Geri Dön

'Yanlışlarımı doğrularım kadar seviyorum'

Güçlü ve bağımsız bir kadın olmanın ilk şartını kendinle barışık olmak olarak adlandıran Begüm Birgören, hayatındaki yanlışları doğruları kadar sevdiğini söylüyor.

'Yanlışlarımı doğrularım kadar seviyorum'
ÖZLEM ÜLKÜ

 

Kendinizle ne kadar barışıksınız? Hiç düştünüz mü içinizdeki terk edilişin tuzağına? Gittiğiniz her ortamda, hayatın en ortasında yüzünüze iliştirdiğiniz bir Mona Lisa gülüşüyle sıyrılabildiniz mi tüm olumsuzluklardan, aşktan, sevdadan? İşte tüm bunları sorgulatan bir oyun “Plastik Aşklar”. Oya Başar ve Begüm Birgören iki kadının gelgitlerini, hayatla ve kendileriyle hesaplaşmalarını komedi unsurlarıyla anlatan oyunla sahnede. “Plastik Aşklar” diğer bütün sanatsal ve kültürel faaliyetler gibi ara verdi. Nisanda yeniden perde açacak oyun için Begüm Birgören’le “Sanki dünya koca bir film seti ve bizler o filmin senaryosunu yaşıyoruz” dediği bugünlerden konuştuk.

- Bu sezon perdesini açan “Plastik Aşklar”, en çok sevilen oyunlardan oldu. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Bizden ve her şeyiyle gerçek iki kadın hikayesini ortaya koymaya çalışıyoruz. Elbette Oya Abla’yla yakaladığımız muazzam bir enerji var, bu samimiyetin seyircilerimize geçtiğine yürekten inanıyoruz.

- Oya Başar gibi deneyimli bir isimle sahnede olmak nasıl bir duygu?

Oya Başar, başlı başına bir okul tabii ki. Ülkemizin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan biri ve Türkiye’nin çok da uzun bir dönem mizahına yön vermiş bir işin yaratıcılarından. Yani hepimiz hatırlıyoruzdur dilimizde slogan olmuş skeçleri. Tabii ki onun tecrübesinden faydalanmak benim için eşsiz bir fırsat. Bunu yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bir de diğer yanı var tabii; Oya Abla tarafı. O kadar özel, öylesine naif ki! Hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki tanıdığım, adalet duygusu en yüksek ve doğru çalışan insanlardan biri.

Yanlışlarımı doğrularım kadar seviyorum

- Oyun, iki kadının gelgitlerini, hesaplaşmalarını konu ediniyor. Siz kendinizle ne kadar barışıksınız?

Ben çok şükür ki hep ayakları üzerinde durmuş bağımsız ve güçlü bir kadın oldum. Bugüne gelene kadar gerek özel gerekse dostluk ilişkilerimde her insan gibi yanlışlar da yaptım doğrular da. Ve geriye dönüp baktığımda tüm yanlışlarımı en az doğrularım kadar seviyorum. Bence bu insanın kendisiyle barışık olmasının anahtarı. Yanlışlardan ders çıkarmak insanı daha kendi gönlüne ve aklına göre olan bir doğruya götürüyor. Bu yüzden kendisiyle barışık ve mutlu bir kadın olduğumu söyleyebilirim. Güçlü ve bağımsız bir kadın olmanın ilk şartı kendinle barışık olmaktır!

“HAYAT MASKELİ BALO GİBİ”

- Kendinle barışık olmak mühim elbette ama birçoğumuz artık sabahları evinden Mona Lisa’nın gülüşünü takarak çıkıyor.

Öyle elbette, hayat katılımın zorunlu olduğu bir maskeli balo gibi. Gerçekçi olmak lazım. Ama çevremde de gözlemlediğim giderek artan bir durum var. Hepimiz insanız ve aslında en temelinde sevilmek ve kabul edilmek istiyoruz. Bu duygu eksikliğini ve bizde yarattığı o kocaman boşluğu kimileri kişisel gelişim kitaplarıyla, workshoplarla kimileri başka popüler yöntemlerle halletmeye çalışıyor. Ama yine de sanki büyüdükçe o maskeleri takmak yerine daha cesurca eliyoruz insanları hayatlarımızdan. Artık bana iyi gelmeyen ortamları ve insanları kendimden uzak tutuyorum. Sahtelikten uzak maskesiz kurduğum ilişkiler var. Başka bir türle uçmaya çalışan kuş misali, sürekli kendi doğanın dışında hareket etmeye çalışmak çok yorucu ve anlamsız geliyor. Kendi türünü bulmalısın belki de ne biliyim. Nedense gençken, ergenken kendini ısrarla kabul ettirmeye çalışıyor da insan büyüyünce öncelikleri değişiyor. Bence rahatlıyor insan. Oh be vallahi iyi ki büyümüşüm! İlk gençlikte hayat çok zor.  

- Mutlu bir birlikteliği olan biri olarak ilişkilerin “sıradanlaşıp” hızlıca başlayıp hızlıca bitmesini neye bağlıyorsunuz?

İşte galiba insanların o bitip tükenmek bilmeyen tatminsiz, çirkin hırslarına bağlıyorum. Bir söz var ya son zamanlarda bayağı hoşuma gidiyor: ‘En sağlam direniş kalbi temiz tutmak.’ Kendimizle ilgilenmeye o kadar gömülmüş durumdayız ki. Sen en iyisin, en başarılısın, eşsizsin! Bize sürekli bunları salık veren cümleler uçuşuyor havada! Artık insanların birbirini dinleyecek derinine inecek zamanı bile yok. O yüzeysel tanışma halinde de herkes aynıymış gibi geliyor. Ertesi gün daha güzel daha havalısı gelirse hemen onu da yaşamak istiyor. Bir insanla yolculuğa çıkmak, hayatı her yönüyle paylaşmak başka bir şey. Yollara düşmeden hiç aramadan o hazine bulunmaz ki! Emek vermeden hazineye ulaşmak isteyenlerin yaşadığı şey sadece yol yorgunluğu oluyor.

- Son dönemde çok sayıda olumsuz olayla karşılaşıyor, etkileniyoruz. Daha bir krize karşı nasıl ayakta duracağımızı çözememişken bir diğeri geliyor. Böyle kriz anlarında kendinizi korumak adına neler yapıyorsunuz? 

Gerçekten bir distopyaya maruz bırakılıyoruz. Tüm dünya çıldırmış gibi. Savaş ve ölümlerin içinde büyük acılara mahkum edilen mülteciler ama tabii çocukları apayrı tutuyorum. Bence dünyanın altını üstüne getirebilecek güçte öyle büyük bir sevgisizlikle, öfkeyle yoğurarak büyütüyoruz ki onları! O çocuklardan sağlıklı duygu ve düşüncede olmalarını beklemek büyük hayalperestlik olur. Vermediklerimizin bu dünyaya dönüşü için büyük endişelerim var. Zaten şu virüs yüzünden koca dünya film setinde gibi bir film senaryosunu yaşıyor gibiyiz. Bir yandan zaten bizim en büyük acımız da elbette ki cephede kaybettiğimiz her biri bir cihana bedel evlatlarımız. Bilmiyorum tüm bunlardan etkilenmemek için duyarsız, duygusuz ve bencil olmak gerekiyor sanırım ama gerek bireysel gerekse toplumsal olarak bedeller ödüyoruz. Bireysel olarak da tasavvuf okumaları ve dinlemeleri beni son derece güçlendiriyor, duygusal ve fikirsel olarak dinç tutuyor. Böyle kötü zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey dinç olmak. Dinç bir beden dinç bir ruh. Bu yüzden spor yapmaktan asla vazgeçmiyorum. Ve benim için en itici güç elbette ki sanattan kopmamam. Sanat insanın kendi dengesini bulması için en güçlü destekçi. ‘Doğa bizi var etmiştir yalnızca, ama sanat bizi insan kılmıştır’ diye hissedenlerdenim. Güzelleştirme ve iyileştirme gücü olduğu sürüce umut hep var.

“AŞK HIRSLARA MEZE EDİLECEK BİR DUYGU DEĞİL”

- Herkesin ağzında plastik gülüşlerin olduğu bir dönemdeyiz. Haliyle aşklar da “plastik” olarak adlandırılıyor. Siz nasıl gözlemliyorsunuz ilişkileri?

Hayatını geçici, anlık zevklerin peşinde koşarak yaşayanlar için durum böyle ama kendini tanıyan ne istediğini bilen insanlar için değil. Aşkın gündelik hırslara meze edilecek bir duygu olduğuna inanmıyorum.

“KENDİ HİKAYEM BİTMEK ÜZERE”

-  Bir söyleşide “Kendi hikayemi yazıp yönetmenliğini yapmaya cüret etmek” demişsiniz. O hikaye için kalemi alabildiniz mi elinize?

Başladık bitmek üzere hatta, ben ve erkek arkadaşım bu hikaye üzerinde epeydir çalışıyoruz. Kendisi de edebiyatçı olduğundan sürekli fikir alışverişi yaparak sona yaklaştık. Ortaya güzel bir işin çıkacağını düşünüyoruz.

- Ali Atay’la başrolü paylaşacağınız “Osman Sekiz” filminin çalışmaları ne zaman başlıyor?

Nisan sonu gibi başlıyor çekimler. Son derece tatlı, tebessüm ettiren bir karakteri oynuyorum. Hikayenin gerçeküstü masalsı atmosferine uygun, coşkulu bir kadın. Ezel Akay’ın çok sevdiğim kendine has rejisi içinde çalışacağım için epey heyecanlı ve mutluyum.

İpek Tanrıyar'ın ilginç corona maskesi6 aylık hamile olan eski manken İpek Tanrıyar, erkek iç çamaşırdan maske yaptığı anları sosyal medya hesabından paylaştı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber