“Türkiye’yi özetleyen bir başlık” diye düşündüm. Televizyon için geçerli olan bu durum aslında tüm hayatımızın bir özeti. Hrant Dink davasında örgüt var ama “Yok” diyoruz, şike var ama “Yok” diyoruz, Türkiye’nin borcu çok ama “Çok da değil” diyoruz... Diyoruz da diyoruz. Malum reyting ölçümlerinde de şike yapıldığı ortaya çıkmıştı. Ölçümü yapan şirketin bileti kesildi. Televizyon İzleme Araştırma Komitesi ölçüm yapacak firmayı belirlemişti; TNS. Ama birde TBS adlı şirket var. TRT’nin anlaşıp ölçümlerini yaptırdığı. Şu sıra televizyonların ‘ölçümleri’ yapılmıyor ama yapılıyor. TBS’in yaptığı günlük veriler ‘resmi olmayan sonuçlara’ göre diye veriliyor gene. “Günün birincisi ben oldum” diyorlar, bu verilere göre. O zaman bu tantana neden yapıldı? Çok izlenen bir kanal yöneticisi şöyle bir yol izlediklerini söyledi; “Biz zamanında hem AGB’nin hem de TBS’nin verilerine bakıp ortalama çıkartıyorduk.” Yani ülke üç kağıdı kabullenmiş. Tüm sektör zaten söz konusu ‘ortalama’ üzerinden işlerini yürütüyormuş da haberimiz yokmuş! Şu sıralar da belirsizlik filan yok. Ölçülmeyen ama ölçülen verilerle işler yürüyor anlayacağınız!

BARBAROS ŞANSAL’A ŞAŞIRMIŞLAR!
Okan’ın programını ben de izledim. Bir muhabbetin içinde “Masadakilerden hangileri kendilerini eşcinsel olarak kabul ediyor?” sorusuna elini kaldıran Barbaros Şansal “Ben” dedi. Ve ortalık yıkıldı! Fransızların bir lafı vardır “Bonjour” derler. “Yeni mi uyandın?” anlamına gelir. “Tercihini dürüstçe söyledi” derler! Barbaros Şansal’ın durumu da öyle olmuş.

TİŞÖRT’LE ÇIKMAM İYİ OLMAMIŞ
Bazı anlar vardır “Tarzım bu” diyerek sahneye çıkmak pek de keyifli olmaz. Muğla Üniversitesi’nde Bulutsuzluk Özlemi’ne bir ödül verildi. Gittik almak için, bir de şarkı çaldık. O anın fotoğrafına bakıyorum. Koltuk altları terlemiş, siyah bir tişört var üzerimde. Sakil bir görüntü. Sahnenin üzerinde iğreti durmuşum fena halde. Bir siyah, dar ceket mesela, altta siyah, boru paça bir pantolon, yine içinde siyah tişört olabilirmiş. Antalya’daki sinema ödüllerinin görüntülerini izlerken televizyonda, aynı tepkileri vermiştim. Yan taraftaki kahvede tavla oynarkan “Abi koş, seni çağırıyorlar sahneye” kıyafetiyle gelip ödül alanlar için de kendim için söylediğim lafları etmişimdir!

NOT DEFTERiMDEN

CÜNEYT ARKIN HABER YORUM YAPIYOR
1996 yılında özel televizyonlarda, şimdi bakınca ‘gülümseten’ olaylar oluyormuş. Mesela Cüneyt Arkın TGRT kanalında hem haber-yorum yapıyor hem spor programı sunuyor hem de reklamlarında oynuyormuş. 28 Ağustos tarihli Milliyet’te yer alan haberimde, etinden sütünden yararlanılan ünlü televizyon yüzlerini yazmışım. Burada başka ‘ilginç’ isimler de var. Haberin ‘sert yüzü’ Özge Özsağman o yıllarda Star’da ‘Paparazzi’ programının sunucusuydu.

ULUSAL TV; EĞLENCE FABRİKASININ İSMİ
Türker İnanoğlu’nun Ulusal TV’si 90’lı yılların bir nevi ‘eğlence üretim fabrikası’ydı. Aynı kadro, birden fazla programda yer alıyordu. ‘İşte Müzik İşte Eğlence’, ‘Rüstem’in Gazinosu’, ‘Minikler Yarışıyor’, ‘Bir Başka Gece’nin müdavimleri Volkan Severcan, Tuluğ Çizgen ve Nilgün Belgün’dü. O zamanlar sunucu olayı farklıydı. Mesela Şebnem Arda Star’da hem hava durumunu sunuyor hem de spikerlik yapıyordu. Şimdi ‘uzmanlaşma’ daha bir oturdu!

REHA MUHTAR’IN DÖNÜM NOKTASI
1996, Reha Muhtar’ın dönüm noktası oldu. Yani bugün hâlâ anılır olmasının ilk hamlesi; Kanal D’den Show TV’ye geçti. Ve burada, hâlâ hatırlanan o haber bültenlerine imza attı... Yani “Acı var mı acı?” yılları.

BİR BESİM TiBUK VARDI
90’lı yılların televizyon programlarının en renkli siyasetçilerinden biri tartışmasız Besim Tibuk’tu. ‘Ticaretle siyaseti’ gayet güzel anlatan, geçmişinde rehberlik olduğundan ‘ikna kabiliyeti’ yüksek biriydi. Liberal Demokrat Parti’si vardı! Konuk olduğu programlar kaçırılmazdı.