19.03.2005 - 00:00 | Son Güncellenme:
axcum011.jpg Çanakkale Savaşının 90ıncı yılında gösterime giren "Gelibolu", belgeselin yönetmeni ve senaristi Tolga Örnekin dediği gibi unutulmuş kahramanların belgeseli. Savaşa katılan 10 askerin günlük ve mektuplarından yola çıkılarak hazırlanan belgesel altı yıllık bir çalışmanın ürünü. "Hititler" belgeselinin popüler olması önümüzü açtı. "Gelibolu" için elimizde yeterince arşiv ve malzeme vardı. Bir de baktık ki 90ıncı yıl geliyor. Bir taşla birkaç kuş vuralım dedik. Ermeni soykırımı iddiaları gündemdeyken Türkiyenin tarihini, doğru dürüst ve tarafsız anlatabileceği bir filme ihtiyacı vardı. "Gelibolu" bunu karşılayabilecek bir yapım oldu. "Gelibolu"nun Çanakkale Savaşının 90ıncı yılına denk gelmesi bir tesadüf müydü? Bu projenin asıl yıldızı araştırmaydı. Altı yıl süren bir araştırmanın sonunda ortaya çıktı "Gelibolu". 16 kişilik araştırma ekibi yurtiçinde ve dışında toplamda 70 arşiv ve kurumdan bilgi topladı. Kaynaklarımızın arasında İngiltere Kraliyet Savaş Müzesi, Avustralya Savaş Müzesi, Yeni Zelanda Ulusal Müzesi ve Savaş Müzeleri Kültür Bakanlığı, Türk askeri müzeleri, Almanya ve Rusyadaki müzeler vardı. Belgeselin araştırma ve hazırlık süreci nasıl geçti? Askerlerin cepheden veya hastaneden ailelerine yazdığı yaklaşık 1500e yakın mektup ve yüzlerce günlük okuduk. Yaklaşık kaç asker mektubu okudunuz? Belgesel üç Yeni Zelandalı, üç Avustralyalı, iki İngiliz, iki Türk karakterin ağzından anlatılıyor. Bu yüzden savaş filmi değil, unutulmuş kahramanların belgeseli oldu. "Gelibolu" ile ilgili olarak "Bu savaş filmi değil, unutulmuş kahramanların belgeseli" diyorsunuz... "Jeremy Irons savaşta olanlara inanamadı, Sam Neill ağlayıp stüdyodan dışarı çıktı" Filmin sonlarına doğru metnin bir yerinde "Şartlar daha da kötüleşti" diyordu. Irons orada ara verdi ve bana döndü, "Bu adamların başına daha ne gelmiş olabilir ki?" diye sordu. Metni okumaya devam edince gördü ki şartlar gerçekten de daha da kötüleşmiş. Bunun üzerine "İnanamıyorum, kötüleşmiş cidden" dedi. Jeremy Irons filmin ana seslendiricisi. Seslendirme sırasında neler yaşandı? Türk karakterin ailesine yazdığı mektubu okurken iki kez ağladı. Öyle duygulandı ki stüdyodan çıktı. Sonra tekrar girdi. Bayağı kötü oldu adam. Seslendiricilerden biri de Sam Neill idi. Çanakkalede her iki taraftan yaklaşık 120 bin kişi öldü. Ölümlerin üçte birinin nedeni hastalık, yetersiz ameliyatlar, malzeme eksikliği, ilaç, dezenfektan, morfin noksanlığı ve mikrop, bit ve bakterilerin sebep olduğu bulaşıcı hastalıklardı. Filmin sponsorlarından Deva Holding, Çanakkale Savaşının sıhhiye cephesini yansıtmak amacıyla "Çanakkale: Acı İlaç" adında bir kitap yayımladı. Kitap savaştaki bulaşıcı hastalıkları, tedavi yöntemlerini, ameliyatları, ilaç ve malzeme eksikliklerini, hastaneleri, doktorları ve çekilen sıkıntıları anlatıyor. Ölümlerin üçte birinin nedeni hastalıklar Avustralya Savaş Müzesinin bu belgesel için danışman olarak gönderdiği tarihçi Brad Manera, savaşta giyilen kostümlerin birebir numunesini hazırladı. Dedesi de Çanakkalede şehit olan Manera, askeri malzemenin nasıl olması gerektiği konusunda yardımcı oldu. Böylece hücum borusu melodisini de cephede yenilen konservenin etiketini de yapabildik. Savaşta hastalıklara neden olan önemli bir neden de sinekler. Askerlerin iğrendiği bu durumdan seyircinin de iğrenmesini istedik. Alman Bayer firması 22 bin sinek yumurtası gönderdi. Sinekler çekime yakın bir tarihte yumurtadan çıktılar. Çekimden sonra yemeğe gittik. Herkes "Abi amma sinek var" demeye başladı. Ben de "Zaten 22 binini biz getirdik" diye cevap verdim. Askerler gibi seyircinin de iğrenmesi için Almanyadan 22 bin sinek larvası getirildi