Geri Dön

'Ergenlik bir doğal afet değil'

Son kitabı “Yetişin Gençler” üzerine konuştuğumuz Prof. Dr. Selçuk Şirin, “Ergenlik bir doğal afet değil. Hazırlık yapılır, doğru adımlar zamanında atılırsa bu dönem tabiri caizse hasarsız bir şekilde geçirilebilir. Kitabı yazma gerekçem de tam bu” diyor.

'Ergenlik bir doğal afet değil'
Ceyda Ulukaya / ceyda.ulukaya@milliyet.com.tr

 

New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Şirin, çocuk-ergen gelişimi, eğitim ve ebeveynlik alanındaki görüşleri, bilimsel çalışmaları ve konuşmalarıyla, Türkiye’de hemen her ebeveynin üst düzey danışmanı. Bu konumunun da bir gereği olarak geçen yıl yayımladığı “Yetişin Çocuklar” kitabıyla, bilimsel verilere dayalı çocuk yetiştirme kılavuzunun ilk adımını atmıştı. Şimdi de çocukluğun devamı olan ve gelişimsel açıdan taşıdığı önem itibarıyla hem ebeveynler hem eğitimciler için kritik evrelerden biri kabul edilen ergenliğe odaklandığı “Yetişin Gençler” kitabıyla karşımızda. Şirin’le Doğan Kitap’tan çıkan yeni kitabını ve ergenliği hasarsız atlatmanın yollarını konuştuk.

- Ergenlik bilimsel olarak nasıl tanımlanıyor, nerede başlayıp nerede bitiyor?

Ergenlik, çocukluk dönemiyle yetişkinlik dönemi arasındaki geçiş döneminin adı. Ergenliğin başlangıcını biyoloji, bitişini ise kültür belirliyor. Dünyanın her yerinde çocuklar bluğ çağına girince ergenliğe geçiyor ancak ergenlikten yetişkinliğe geçiş bireyin kendi yaşamını idame ettirebilmesini gerektiriyor. Geçmişte ve bugün kırsal kültürlerde bu geçiş 15-20 yaş arasında idi ancak modern toplumlarda 30’lu yaşlara kadar uzayabiliyor.

- Ergenliğin hep “fırtına” imgesiyle anıldığına dikkat çekiyorsunuz. Bu dönem neden bu kadar fırtınalı geçiyor?

Fırtına denmesinin nedeni ergenliğin özellikle başlangıcında gençlerin yaşadığı hormonal değişimin bir sonucu. Kızlar 8-10 yaşında erkekler ise 10-12 yaşları arasında bu fırtınaya erkenden yakalanabiliyor.

- Peki bu fırtınadan sakin sulara geçmek mümkün mü? Bunun bir formülü var mı?

Eğer çocukları bu geçiş sancılarına iyi hazırlayıp onlara destek olabilirsek gençler fırtınaya yakalanmadan ergenliği yaşayabiliyor. Ama gençleri bu geçişe iyi hazırlayamazsak o zaman bu süreç çok sancılı olabiliyor. Özetle ergenlik bir doğal afet değil. Hazırlık yapılır, doğru adımlar zamanında atılırsa bu dönem tabiri caizse hasarsız bir şekilde geçirilebilir. Kitabı yazma gerekçem de tam bu. Her şey bizim elimizde.

- Bu tür bir geçiş döneminde gençler en çok neye ihtiyaç duyuyor?

Gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey bilgi. Ergenlik dönemine daha girmeden gençlerle benim kitapta ‘zor diyalog’ dediğim ve çoğu ebeveynin çekindiği bir konu var. Oturup gençlerle bu zor diyaloğu yapmak ve onlarla başta cinsellik olmak üzere zor konularda erkenden konuşmak gerekiyor. Bu ön hazırlık şart. Ondan sonrası gençlere fırsat açmak, onlara güvenmek, onların sesine kulak vermekle mümkün. Bütün bunların olabilmesi için de okul öncesi dönemden itibaren çocuklarla güvene dayalı bir ilişki kurmak gerekiyor. O güvene dayalı bağ olunca fırtına da olsa gençler bizim yardımımızla o dalgalı suları rahat aşabilecek özgüvene sahip olabiliyor.

- Günümüzde ergenlik döneminde yaşanan tipik problemler neler? Aileler bu tür problemlere nasıl yaklaşmalı?

En temel problemlerin başında depresyon, kaygı bozukluğu ve okulda dikkat eksikliği geliyor. Bunun ötesinde başta ekran bağımlılığı olmak üzere madde bağımlılığı ki, sigara da dahil, öne çıkıyor. Aileler bu sorunların birer ortam meselesi olduğunu unutmamalı. Gençler kültürel etkilere en açık kesim. Etrafta ne olduğu o açıdan çok önemli. O nedenle dünyanın her ülkesinde gidişatın en çok etkilediği kesim gençler. Tam da bu yüzden ben sadece kendi çocuklarınızı dert ederek çocuklarınıza iyi bir gelecek sunamazsınız diyorum.

- Pandemi, uzaktan eğitim ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte ergenlikte yaşanan problemleri daha zorlu hale getirdi. Bu dönemde, gençlerle iletişim konusunda ailelere tavsiyeleriniz ne olur?

Sabırlı olmalarını tavsiye ediyorum. Eski kuralları gevşetmelerini, biraz daha anlayışlı olmalarını tavsiye ediyorum. Ama bütün bunlardan öte, yetişkinlere kendi huzurlarını koruyan adımlar atmalarını öneriyorum. Eğer ebeveyn kendine iyi bakmazsa çocuğuna da odaklanamaz. Özellikle kriz dönemlerinde biz huzurlu olacağız ki, çocuklarımız da mutlu ve huzurlu olabilsin.

- Kitapta yeni bir müfredata vurgunuz var: Sosyal ve Duygusal Öğrenme. Bunun tıpkı matematik, fen gibi okulların müfredatında yer alması gerektiğini söylüyorsunuz. Dünyada bu modelin örnek uygulamaları neler? Başarısına dair neler biliniyor?

Başta Finlandiya olmak üzere pek çok ülkede ve Amerika’daki pek çok alternatif okulda gençlere kendilerini tanıma, başkalarıyla takım halinde öğrenme ve daha önemlisi sorunları yaratıcı ve iş birliği içinde çözebilme fırsatları sunuluyor. Pandemi sonrası bu tarz alternatif müfredat adımlarının çok daha hızlı atıldığını göreceğiz. Okullar artık sadece temel becerilerin öğretildiği kurumlar olarak var olmaya devam edemez. Çocuklar o bilgileri uzaktan da öğrenebiliyor. Yeni dönemde okulların müfredatında duygusal zeka da olacak, grup halinde problem çözme, yoga, mindfulness ya da akış teorisine dayalı dersler de olacak.

- Sizin hep atıfta bulunduğunuz bir Afrika atasözü var: Bir çocuğu büyütmek için bir köy lazım. Peki bir ergeni yetiştirmek için ne lazım?

Gidişatın iyi olması lazım. Gençler yaşları gereği ülkenin sosyal, ekonomik ve siyasi gidişatından en fazla etkilenen kesim. Biz yetişkinler için de bu önemli ama işte eğitim politikası, istihdam politikası, sağlık ya da savunma politikaları bile en fazla gençleri ve onların geleceğini etkiler.

- “Yetişin Gençler” ifadesi hem bir dilek hem de bir çağrı içeriyor. Gençlere çağrınız ne?

Gençlere hayata umutla tutunmaları çağrısında bulunuyorum. Onlara bu hayatı buldukları gibi bırakmamalarını öneriyorum. Yetişsinler ve biz yetişkinlerin yarattığı statükoyu bozsunlar. Unutmayın tüm tarih boyunca gençler hep ilericidir. Çözüm de inovasyon da reform da onlar istediği için olmuş. Yine öyle olacak.

“Her gün başka bir konuda zorlanıyorum”

- Kitapta hem gençlik yıllarınızdan hem babalık deneyimlerinizden örnekler veriyorsunuz. Siz baba olarak en çok hangi alanlarda zorlandınız?

Çocuklar küçükken en büyük sıkıntı ekran bağımlılığı oldu. Bizim kuşak olarak bilmediğimiz bu yeni teknoloji ister istemez hepimizi zorluyor. Ben de çok zorlandım. Ama onun ötesinde her gün başka bir konuda zorlanıyorum. Bu çağda çocuk yetiştirmek kolay bir iş değil, zira her anne baba bu işi kendi başına çözmek zorunda, oysa eskiden geniş ailede, bütün köy ya da mahalle hep birlikte yapıyordu bu işi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber