş şehircilik anlayışıyla hiç bağdaşmayan bir durumla karşı karşıyayız. Bu projeye göre, vaktiyle ünlü şehirci Henri Prost’un 2 No’lu park planına göre düzenlenmiş olan İnönü Gezisi yıkılarak yerine eski Topçu Kışlası yapılacak.
* Bence kışla, işlevini yitirmiş olsa da mimari bakımdan korunması gereken bir yapıydı. Ne yazık ki 1939 yılında yıkıldı.
* Yapılacak yeni bina hiç kuşkusuz, bol karlı bir ticaret ve turizm kompleksi olacak... Yani içi başka dışı başka, kışla taklidi, tarihle hiçbir bağı kalmamış Disneyland’vari bir ticaret yapısı... Bir deyişle, ‘bülbül ötüşlü bir kanarya’.
* Bakalım turistleri, yeni yapının aslında tarihi bir kışla olduğuna nasıl inandıracağız? Bu değişim, rant uğruna yıllardır kemirile kemirile bir türlü bitirilemeyen tarihi İnönü Gezisi’ne indirilen en ağır darbe, kısaca, Gezi’nin sonu olacak. (Yapı dergisi, şubat sayısındaki yazısından)

GEORGES’DA BÜYÜK TERBiYESiZLiK

İsmi bende saklı bir okurum, Galata’daki Georges adındaki restoranda başlarına gelen akıl almaz terbiyesizliği anlattı. Siz siz olun, Georges’un ırkçı şımarıklığından uzak durun.
Geçen Cuma, üç çift, Galata’da Georges otelinin altındaki gene aynı isimli restorana yer ayırttık. Restoran, akşamları çift oturummuş, bize de ikinci oturum için 21.45’e randevu verdiler.
Georges, 35-40 kişilik çok küçük bir restoran. Gittiğimizde tüm masalar ve bar doluydu, bu nedenle bizi otele geçiş merdivenlerinde bekletmeye başladılar.
Saat 22.00 gibi daha ne kadar bekleyeceğimizi sorduğumuzda masaların kalkmak üzere olduğunu söyleyip birer kadeh içki ikram ettiler.
22.15 gibi boşalan hiç masa yoktu. Bizim gruptan biri, sahibi olduğunu öğrendiğimiz Alex’e gidip, daha ne kadar bekleyeceğimizi sordu.
O da çok hoş bir atmosferde olduğumuzu, kendisinin de içki ikram ettiğini, tadını çıkarmamız gerektiğini söyleyerek ilk ‘Fransız’lığını yaptı.
Biraz daha bekleme kararı aldık. Ancak 20 dakika daha geçmesine rağmen sadece iki kişilik bir masa boşalmıştı. Bunun üzerine biz de çıkma kararı aldık.
Çıkış esnasında restoran sahibine ayıp ettiğini söylediğimizde, Sarkozy tavırlarıyla İngilizce olarak tam bir Türk şımarıklığına sahip olduğumuzu söyledi.
Biz ne demek istediğini sorunca da bağırarak ve aynı söylemlerini devam ettirerek restorandan çıkmamızı buyurdu. Sinirimizi kontrol ederek çıktık.