Geri Dön

'Karakterim patron değil resmen çırak'

Kanal D’nin yeni dizisi “Çatı Katı Aşk”ın Ateş’i olarak izlemeye başladığımız Furkan Andıç, “Bugüne kadar canlandırmadığım bir karakterle baş başayım. Bu beni gerçekten mutlu ediyor. Karakter snob değil eğlenceli. Aşka küskün değil hareketli, patron değil resmen çırak” diyor.

'Karakterim patron değil resmen çırak'
SEYHAN AKINCI

 

Herkes onu romantik dizilerde izlemeyi çok seviyor ama o romantizmde de denge arayanlardan... Bakışları, dudakları derken Furkan Andıç karşılaştığınızda sizi en çok tavrıyla etkiliyor. Bütün o etiketlemelerin dışında, sıcacık, gerçek bir adam karşılıyor sizi. Kanal D’nin yeni dizisi “Çatı Katı Aşk”ın Ateş’i olarak izlemeye başladığımız Andıç’la “Enerjisi yüksek ve hayattan beklentisi olan bir aile hikayesi” olarak tanımladığı dizinin setinde buluştuk. Aşkı bu defa çatı katında aradığı diziyle başlayan sohbetimizde, yeni tutkusu saksafona ve giderek artan kadın şiddetine kadar pek çok şeyi konuştuk.

- Bir teklif geldiğinde “Projeyi ne kadar merak ettiğim, onu seçmemdeki en önemli etken” diyorsunuz. “Çatı Katı Aşk”ta sizi meraklandıran ne oldu?

“Çatı Katı Aşk”, büyük bir kaosun içinde yaşamaya çalışan, enerjisi yüksek ve hayattan beklentisi olan bir aile hikayesi. Bu motivasyon senaryoyu çok güçlü kılıyor ve seyirci nezdinde merak uyandırıyor. Olaylar, Ateş ve Yasemin’in büyük bir evlilik yalanı söyleyerek birbirlerine çok bağlı bir ailenin evini paylaşmasıyla şekilleniyor. Dışarıdan bakıldığında bu topa girmek neler doğurur insanın hep aklında olan bir şey.

- Pandemi sonrası sete çıkmak nasıl bir duygu?

Pandemi gerçekten tüm dünya adına çok zorlu bir süreç olarak devam ediyor. Toplum olarak hassasiyet ve duyarlılığımızı koruyabilirsek, herkesin birey değil toplum olarak düşündüğü ve yaşadığı bir normal oluşturabilirsek, çok daha hızlı atlatabiliriz. Hayat devam ediyor ve birçok sektör gibi biz de işimize döndük. Pandemi süresince şehir dışındaydım, bu da bana uzun zamandır aradığım sakin ve uzak kalma lüksünü tanıdı. Çok iyi geldi bana. Şimdi hayatımıza geri döndüğümüz için de mutluyuz. Sanki herkesin kendisiyle baş başa kalması gerekiyormuş da evren bize bu hakkı tanımış gibi geliyor bazen.

- Geçtiğimiz günlerde “Kelebek”lendiniz… Romantik erkek denince akla gelen isimlerden biri oldu Furkan Andıç… Peki, romantik misiniz?

Romantizm çok göreceli ve değişken bir karakter yapısı. Bence yoğun duyguların ön plana alınarak kişinin davranışlarında irrasyonellikler oluşmasıdır. O an duyguların yarattığı motivasyonlarla hareketlerimiz, davranışlarımız şekilleniyor. Ama bu ne kadar sürdürülebilir? Ben bazen romantiğim, bazen gerçekten değilim. Bence herkes öyle. Sürekli romantik olan biri bazen sıkıcı gelebiliyor karşısındaki insana. Bir zaman sonra, samimiyetini bile yitirebilir romantizm. Gerçek olan bunun dengesi. Ben de onu korumaya çalışıyorum.

Karakterim patron değil resmen çırak

“YAPTIĞIM EN İYİ HAMLEYDİ”

- İkinci şanstan bahsederken “İnsan o şansı karşısındakine değil kendisine veriyor” diyorsunuz. Kendinize en son hangi konuda ikinci şansı verdiniz?

Evet, insan ikinci şansı kendine verir. “Tekrar güvenebilir miyim?” kumarıdır bu. Bazen tutar bazen tutmaz. İnsanlar benimle kolay kolay ikinci şansı isteyecek duruma düşmüyor bence. Olabildiğince empati kurup, karşımdakini anlayıp, uzlaşmacı davranmaya özen gösteriyorum. İplerin kopma noktasını çok görmüyoruz. Açıkçası hatırlamıyorum en son ne zaman yaptım bunu.

- Oyuncu olarak kendinizi belli bir role ya da kalıba sıkışmış hissettiğiniz oluyor mu? İzleyiciyi belki de kendinizi de şaşırtan bir rolle karşımıza çıkacak mısınız?

Ben yaptığım işten keyif almaya çok özen gösteriyorum. Çünkü ciddi anlamda yoğun bir çalışma ve özveri gerektiren bir iş. Bu sebeple mutlu olmanız şart. Eğer söylenen biriyseniz ve o bahsettiğin sıkışmışlık hissi üzerinizde varsa, işte o zaman köşeye sıkışabilirsiniz. Ben çalışırken bunu hissetmedim, ancak baktığımda TV ekranı senaryolar olarak zaten buna çok müsait. “Çatı Katı Aşk”ta gerçekten bugüne kadar canlandırmadığım bir karakterle baş başayım. Bu beni gerçekten mutlu ediyor. Karakter snob değil eğlenceli. Aşka küskün değil hareketli, yönetici değil uygulayıcı, patron değil resmen çırak!

- Yeni normalde hayatlarımızı sürdürüyoruz fakat uzun zaman koronavirüs tehdidi altında evde kaldık. Bu dönem nasıl geçti sizin için?

Ben daha koronanın ilk vakaları olmaya başladığında İstanbul’dan kaçtım. Yaptığım en iyi hamleydi bence. Uzak ve sessiz kalmak, pandeminin yaşattığı o korku dünyasından bir süre de olsa kaçmamı sağladı. Haberlerden, insanlardan, kaostan uzak tutmaya çalıştım kendimi. Birçoğumuz gibi ben de kendimle kalma fırsatını değerlendirmeye çalıştım. Daha çok soru sordum, daha çok dinledim kendimi. Hayata karışma konusunda tedbirlerimi de çok disiplinli bir şekilde uyguladım. O özelliğimi annemden almış olabilirim. Birçok arkadaşım bunu paranoya derecesinde deneyimledi. Ama tabii ki ben de damacanayla duş aldım defalarca!

“ŞİDDETE BAŞVURMAK AŞAĞILIK KOMPLEKSİDİR”

- Erkek şiddetinin her kesimden yükselişine tanık oluyoruz ne yazık ki… Bu şiddetin faturası da yine onları yetiştiren annelere kesiliveriyor hızlıca… Şiddete yönelimde aile faktörünün boyutu ne sizce? Neden kadına yönelik şiddeti durduramıyoruz?

Evet maalesef uzun zamandır yeni vakalarla gündemde kalan ve her geçen gün daha çok dikkat çeken bir konu. Sayı mı artıyor, artık daha çok mu görüyoruz, mağdurlar artık daha mı fazla ses çıkarabiliyor orasını tam bilmiyorum. Ama bu konu için artık herkes elini taşın altına koymalı. Bence şiddete başvurmak bir aşağılık kompleksidir, kim olursa olsun. Güçlünün, kazandığını düşündüğü büyük bir ezikliktir. Bunun faturasını annelere kesmek yersiz. Tabii ki yetiştirilme şartları kişinin karakterinin oluşmasında öncü ama tek etken değil. Artık bilgi ve erişim çağındayız. Hayatta hemen hemen her şeyi bizim başımıza gelmeden öğrenip, duyarlı ve farkında olabileceğimiz bir dönem bu. Yani ben öyle yetiştim, ben bilmiyorum artık kabul edilemez. Herkes gelişmiş bir toplum olmak için birbirine gereken saygıyı göstermek zorunda. Bunu yenebilmenin tek yolu bu. Kimsenin kimseye bunu yapmaya hakkı yok. Bu bir kırmızı çizgi. Biz 3 erkek kardeş aynı evde hatta aynı odada büyüdük. Sevgi ve aşkla büyüdük, şiddet asla yer almadı ailemizde. Bu sosyo-ekonomik veya kültürel farklılık arayan bir şey değil. Sevgi, saygı ve anlayış. Ben şanslı olanlardanım.

Karakterim patron değil resmen çırak

“KULAKLARINIZIN PASINI SİLEBİLİRİM”

- Saksafon çalmaya başlamışsınız, pandeminin armağanı mı bu?

Aslında saksafon çalmayı öğrenme sürecim pandemi öncesine dayanıyor. Pandemi sürecinin çoğunu İstanbul dışında geçirdim ve saksafonum yanımda değildi bu sebeple pandemi süreci çalışmamı kötü etkiledi diyebilirim. Şu an çalışmalara devam ediyorum, inşallah en kısa zamanda kulaklarınızın pasını silebilirim.

- Enstrüman çalma fikri nasıl ortaya çıktı?

Hep istediğim bir şeydi fakat doğru zaman bu zamanmış. Enstrüman çalmanın ruhu dinlendirdiğini, yeri geldiği zaman insanın en iyi arkadaşı olduğunu düşünür hep özenirdim. Bu yüzden sesini çok sevdiğim saksafonu seçtim.

Magazin Haberleri Bülteni (6 Ağustos 2020)İşte magazin gündeminin öne çıkan başlıkları...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber