Geri Dön

'Elimdekilere sahip çıkıyorum'

Karantina sürecinde komşularıyla “Mecbur” şarkısı için rengarenk bir klip çekenAyla Çelik, romantik biri olmadığını söylüyor: “Herkese kendimi anlatamam ki. Çevrem belli, arkadaşlarım belli,  duygularım belli. Beni hep romantik bilirler ya, yazdığım şarkılardan ötürü ‘aşk kadını’ denilir ya, aslında öyle biri değilim”

'Elimdekilere sahip çıkıyorum'
ÖZLEM ÜLKÜ

 

Hepimizin bildiği birçok şarkıda imzası olsa da Ayla Çelik asıl şöhreti “Bağdat”la yakaladı. Kimileri söner gider dedi ama o gün bugündür hatta öncesinden bile daha çok şarkı yazıyor, söylüyor. Tam da sevdiklerimizi korumak için uzaktan sevmeye mecbur kaldığımız şu günlerde, “Daha Bi’Aşık” albümünün üçüncü video klibini “Mecbur” şarkısına çekti. 15 yıldır yaşadığı Arnavutköy’de komşularıyla uzaktan da olsa aynı kadraja girerek. Çelik’le korona günlerini, dünleri ve tabii ki aşkı konuştuk.

- Sevdiklerimizi korumak için uzaktan sevmeye “mecbur” kaldığımız bir dönemde “Mecbur” şarkınızın klibiyle karşımızdasınız. Siz nelere mecbur kaldınız bugünlerde?

Ben dokunmayı seven insanlardanım. Öpmek çok önemli değil belki ama dokunma, sarılma ihtiyacı duyanlardanım. Bundan uzak kaldım. Sabahları sahilde yürümekten, arkadaşlarımla çay, kahve eşliğinde sohbet etmekten... Böyle şeyler hayatın rengi, neşesi. Ama asıl annem. Beni gerçek anlamda etkileyen annem oldu. O iyiyse ben iyiyim. Her gün arıyorum. Sesinin tonunda bir düşüklük olsun hemen hissediyorum. Bütün işim, gücüm o oldu. Sevdiklerimden ayrı kalma mecburiyeti zor. Onun dışındaki olaylara günün getirdikleri diye bakıyorum.

- Bu dönemde birçoğu hiç olmadığı kadar mutfakla haşır neşir oldu. Sizin için durum nasıl?

Daha önce bir röportajımda “Yemek yapmayı bilmeyen, ev işinden kaçan kadın mı olur?” gibi sözlerim saptırılmıştı. Ben o zaman da hayatın zevklerinden, renklerinden bahsediyordum. O da bunlardan biriydi. Yapmak da ikram etmek de. Ama burada mecbur olmaktan, birinin kölesi olmaktan bahsetmiyorum. Keyifle yapılan bir şeyden bahsediyorum. Ben bu dönemde börekler, pizzalar yapmadım açıkçası çünkü rutinimde işleyen bir mutfağım zaten var. Hasret değiliz bunlara.

Elimdekilere sahip çıkıyorum

- Bütün mecburiyetlerimizin yanı sıra, çoğumuz için öğretici bir süreç aynı zamanda. Sizin kendinizle ilgili yeni keşifleriniz oldu mu?

Bugüne kadar hep evcimenim diyordum ama evde oturmayı o kadar da çok sevmediğimi fark ettim. Daha çok çıkmalıyım, daha çok temasta olmalıyım diyerek ‘daha’larla dolu isteklerim oluştu. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Dört kardeş ve kuzenler aynı apartmandaydık. Ama onun dışında herkes gibi belki de ‘kul kurar tanrı gülermiş’ diye düşünüyorum. Bugünün işini yarına bırakmamak gerektiğini daha iyi öğrendim. Söyleyecek bir sözümüz olduğunda hemen söylemeliymişiz. Şimdilerde çok fazla film seyrediyorum. Bir de beni hep romantik bilirler ya, yazdığım şarkılardan ötürü ‘aşk kadını’ denilir ya, aslında öyle biri değilim. Çok duygusalımdır ama romantik değilim. Seri katillerle ilgili belgeseller izliyorum. Psikolojilerine bakıyorum; çözülme anları çok ilgimi çekiyor.

- ‘Aşk şarkılarının kadını’ olarak anılmak size neler düşündürüyor?

Aslında insanların benim hakkımda neler düşündüğüyle ilgili düşünmeyi bıraktım. Çünkü onun çözümü yok. Herkese kendimi anlatamam ki. Çevrem belli, arkadaşlarım belli, duygularım belli. Elimdekilere sahip çıkıyorum. Yeni güzellikler gelirse, kapım açık oluyor. Beni sevmek isteyen, sevebilir. Ben de severim. Çok açığım sevgiye, dünyanın en güzel duygusu. Öte yandan kimin şarkısı aşkla ilgili değil ki? Kim yapmıyor ki? Demek ki bana bu ifade yakıştırılıyor. Aşkın enerjisi çok büyük ve aynı zamanda herkesin tanıdığı, bildiği ortak bir duygu. Bunun acısı da sevinci de ortak. Kişiye göre değişmiyor. Ölüm de öyle aslında. Ama ölümden bahsetmek yerine aşktan bahsetmeyi tercih ediyorum. Dünya bunun üzerinde dönüyor, ben ne yapabilirim, değil mi? 

- Hiç aşktan vazgeçtiğiniz zamanlar oldu mu?

Ben aşktan vazgeçsem o benden geçmez. Ne biri olmalı ne de yalnız olmalıyım gibi şeyleri düşündüm. Her şey doğal akışında gerçekleşiyor. Ben o duyguları anlatmayı seviyorum; kelimelere dökmeyi. Ama her biri benim yaşadığım şeyler değil. İnsanlar her şarkıdaki olayı benim yaşadığımı düşünüyor ama nasıl yaşayayım o kadar duyguyu? Yazarken başka bir kadın oluyorsun. Tanıdığın, duyduğun ya da anlatılan bir hikaye, izlediğin bir filmdeki karakter de olabiliyor. Kendimden çıkıp, onunla bütünleşiyorum. Her şey etkileyebilir, istemekle de ilgili. Anlamak da etkili tabii.

“Her şey bir ‘merhaba’yla başlıyor”

- Klibinizde neredeyse tüm mahalle eşlik etmiş size. Bu fikir kimden çıktı?

Benden. Baştan sona benim fikrimdi. Drone’la mı çeksek, herkese söylesek mi dedim ve çok sevildi. Çekimler üç gün sürdü. Komşularım hemen tamam dedi. 15 yıldır Arnavutköy’de oturuyorum. Birbirimize tabaklar yollayıp, dururuz.

- Komşuluğun pek de kalmadığını konuştuğumuz yıllar için ne de güzel şeyler...

Ben onları gördüğüm zaman sohbet ediyorum, bazen kahve içmeye de gidiyorum. Kapım sık sık çalınır, mutlaka bir şeyimiz olur. Mesela yan komşum, dünya tatlısıdır; başım sıkışsa ararım. O mahalle ruhu var. Buna şaşıran insanlar oluyor ama kendilerine sormalılar, ben ne yapıyorum diye. Başta ben gülümsemezsem, konuşmazsam olmaz tabii. Hatta bunun komşulukla değil insanlıkla alakası var. Her şey bir “merhaba”yla başlıyor aslında. Çocukluğum da öyleydi. Türkan Şoray’ın “Sultan” filmindeki komşuları var ya işte ben o kadınlarla büyüdüm. Çocukluğun ne kadar güzel bir şey olduğunu biliyorum. Bunu yaşamamış arkadaşlarıma içim parçalanır, onlara ekstra şefkat duyarım. Bunlar içimizi dolduran güzel şeyler.

“Çok özledim sahneyi”

- Bu süreç üretiminize nasıl etkiler yaptı? Koronalı günlere özel dizeler de kaleme alındı mı acaba?

Bugünlerde çok güzel bir şeyler yazdım. Hatta 2-3 gün önce yeni kayıt yaptım ve çok sevdim. Slow bir şarkı. Adı, “Ayrılsak Da El Eleyiz”. Ki bu albümümün minumum 6 klibi olması gerekiyor. Niyetim de öyleydi. Kovid-19 bizi çok geriletti. Tam hızımızı aldık, sahneye başladık, durmak zorunda kaldık. Çok özledim sahneyi. Ama yeni klipler için niyetim var. İki metre balkonumda çektiysem bu şarkıyı, yine çekebiliriz. İnsanların da ihtiyacı var. Derdimizi, tasamızı, mutluluğumuzu şarkılarla anlatıyoruz. Ölüm olunca da ağıtlar yakılıyor. Yani bir anlatım biçimi. Bir filmin içinden müziğini çıkarsanız, belki de izleyemezsiniz. Müzik, hayatın rengi. Bu kliple de düşündüğümüz insanları motive etmekti. Çünkü biraz renklenmeye, iyi hissetmeye ihtiyacımız var. Sokağa çıkamıyorsak balkon var, kapı önü var, pencereler var. Arkadaşlarımızla görüntülü olsa da konuşmak var, yan komşuya el sallamak, ayrıyız ama beraberiz demek var. Bu duygu çok kıymetli.

“Kalabalık sofraların insanıyım”

- “Bu hayat hep mi mecbur?”, “Takılıp kaldık mecbur” sözlerinden yola çıkarak, sizin takılıp kaldığınız konular var mı şu hayatta?

Ben bir noktadan sonra kendimi özgür bırakırım. Çok takılıp kalmam. Bir müddet sonra üzerimden atarım. Kafaya taktığımız şeyin başta bir alevi olur. İnsanı yakar, öfkelendirir, acıtır. Sonra geçer. Ben açabileceğim kaç kapı varsa denerim. Olmuyorsa kısmetimde yokmuş derim. Ama mecbur diye düşündüklerim var; çalışmak, ailemle, arkadaşlarımla olmak gibi. Benim hayatımdaki insan arkadaşlarımı sevmek zorunda. Arkadaşlarım da onu sevmek zorunda. Onlarsız yapamam, ben sadece iki kişilik bir hayatı hiçbir zaman düşünmedim. Hayalim de hiç öyle olmadı. Kalabalık sofraların insanıyım. Dilerim hep öyle olur.

Ceza yemekten bıktı... Araçta havuz keyfini ağaç tepesine taşıyorAntalya'da aracının üstünü kesip havuza dönüştürüp trafikte havuz keyfi, ardından da başka bir aracının üzerini teras gibi kullanarak bagaj kısmında mangal keyfi yapan oto aksesuarcısı Murat Tokmak (30), yediği cezalar sonrası eski tip bir minibüsün motorunu ve tekerleklerini söküp ‘sosyal mesafeli’ ağaç jakuzi yapmaya başladı. Aracı trafiğe sokmayıp vinçle bir ağacın üstüne koyacağını belirten Tokmak, “Buna da ceza yazacaklarını düşünmüyorum. Yersem bir daha proje yapmam” dedi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber