Önüm arkam, sağım solum dizi oyuncusu, imdat!

Şu sıralar hangi kanalı izlerseniz izleyin; karşınıza mütemadiyen dizi oyuncuları çıkıyor. Zaten saatler süren yerli diziler örümcek ağı gibi televizyonu kaplamış durumda. Bu da yetmezmiş gibi arta kalan zamanda tüm programların konukları yine bu dizi oyuncuları. Magazin programları bile diziler üzerine kuruluyor. Cine 5‘te “Dizi Magazin” diye bir programa rastladım mesela...
(Sahi gerçek magazine ne oldu?)
Ben bu dizileri izlemiyorum; izleyemiyorum. Vakit kaybı gibi geliyor.
Bu dizilerdeki hayatlar, konular, acılar, mutluluklar benim hayatımla herhangi bir noktada kesişmiyor. Bu dizilerde bir zeka pırıltısı da göremiyorum ki beni bir yerden yakalasın.
Ve bu dizilerin oyuncularını, onların hayatını bir gıdım merak da etmiyorum.
Ne var ki ekrana teslim olduğumda onlara mahkûmum. Bütün sohbet programlarına onlar çıkarılıyor, çarpıştırılıyor, sanki cevap vereceklermiş gibi ileriki bölümlerde neler olacağına dair ağızlarından laf alınmaya çalışılıyor.
Bir durun; izleyip göreceksiniz işte...
Bir de zaten konu ittire ittire ilerliyor.
Dizi izlemiyorsanız bu ülkenin televizyonlarında şu aralar dışlanıyorsunuz. Ama dışlanalım daha iyi. Her gece saatlerce başkalarının maceralarında, gizli veya ortadaki aşklarında kaybolacağımıza biraz kendi maceramızın peşinden koşalım.
İzlemek dışında yaşayalım da biraz...



Çarşamba gecenizi bilimkurguya ayırın
Kaliteli yabancı dizileri izliyorum tabii ama arada indirerek, arada da Digiturk’ten.
Şimdi sabırsızlıkla yarın akşamı bekliyorum.
Çünkü iki yeni diziyle tanışıyoruz.
Yarın Dizimax‘te saat 20.00’de “Eleventh Hour”un, 21.00’deyse “Fringe”in ilk bölümleri yayınlanacak.
“Eleventh Hour”, “Karayip Korsanları” filmlerinin ve “CSI” dizisinin yapımcısı Jerry Bruckheimer‘ın yeni projesi. Dizide devletin bilim danışmanı Dr. Jacob Hood’un bilimsel krizlerin ve tuhaflıkların peşine düşmesi ve onları çözmesi konu ediliyor.
“Fringe”in arkasındaki isim ise “Alias” ve “Lost” dizilerinin yaratıcısı J.J. Abrams. Ve bu dizi de “Lost” gibi bir uçak sahnesiyle başlıyor ve biraz biraz “The X-Files”a benzetiliyor. Etrafımdan duyduğum kadarıyla çok başarılı bir dizi ancak insanı içine alması birkaç bölüm sürüyormuş. O yüzden en az üç bölüm izlemeden bırakmayın.
Şubat sonunda “Lost” başladığında o da bu iki dizinin arkasına, saat 22.00’ye konacak ve çarşamba akşamları Dizimax’te tadından yenmeyecek bir bilimkurgu kuşağı yaratılacak.
Anlayacağınız, bundan sonra çarşamba akşamları evden çıkılmayacak.


Sinemada “cool”
Önüm arkam, sağım solum dizi oyuncusu, imdatYurt sınırları içinde en lezzetli sinema yazılarına imza atan isimlerin başında gelen Fatih Özgüven ve Yeşim Tabak, “cool” temalı bir sinema programı hazırladı. İstanbul Modern‘de 8-31 Ocak tarihleri arasında gösterilecek filmler “Serseri Aşıklar”, “Performance”, “The Night of the Hunter”, “Dishonored”, “Out of the Past”, “Permenant Vacation” ve “Dead Man”.
İkili cool’u şöyle tanımlıyor: “Bir tarzdır. Ama sadece stille ilgili değil... Hayatla ilgili. Her şeyi görmüş geçirmiş olmak ama bunu umursamamak. Kayıtsızlık ve tavır almak, espiriyle ciddiyet... Belanın püsküllüsüne talip olmak ve şikâyet etmemek.”
Hakikaten “sinema cool karakterlerin doğal mekânı. Hem de daha henüz cool lafının icat edilmediği zamanlardan başlayarak.”
Bu seçkideki filmler klişeden uzak ve hepsi cool’un farklı tanımlarına denk düşüyor. “Dead Man” film olarak cool iken, “Serseri Aşıklar”daki aşkın kendisi cool. “Dishonored”da Marlene Dietrich femme fatale cool portresi çizerken “The Night of the Hunter”da Robert Mitchum ve cool birbirlerinin karşılığı gibi...
Farkında mısınız bilmem ama cool artık gerilerde kaldı. Bir noktada cool öldü. Yerini içi boş poz durumları, cool’un ancak parodisi olabilecek nitelikte şeyler aldı.
Bu anlamda İstanbul Modern’deki bu seçkiyi önemsiyorum.
Yeniden cool’u hatırlamak istiyorsanız kaçırmayın.