Geri Dön

Oyunculukta maraton koşacak kapasitedeyim

Ferdi Tayfur’la başrolünü oynadığı “Yersiz Yurtsuz” adlı diziyle dikkatleri çeken Nesrin Cavadzade, dizinin erken bitmesi için “Benim açımdan, maraton koşmaya hazırlanan bir sporcunun, yüz metrede diskalifiye olması etkisi yarattı” diyor

Oyunculukta maraton  koşacak kapasitedeyim

Bakü’de doğan ve 11 yaşında Sovyetler Birliği’n’in dağılmasının ardından annesiyle birlikte İstanbul’a gelen Nesrin Cavadzade, Ferdi Tayfur’la başrolünü oynadığı “Yersiz Yurtsuz”la dikkatleri üzerine çekti. Bugüne kadar beş kısa film çeken, bir filmiyle de Berlin Film Festivali’ne katılan Cavadzade, çeşitli yurtiçi ve yurtdışı kısa film festivallerinde ödüller aldı.
Kamera arkasına yönelik eğitim almasına rağmen oyunculuğun içinde bir tutku haline geldiğini söyleyen Cavadzade “Oyunculukta kendimi maraton koşabilecek kapasitede hissediyorum” dedi.
Oynadığı “Yertsiz Yurtsuz” dizisi ve “Dilber’in Sekiz Günü” adlı filmlerde köylü kızı olarak kamera karşısına geçen Cavadzade, “Suna’yı da, Dilberi’de ben tercih ettim. Bir salon hanımefendisini, bir kibritçi kızı ya da çaresiz bir fahiyeşi de aynı titizlikle oynayabileceğime inanıyorum” diye konuştu.
Ödüllü kısa filmleri var


Yersiz Yurtsuz dizisiyle televizyona adım attınız. Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?
1982 yılında Bakü’de doğdum. 11 yaşıma kadar orada yaşadım. 1992’de Sovyetler’in dağılmasından sonra annemle birlikte İstanbul’a taşındım. Annem Türkiye’de bana daha güzel bir gelecek kurabileceğine inanıyordu. Şişli Terakki Lisesi’nden mezun oldum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV bölümünden mezunum. Beş kısa filmim var, bir tanesiyle Berlin Film Festivali’nin Berlinale Talent Campus bölümüne katıldım.
Filmlerim çeşitli yurtiçi ve yurtdışı kısa film festivallerinde ödüller kazandı. Aslında üniversitede aldığım eğitim kamera arkasına yönelik ama oyunculuk da yıllar içinde bir tutku haline geldi benim için. Oyunculuk eğitimimi, üniversitede okuduğum sırada, Şahika Tekand’ın iki senelik okulu olan Stüdyo Oyuncuları’nda tamamladım. Oyunculuk serüvenimin dönüm noktası dediğiniz gibi “Yersiz Yurtsuz” dizisidir. Daha önce ufak tefek başka işler yapmış olmama rağmen, “Yersiz Yurtsuz” dizisi profesyonel anlamda tanınmamı sağladı. Projeye beklenmedik bir biçimde dahil oldum. Yapım şirketimiz olan Avşar Film’e sadece bir kere gittim ve hemen sonra başrol karakteri “Suna” için bende karar kıldıkları haberi geldi. Benim için güzel bir tecrübeydi.

Oynadığınız ilk dizinin ekranda fazla tutunamaması, sizi nasıl etkiledi?
“Yersiz Yurtsuz” dizisinin erken bitmesi, benim açımdan maraton koşmaya hazırlanan bir sporcunun, yüz metrede diskalifiye olması etkisini yarattı. Bence bir insan için en kahredici şey kapasitesinin altında yaşamasıdır. Ben kendimi oyunculuk anlamında bir maraton koşabilecek kapasitede ve enerjide hissediyorum. Dolayısıyla böylesine erken biten bir iş, kapasitemin çok altında kalmama sebep oldu. Şimdi gelen projelere daha temkinli davranmaya başladım. Bundan sonra televizyona iş yapacaksam eğer, bunun uzun soluklu bir iş olacağından emin olmak isterim.

‘Antepli sanıyorlardı’

Oynadığınız diziyle birlikte insanlar tarafından tanınmaya başladınız. Ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

Oyunculukta maraton  koşacak kapasitedeyim

Genellikle tepkiler çok olumluydu. Özellikle, inandırıcılığımın çok yüksek olduğu söylenirdi. Dizi devam ederken, herkes beni Antep’ten bir köylü kızı zannediyordu. İnsanlar, oyuncu olduğuma kolay kolay ikna olmuyorlardı. Ama tepkiler her zaman, herkes için değişkendir. Dolayısıyla kendimi hiçbir zaman insanların yorumlarına teslim etmedim.
Her yaptığın yeni işle kendini yeniden ve sıfırdan kanıtlamak zorundasındır. En azından oyunculuk için bu böyledir. Bugün seni çok beğenenler, yarın sana domates fırlatabilirler. Dolayısıyla, başın önde, kendini sadece ve sadece işine vereceksin ve kendini tüm eleştirilerden azad edeceksin. En azından, ben kendimi azad ettim.

Hüseyin Karabey’le birlikte “Ölümü Ektim Randevu Yerinde” adlı bir belgesel çektiniz. Belgeselde yönetmenlik yaptınız. Belgesel yapma fikri nasıl doğdu?
Erol Zavar, çok istisnai bir tutukludur. Politik fikirlerinden dolayı hapistedir ve ileri derecede kanser hastasıdır. Sağlık durumu bu derecede bozulmuş birisinin, normal şartlarda serbest bırakılması gerekir (Erbakan örneğindeki gibi mesela). Ama Erol Zavar konusunda ciddi bir hak ihlali vardır. Bu konu öncelikle Hüseyin Karabey’i çok etkiledi. Erol Zavar’ı kamuoyuna duyurmak istiyordu. Belgesel fikri tamamiyle ona aittir. Ben bu projenin hayata geçirilmesine yardım ettim sadece.

Yönetmenlik başka

Yönetmenlik koltuğunda oturdunuz. Bundan sonrası için yönetmenlik yapmak planlarınız dahilinde mi?
Dediğim gibi bu belgesel benim için ilk değildi. Formasyonum zaten tamamiyle kamera arkasına yönelik. Beş kısa filmim var. Bir tanesiyle, Berlinale’ye davet edildiğim sene Türkiye’den katılan dört kişiden biri olmuştum. Ama gene de kendimi, dediğiniz anlamda “yönetmen koltuğuna oturmuş” hissetmiyorum. Oraya oturmak, üç-beş kısa film, bir-iki belgeselle olacak iş değil. Yönetmenlik çok başka bir meziyet. En büyük hayalim, kendi yöneteceğim filmde oynamak. Bütün çabalarım bu yönde. Uzun metraj senaryolarım var. Henüz Kültür Bakanlığı’ndan olumlu bir cevap ala-madım ama denemeye devam edeceğim.


Oyunculukta maraton  koşacak kapasitedeyim

22 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni22 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber