Geri Dön

'Ben bir kültür işçisiyim'

Seramik atölyesinde çalışmalarına başlayan Yağmur Tanrısevsin, “Oyunculuğumla bu topraklardan çıkmış insan hikayelerine can vermeye çalışıyorum. Seramikle de yine bu toprağa katma değer katarak anlamlandırmaya çalışıyorum” diyor.

'Ben bir kültür işçisiyim'
Özlem Ülkü / ozlem.ulku@milliyet.com.tr

 

Yağmur Tanrısevsin, güldüğü zaman gülüşü gözlerine ulaşan kadınlardan. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğrencisiyken oyunculuk eğitimi  alıyor. Konuk oyuncu olarak başladığı serüveninde “Güneşi Beklerken” dizisiyle herkesin tanıdığı bir isim haline geliyor. O dönemden bugüne de popülaritesini giderek artırdığını söylemek de gerek. Ama şimdilerde yeni bir telaşın içinde. Muud adını verdiği seramik atölyesinin. “Hayalimde canlandırdığım, insanların ruhuna dokunan ve onları şaşırtan işler yapmak istiyorum” diyen oyuncuyla Beşiktaş’taki atölyesinde bir araya geldik.

Ben bir kültür işçisiyim

- Seramik atölyenizi açtınız. Ne kadar zamanın hayaliydi böyle bir yere sahip olmak?

Güzel Sanatlar mezunuyum ve oyunculuğum süresince de seramikten hiç kopmadım. Böyle bir planım, seramiğe ve toprağa dokunduğum ilk andan itibaren vardı. Geçen yıl Beşiktaş’ta eski bir evi atölyeye çevirdim. Orada kendi koleksiyonlarım üzerine çalışmaya başladım. Kendi renklerimi, karışımlarımı bularak verimli bir süreç geçirdim. Bulduğum tonlar bana özel oldu. Keşfetme dönemiydi. Seramik zor, zaman alan bir malzeme yapısı gereği. Süreç uzun oldu ama değdi.

- Seramikle nasıl tanıştınız?

Ben küçüklüğümden beri resim sanatının, bir şeyler tasarlamanın derdinde oldum. Tabiatın renkleri, çiçekler, insan siluetleri hep ilgi alanım oldu. Meraklı bir çocuktum. Gördüğümü çizmeye, onları yorumlayarak yeni şeyler üretmeye hep merakım vardı. Toprakla tanıştığımda ise onun bize sunduğu nimetlere vuruldum. İşte seramik ve cam hayatıma bir tercih olarak böyle girdi. Oyunculuğumla, dişi bir coğrafya olan Anadolu’nun kadınlarına, bu topraklardan çıkmış insan hikayelerine can vermeye çalışıyorum. Seramikle de yine bu toprağa katma değer katarak anlamlandırmaya çalışıyorum. Kendimi bir kültür işçisi olarak görüyorum. Hem atölyemde olmak hem de seramik tasarlamak, toprakla katma değerli ürünler üretmek kendimi iyi hissettiriyor.

- Markanıza, atölyenize Muur adını verdiniz. Nereden esinlendiniz?

Muur, Flemenkçe duvar demek. Ve ben aslında karolarla duvar tasarımı yapıyorum. Ve Yağmur’un Muur’u olarak bana uğur getireceğini düşündüm. Fikirlerine başvurduğum ailem ve yakın arkadaşlarım da fonetiğinin güzel olduğunu söyledi. Koleksiyonlarımı bu marka altında yürüteceğim. Seramik, genel olarak algıda sanatla ya da tasarımla bütünleşmemiş kimsede. Ben şu an o algıyı değiştirmeye çalışıyorum. Resim de olabilirdi. Ben resimdeki boya malzemeleri yerine seramiği kullanıyorum. Malzeme olarak seramiği kullanıyorum ama tasarımcıyım ve duvar tasarımı yapıyorum. Sonuçta eğitimini aldığım, malzemesini iyi bildiğim, içinde yoğrulduğum bir şeyi yapıyorum.

- Bu bağlamda daha önce çocuklarla bir atölye yapmıştınız. Yine öyle planlarınız var mı?

Benim için çocuklar bu işin her yerinde. Pandemi öncesinde, atölyem bizim mahalledeki komşularımın ve mahalledeki çocukların da en sevdiği mekanlardan biri oldu. Minikler için de yetişkinler için de programlar düşünüyorum. Ama pandemi sebebiyle hepsini ertelemek durumunda kaldım.

- O ertelemelerin sona ereceğini düşünürsek bir gün, en büyük hedefiniz ne?

Hayalimde canlandırdığım, insanların ruhuna dokunan ve onları şaşırtan işler yapmak istiyorum. Üzerinde yaşadığımız dünyanın daha güzel ve mutlu olması için söylemek istediklerim var. Bunu bazen bir ayakkabı tasarımıyla, bazen bir tişört tasarımıyla, en önemlisi de seramik kullanarak söylemek istiyorum. Hayalimde sergi açmak var. Bu fikir bile beni çok heyecanlandırıyor. Şu an çeşitli projeler var. Mimarlar, iç mimarlarla ortak çalışmalar için görüşüyoruz. Daha ikonik yerler için. Seramikle duvarda imzanı bırakıyorsun ve ölümsüzleşiyor. O yüzden çok kıymetli. İz bırakmak, istediğim aslında. Herkes bir sağlığına kavuşsun, bir şekilde hallederiz. Şu anda önceliğimiz, dünyanın iyileşmesi!

Ben bir kültür işçisiyim

“İZ BIRAKMAK İSTİYORUM”

- Oyunculuk anlamında yeni projeler var mı?

Oyunculuk benim mesleğim. Projeler bir bütündür ve ben bütünün bir parçası olacağım. Ekibe faydalı olup olamayacağıma bakarım. Rolü değerlendirirken de aynı şekilde düşünürüm. Bu role, kendimden bir şey katıp ortaya çıkan şeyden mutlu olup olamayacağıma bakarım.

- Peki, canlandırmayı heyecanla beklediğiniz bir karakter sorsak?

Hayallerimde sürekli farklı roller oluyor. Benim aslında hayalimde tek bir rol yok. Farklı kadınların, farklı hikayelerini en iyi biçimde canlandırmak ve toplumda bu anlamda kalıcı iz bırakmak benim hedefim.

“NEYE DEĞER VERECEĞİMİ BİLİYORUM”

- Kurguyla dolu hayatların arttığı günlerde doğallığın gücüne inanıyor musunuz?

Doğallığın gücüne tabii ki inanıyorum. Her zaman... Teknolojinin getirdiği hız, bazen bizi hazır kurguların muhatabı bırakabiliyor. Ancak önemli olan, kendimizi dinlemek. Ne hissettiğimize odaklanmak. Teknoloji henüz bunu kurgulayamıyor. İşin ucunu kaçırınca, sadece kendimizi de yok sayıyoruz. O zaman uzaklaşıyoruz, kendimizden.

- Her ne kadar iletişim çağında olsak, her şey elimizin altındaymış gibi görünse de birçok şey değerini kaybediyor… Sizin gözlemleriniz nasıl bu konuda?

Birçok şey değerini yitirmiyor aslında. Biz kendi değerlerimizi yitiriyoruz. “Değerini yitirdi” dediklerimiz yine çok değerli. Ama biz göremiyoruz belki de. Ben, neye değer vereceğimi hâlâ biliyorum. Bu sebeple benim için aşk gibi, aile gibi, mutlu olmak, iyi olmak gibi kavramlar hâlâ değerini kaybetmemiş durumda. Herkese de bu hesabı yapmalarını öneririm.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber