Geri Dön

'Arka bahçesi olanların psikolojik bağışıklığı daha güçlü'

Klinik psikolog Beyhan Budak, belirsizlikle mücadele konusunda “Mucizelere gerek yok; güzel bir film izlemek, sevdiğiniz bir yemeği yemek, bir hobi arka bahçenizi oluşturacaktır. Arka bahçesi olan insanların psikolojik bağışıklıkları daha güçlü” diyor.

'Arka bahçesi olanların psikolojik bağışıklığı daha güçlü'
Seyhan Akıncı / seyhan.akinci@milliyet.com.tr

Kaygılarımızla başa çıkmakta zorlandığımız bir dönemden geçiyoruz. Bazılarımız yaşadığımız kayıplar ve kaygılar nedeniyle yardım almaya ihtiyaç duyuyor. Kimimiz bu ihtiyacı giderebilecek maddi güce ve bilince sahip kimimiz içinse psikolojik yardım almak lüks! Bu anlamda doğru mecralarda uzmanların tavsiyelerine ulaşmak oldukça önemli. Milliyet gazetesinde köşe yazılarına başlayan Klinik Psikolog Beyhan Budak, yıllardır insanlara YouTube ve podcast üzerinden ulaşıyordu. İnkılap Yayınları’ndan “Senin Suçun Değil” adlı ikinci kitabını yayımladı. Budak ile kaygı eşiğimizin çok yüksek olduğu bu süreçte neler yapabileceğimizi konuştuk.

- Her perşembe Milliyet okurlarıyla buluşuyorsunuz... Buradan insanlara ulaşacak olmak ne ifade ediyor?

Benim için Milliyet gazetesinde yazıyor olmak çok büyük öneme sahip. Rahmetli dedem koymuş ismimi, 1985 yılında Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan Beyhan Cenkçi’den esinlenmiş ve benim de büyüyünce gazeteci olmamı istemiş. Psikolog oldum ama hep medyanın yeni halinin içindeyim başından beri. Şimdi de geleneksel medyada yer alıyor olmak benim için çok değerli. Özellikle böyle zor zamanlarda psikolojik olarak daha iyi hissetmeye dair bir uzmandan gelecek paylaşımların faydalı olacağını düşünüyorum. Sosyal medyadan ulaşamadığım bir insana bile ulaşabilirsem ne mutlu bana.

- Pandemide bir yıla yaklaşıyoruz ve aşıya rağmen belirsizlik devam ediyor. Plan odaklı yaşayan modern insanı da en çok buradan yaraladı süreç. Belirsizlikle nasıl mücadele edebiliriz?

Modern insan, pandemiye hazırlıksız yakalandı diyebilirim. İçinde bulunduğumuz konfor alanımız, sosyalliğimiz ve şikayet ettiğimiz hayatımızın kolaylıkla alt üst olabileceğini fark etmek birçok insan için güvensizlik hissiyatı yarattı. Bizi en çok zorlayan şeylerden birisi de belirsizlik. Şu anda bile, ne zaman bu durumdan kurtulabiliriz sorusunun cevabını vermek mümkün görünmüyor. Belirsizlikle mücadele etmek için büyük resmi hatırlamak önemli diye düşünüyorum. Her insan kendi hayatının ve zamanının başrolünde. Dolayısıyla yaşanılan her problemde, bu dünya için çok büyük bir problem, her şey çok kötü olacak ve bir daha düzelmeyecek gibi algı yanılsaması oluşuyor. Halbuki biz büyük bir tarihin ve evrenin parçasıyız. Yaşanılan her problemin farklı bir versiyonunu bizden önce bu dünyaya gelen insanlar yaşadı. Ya durumu düzelttiler ya da adapte oldular. İnsan kendi gücünü abartıyor, sanki her şeyi kontrol edebilecek bir güce sahip olduğunu zannediyor. İçinde bulunduğumuz durumda da, zihnimiz sanki dünyada olabilecekleri değiştirebilecekmiş gibi enerji harcıyor. Sonuca ulaşamayınca da ortaya kaygı çıkıyor. Kendi küçük dünyamıza odaklanmalı ve normalde ne yapmamız gerekiyorsa ona devam etmeliyiz.

- Hepimiz dönüştüğümüzü de gözlemliyoruz bu geçen bir yılda. Birçok danışanınız olduğu için bu soruya en doğru yanıtı verebilecek isimlerden birisiniz, insanlar neleri fark etti bu dönemde. Nasıl bir dönüşüm geçiriyoruz?

