Gerçi Soma’daki facianın ardından gayet net gördük ama yine de nasıl bir ülkede yaşadığımızı tek bir olayla anlatayım size...
Yani fotoğrafı hala görmek istemeyenlere...
Ya da hafızası zayıf olanlara, unutanlara...
***
* Mecidiyeköy’de Ali Sami Yen Stadı’nın yerinde yükselen 42 katlı Torun Center inşaatında 9 Nisan’da çalışma sepeti kopuyor, 19 yaşında bir işçi hayatını kaybediyor.
* Beş gün sonra teftişe giden müfettişler güvenlik sorunlarını rapor ediyor, riskleri tek sıralıyor. Ancak Çalışma Bakanlığı “İnşaatlara durdurma cezası vermeyin, para cezası kesip süre tanıyın” talimatı veriyor. Para cezası kesildikten sonra inşaat devam ediyor.
* 23 Ağustos’ta inşaattaki elektrik panosunda patlama oluyor ve yangın çıkıyor.
İki asansör de defalarca arızalanıyor. Hatta biri geçenlerde 20’nci kattan düşüyor ve şans eseri son anda durabiliyor.
* 7 Eylül Pazar günü işçileri taşıyan asansör, bu kez 32’nci kattan aşağı çakılıyor ve 10 işçi hayatını kaybediyor.
* İnşaatın patronu, yani Torunlar İnşaat’ın sahibi Aziz Torun kazadan sonra çıkıp diyor ki, “İşçiler dikkatsiz, kurallara uymuyorlardı...”
* Makine Mühendisleri Odası ise; asansörün 30 Ağustos’taki rutin bakımının firma tarafından yaptırılmadığını açıklıyor.
* Böylesi bir faciadan hemen sonra, inşaatın sorumlusu 8 kişi ifadeleri alındıktan serbest bırakılıyor.
* Polis her zaman olduğu gibi; inşaatın önüne toplanan, acılı, perişan, hayatı hiçe sayılan ve öfkesini dile getirmek isteyen işçi yakınlarına biber gazı sıkıyor.
Evet, 10 işçinin ölümüne sebep olanlara değil, cinayete ses çıkaranlara saldırıyor.
***
İşte böyle... Torun Center inşaatının ihmalleri günlerdir bir bir gözümüze sokuluyor ama bir tek Çalışma Bakanlığı’nın ve yetkililerin gözüne girmiyor!
Şimdi herkes şu soruyu soruyor: Çalışma Bakanlığı ‘kapatma’ yerine ‘süre verme’ uygulamasını hayata geçirmese, bu facia yine de yaşanır mıydı?
“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” lafı ne kadar doğru.
Bu memleketin sorunu da, bu talimatları verenlerin sorgulanmaması, onlara hesap sorulamaması, her şeyin hasır altı edilip unutulması işte!
Bu ülkedeki pisi pisine ölümlerin sonrasında hesap sorulsaydı, bedel ödetilseydi, sonraki ölümler /facialar belki de olmazdı.
Bu arada...
O binada oturmaya hazırlananlar; bu kadar ihmale, bu kadar vurdumduymazlığa imza atan kişilerin, o inşaatı sağlam inşa edip etmediğinden nasıl emin olacaklar? Onlara güvenip, o binada nasıl oturacaklar?

CiNNET HALiNDEYiZ

İstanbul Çekmeköy’deki bir sürücü kursunda ders alan kursiyer, “Senin yüzünden sınavı geçemedim, ehliyet alamadım” diyerek silahla kurs görevlisini vurdu. Sebep bu; ehliyet alamamak!
İnsanların adam öldürme sebepleri ne kadar acayip, ne kadar saçma Allah’ım! Gözünün üstünde kaşın var diyen, diğerini gözünü kırpmadan vurabiliyor.
Tam bir cinnet toplumu olduk çıktık; Allah sonumuz hayretsin.

BiZi SPOR, SANAT VE EDEBiYAT KURTARACAK

* ABD Açık Tenis Turnuvası’nda Türkiye’ye ilk kez Grand Slam Kupası kazandıran ve tarihi bir zafere imza atan 18 yaşındaki tenisçimiz İpek Soylu...
* Dünya Basketbol Şampiyonası’nda Zelanda ve Finlandiya’nın ardından Avustralya’yı da deviren 12 Dev Adam’ımız...
* Venedik Film Festivali’nde ‘Sivas filmiyle’ Jüri Özel ödülünü, 11 yaşındaki oyuncusuyla da ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü kazanan Kaan Müjdeci...
* ‘Kış Uykusu’ filmi ile Cannes Film Festivali’nden dünyanın en prestijli ödülü ‘Altın Palmiye’yi alan Nuri Bilge Ceylan...
* Daha önce Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ve gururumuz olan Orhan Pamuk..
Ve şu anda aklıma gelmeyen irili ufaklı daha nice başarı...
Bu ülkedeki bir sürü çirkinliğe, sakilliğe, adaletsizliğe ve vicdansızlığa dayanmamızı işte bunlar sağlıyor.
Sanat, sinema, spor, edebiyat, müzik kurtaracak bizi...
İnsanlığı, birlikte durabilmeyi, ötekileştirmemeyi, hak etmeyi, değerlerimiz olmasını, adaleti, eşitliği, vicdanı bize her seferinde hatırlatacaklar.
O yüzden bu kadar kıymetli bu başarılar.