Biraz önce de dediğiniz gibi modern insanlar çok yaralandı bu süreçte. Modern insan, hayatındaki gerçek problemleri sanal oyalanma gereçleri ile çok güzel kamufle edebiliyordu. Bu keşmekeş, ilişki sorunlarımızı, geçmişten getirdiğimiz yükleri, hayat sorunlarımızı, değersizlik duygumuzu bir şekilde bastırmamıza olanak sağlıyordu. Ancak eve kapandığımızda insanlar o güne kadar bastırdıkları şeylerle yüzleşmek zorunda kaldılar. Bu durum kimse için kolay olmadı. Ama kolay ya da zor yüzleşmek herkes için o an fark edilmese bile olumlu etkilere sebep oldu. Sosyalleşme, seyahat etme, istediğimiz yerde yemek yemek, sinemaya, tiyatroya gitmek gibi imkanların aslında hakkımız değil lütuf olduğunu fark etmek zorunda kaldık. Güç ve kontrol yanılsamamızı yaralasa da ben daha sağlıklı ve farkındalıklı bir benlik algısına sebep olacağını düşünüyorum bunun.

- Aşı ile umutlanmışken, mutasyonlarla yeniden sarsıldık. Tüm bu gelgit içerisinde ruh sağlığımızı korumak için neler yapabiliriz?

Hayatımızın belirli bir düzeni olması, özellikle böyle sisli zamanlarda ruhsal anlamda yolumuzu kaybetmemizi engelleyecektir. Her ne koşulda olursa kendimiz için bir şeyler yapmak çok iyi gelir. Mucizelere gerek yok; güzel bir film izlemek, tek başıma yürüyüş yaparken dinlediğim sesli kitap ya da podcast, sevdiğim bir yemeği yemek, yaparken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum bir hobi benim arka bahçemi oluşturacaktır. Arka bahçesi olan insanların psikolojik bağışıklıklarının daha güçlü olduğunu gözlemliyorum. Sert hava koşullarında rüzgara kapılmamak için bir dayanak noktanız olması gerekir. Hayat mücadelesinde de bir amacı olan insanlar her türlü rüzgara hazırlıklı oluyor. Bu amaç, bir araba ya da ev almak, tatile gitmek gibi bir şey olmamalı. İnsanın hem kendisine hem de topluma faydası olacak bir amacı olmalı.

- Bu dönemi hiç kimse unutmayacak elbette ama yakınlarını kaybedenler için çok daha kalıcı hasar bırakacak. Veda edemediğiniz bir kayıpla başa çıkmak için neler yapılabilir?

Böyle zamanlarda duyguları yaşayabilmek çok önemli. Çevreden gelen güçlü ol, ağlama, dik durmalısın gibi telkinler iyi hissetmek yerine suçluluk duygusuna neden oluyor. Çaresizlik, hüzün, özlem ve bazen öfke yas döneminde ortaya çıkan duygular bu duyguları bastırmak yerine izin vermek gerekli. Yas süreci böyle bir şey ve özlem, hüzün hayata dahil duygular. Yas sürecinin başında, kayıp yaşayan kişiler yalnız kalmak isteyebiliyorlar. Başlangıçta bu iyi olsa da ilerleyen zamanlarda ilişkilerimize dönmek konusunda kendimizi zorlamamız iyi olacaktır. Ne kadar izole kalınırsa hissedilen duyguların ağırlığı artar. Hissettiklerimizi yakınlarımızla paylaşmak, yazmak içimizde ifade edilmeyen duyguların birikmesine engel olur ve yas sürecinin sağlıklı geçmesine fayda sağlar. Kaybedilen kişiye ait eşyaların, birkaç hatıra alındıktan sonra ihtiyacı olanlara dağıtılması zihinsel anlamda veda etmek için etkili bir yoldur.

“ÇOCUKLUĞUMUZDA SUÇUMUZ GİBİ KODLADIKLARIMIZ VAR”

- İkinci kitabınız “Senin Suçun Değil” İnkılap Yayınları’ndan çıktı. “Kendini suçlamayı bırak” diye sesleniyorsunuz okura. Kendimizi suçlamaya meyilli miyiz?

Çocukluk çağında yaşadıklarımız yetişkinlik döneminde kim olduğumuzu önemli ölçüde etkiliyor. Ancak çocukluk çağında zihnimiz yetişkin zihni gibi çalışmıyor, yaşanılan olumsuz olaylarda hiç sorumluluğu olmasa da kendi suçuymuş gibi hissediyor. Kitabımda amacım, geçmişimizde kendi suçumuz gibi kodladığımız şeylerin neden bizim suçumuz olmadığı, şu anımıza nasıl etki ettiği ve nasıl çözümlenebileceğini anlatmak oldu. Yaşadığımız olumsuz olayların bizim üzerimizde etkisi sınırlıdır. Mesela bir ayrılık yaşadığımızda, ayrıldığımız kişiyi özlemek bir etki bırakır ama daha büyük olan yaşadığımız olayın kendimizle ilişkisidir. Yani tamam ayrıldım, çok özlüyorum ama beni daha çok etkileyen şey, terk edildim, aldatıldım, demek ki yeterince sevilmeye layık değilim, ilişkilerde başarısızım, ilişkilerim hep kötü gidecek düşünce kalıplarıdır. Bunun ayırdına varmak önemli bir farkındalık sağlıyor insana.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber