Geri Dön
Dünya‘Aslan pençeli’ efsanevi yıldız

‘Aslan pençeli’ efsanevi yıldız

Bir sergiyle gündeme gelen Bette Davis, Hollywood’un en unutulmaz oyuncuları arasında. Manipülatif, kibirli, talepkâr ve soğuk kalpli olarak anılmasına hiç aldırmadı. Bette Davis çok yetenekliydi, ne istediğini biliyordu. Aslan pençeleri vardı ve karşısına çıkanlara bu pençeleri geçirmekten çekinmedi

‘Aslan pençeli’ efsanevi yıldız

Efnan Atmaca - Bir zamanlar Hollywood farklı bir yerdi. Yıldızları gökyüzündeki gibi ulaşılmaz ve her biri ayrı ışık saçan bir yer. En aykırı yıldızlardan biriydi Bette Davis. Kinciydi, gaddardı, öfkeliydi. Hatta sinema sektöründe bir canavar olarak tanınıyordu ancak o gelmiş geçmiş en yetenekli oyunculardan biriydi. Peki ne kadar doğruydu onun çok zor bir insan olduğu. Yetenekli bir oyuncu olduğunu her rol aldığı filmle bir kez daha ispat etmişti etmesine ama ya olumsuz eleştiriler...  Bu aykırı oyuncu, kendisi hakkında açılan retrospektif sergiyle yeniden gündeme geldi. Hayatı yeniden mercek altına alındı. Geniş kapsamlı arşiv koleksiyonunu oluşturan orijinal senaryolara, fotoğraflara, mektuplara ve ödüllere yer veren sergi, Bette Davis’in hem kamusal hem de özel hayatını seyircilere açtı. Yıldızın hayran kitlesinin daha önce deneyimlemediği bir yanını gözler önüne serdi. Çünkü sergide yer alan her bir fotoğraf veya kupürde oyuncunun el yazısıyla açıklamaları yer alıyor. Önce annesi, daha sonra da Bette Davis’in kendisi tarafından bir araya getirilen kişisel albümleri bulunuyor. Sergide ayrıca stüdyo fotoğrafları, kişisel mektuplar, sözleşmeler, açıklamalı senaryolar yer alıyor. Özetle ikonik ismin yetmiş yılı aşkın bir süredir kişisel olarak kaydedip topladığı kişisel zaferleri ve yaşadığı zorlukları anlatan öğeler var.

Büyük bir yetenek

Peki Bette Davis’i bu kadar aykırı kılan neydi? Hatta Kim Carnes’a, İngiltere’de ilk 10’a giren “Bette Davis” adlı şarkıyı yaptıracak kadar aykırı kılan! Şarkıda “Ve seninle alay edecek, seni tedirgin edecek, hepsi seni memnun etmek için, o erkenden büyümüş ve seni utandırmak için ne yapması gerektiğini biliyor” diye anlatıyordu şarkıcı, Davis’i. Aktris de bu şarkıya kendisini “modern zamanların bir parçası” yaptıkları için teşekkür ederek cevap verdi. Kendi kuşağının en güzeli olmasa da tartışmasız en büyük sinema oyuncusu olan Bette Davis’in kafası sadece imajıyla meşguldü. Ve imajının manipülatif, kibirli, talepkâr, soğuk kalpli, sürekli sigara ve sert içki içen yorumlarıyla nitelenmesi onu rahatsız etmedi. Çünkü onun aslan pençeleri vardı ve karşısına çıkanlara bu pençeleri geçirmekten çekinmedi. 

‘Cinsel cazibesi yok’

5 Nisan 1908’de ABD’nin Massachusetts eyaletine bağlı Lowell şehrinde doğdu Bette Davis. Babası bir patent avukatıydı ve Davis’in nasıl manipüle edileceğini asla öğrenemediği birkaç adamdan biriydi. Annesi Ruthie ile bunu telafi etti. 1962 otobiyografisi “The Lonely Life”da “Babamı kazanamazsam, Ruthie’yi tamamen fethederdim. Dolayısıyla iki yaşında mutlak bir despot oldum” diye yazmıştı. Yedi yaşındayken annesiyle babası boşandı ve annesi onun entrikalarına karşı daha savunmasız hale geldi. Birkaç yıl sonra Mary Pickford’u Little Lord Fauntleroy’da gördükten sonra oyuncu olmaya karar verdi. Oyunculuğa ilgisini keşfetmesinin ardından başvurduğu oyunculuk okulunda kısa sürede yeteneğiyle yıldız öğrenci haline geldi. 1929’da ilk Broadway performanslarını sergiledi, bu sayede Universal Pictures ile bir film sözleşmesi imzaladı. Universal’a altı film yaptıktan sonra sözleşmesi yenilenmeyince 1932’de Warner Brothers ile yedi yıllık bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşmelere rağmen Hollywood’da kabul görmesi kolay olmadı, çünkü yapımcılar “cinsel cazibesi olmadığına” karar vermişlerdi. Bu nedenle yeteneğinin çok altında rolleri, hak ettiğinin çok azını kazanarak oynamak durumunda kaldı. Çelişkili bir şekilde, yeteneği olduğu için stüdyolarla anlaşma yapabiliyor, fakat “cinsel cazibesi olmadığı” için yeteneğini gösterebileceği rolleri alamıyordu.

Stüdyoya kafa tuttu

Bette Davis, 1936’da “Dangerous” filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu dalında Oscar ödülü kazandı. Bu başarısına rağmen Warner Brothers vasat rol tekliflerine devam etti. Aktris ise beğenmediği rolleri geri çevirdi ve stüdyoyu, daha iyi roller bulmak umuduyla İngiltere’ye gitmekle tehdit etti. Bunun üzerine Warner Brothers, sözleşme ihlali nedeniyle Davis’e dava açtı ve kazandı. Stüdyolara kafa tutmanın kolay olmadığı o günlerde, Bette Davis sözleşmesini kölelik olarak nitelendiriyordu. Her ne kadar davayı kaybetse de birkaç yıl sonra Warner Brothers’a tüm taleplerini kabul ettirerek geri döndü. 1939’da “Jezebel” filmindeki rolüyle ikinci Oscar ödülünü aldı. 1942’de artık ABD’nin en çok kazanan kadınıydı.

‘Aslan pençeli’ efsanevi yıldız

Bette Davis, film yapımcısı Jack Warner ve Joan Crawford.

Can düşmanı: Joan Crawford

Bette Davis hayatı boyunca Tinseltown’un (Hollywood için kullanılan bir deyim) kraliçesi olmanın tadını çıkardı. Hem de pervasızca. İçinde yaşadığı rekabet kimi zaman bir öfke nöbetine dönüşüp onu sevimsiz biri haline getirdi. Öyle ki 1943’de Miriam Hopkins’le rol aldığı “Old Acquaintance”ın yönetmeni Vincent Sherman, iki oyuncuyla çalışmaktan ne kadar keyif aldığı sorulunca alaycı bir şekilde “Onları ben yönetmedim, ben hakemlik yaptım” dedi. Maçta kaybeden elbette ki Hopkins’di. Bette Davis’e karşı kaybeden sadece Hopkins de değildi. 1976 TV filmi “The Disappearance Of Aimee”de birlikte çalıştığı ve cadıdan farksız gördüğü Faye Dunaway’di en nefret isimlerden biriydi ve bunu hiç saklamadı. Sözünü hiç sakınmadı Davis, “The Scapegoat” (1959) filmindeki rol arkadaşı Alec Guinness hakkında “O, kendi kendine oynayan bir aktör. Bu özel resimde ikili bir rol oynadı, bu yüzden en azından kendisiyle oynayabildi” diyerek yine olay yaratmayı başardı.

Perukla kırbaçladı!

Ama sivri olan sadece dili değildi. Kendisini sözlü ve yazılı saldırılarla da sınırlamadı. 1964’te “Where Has Gone” filminin çekimleri sırasında peruğunu yırttı ve başrol oyuncusu Susan Hayward’ı onunla kırbaçlayarak hakaretler yağdırdı. En uzun süren, en acı çekişmesi, belki de benzer bir egoyu taşıdığı için Joan Crawford’laydı. Bette Davis, Joan Crawford’la “MGM’deki her erkek yıldızla yattığını” söyleyerek alay etti. Kendisinin ilişkisini engellemek için Crawford’un aktör Franchot Tone ile evlendiğini iddia etti. 1962’de bu gerilimden yararlanan Robert Aldrich, iki yıldızı bir araya getiren “What Ever Happened To Baby Jane?” filmini çekti. Filmde zalim Jane’i canlandıran Bette Davis ile kardeşi Blanche’ı oynayan Joan Crawford çekimler sırasında tüm sete zor anlar yaşattı. Hatta Jane’in kardeşine saldırdığı bir sahnede Davis, Crawford’u gerçekten yaraladı. Davis, iki cehennem kedisini bir araya getirerek etkili bir film yaratan yönetmen Robert Aldrich’e “Yanıyor olsaydı, ona bulaşmazdım” dedi. Davis daha sonra “Oscar’ı kazansaydım, filmimiz için bir milyon dolar daha kazanacaktı ama Joan kazanamadığım için çok sevindi” yorumunu yaptı.

‘Aslan pençeli’ efsanevi yıldız

Bette Davis ile kızı Barbara’nın arası hiç iyi değildi!

Dört kocasını da küçümsedi

1908’de doğan, 1989’da ölen Bette Davis’in başından dört evlilik geçti. İkinci kocası beyin kanamasından öldü. Kocalarının hepsini küçümseyerek hiçbirinin “Bay Bette Davis olacak kadar erkek” olmadığını söyledi. Yönetmen Willie Wyler için ise “Willie hayatımın aşkıydı. Bir erkekte hayal ettiğim her şey oydu” dedi. Yine de ondan hamile kalması söz konusu bile değildi. Davis’in, biri Wyler’dan olmak üzere üç bebeği, annelik kariyerine engel olacağı için kürtaj yaptırdığı iddia edildi. Sonra kendini hazır hissettiğinde iki çocuğu evlat edindi ve 39 yaşındayken son kocasından kızı Barbara’yı doğurdu. Tek biyolojik çocuğu, onu okült (doğaüstü inançlar) ile uğraşmakla suçladı. Davis’in empati eksikliği kişiliğini sarmıştı. Ancak buna rağmen hep çok iyi bir oyuncu oldu.

Kızı derinden yaraladı

En büyük rakibi Joan Crawford’un kızı Christina, 1978’de annesiyle ilgili sert anılarını yazdığında Bette Davis çok mutlu oldu. “Kızı suçlamıyorum” dedi. Ama  “Mommie Dearest” adlı kitap çıktığında Crawford ölmüştü. Davis ise meme kanserinin onu ele geçirdiği 1989’a kadar yaşadı, bu yüzden kızı Barbara’nın onu “kötü ruhlu, çılgınca nevrotik, saygısız ve kavgacı bir ayyaş ve öfkesini dünyadan çıkaran biri” olarak tasvir ettiği “My Mother’s Keeper” kitabı yayımlandığında hayattaydı. Kitap 1985 Anneler Günü’nde yayımlandı ve tüm sertliğine rağmen Bette Davis’i derinden yaraladı. Ama yine de duruşundan ödün vermeyerek alaycı bir şekilde başlığı sorgulayarak karşılık verdi: “Eğer parayla ilgiliyse, hafızam bana doğru hizmet ediyorsa, bunca yıldır senin koruyucun oldum.” Tüm bu tartışmalı hayatın yanı sıra Davis, İkinci Dünya Savaşı sırasında askerler için yemek, dans ve eğlence sunan bir kulüp olan Hollywood Kantini’nin kurucu ortağıydı, ayrıca Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin ilk kadın başkanıydı. Aynı zamanda Amerikan Film Enstitüsü’nden Yaşam Boyu Başarı Ödülü alan ilk kadındı. Bette Davis, 1999’da Amerikan Film Enstitüsü’nün klasik Hollywood sinema döneminin en büyük kadın yıldızları listesinde Katharine Hepburn’ün arkasından ikinci sırada yer aldı.

 

ABD'de teslim alındı! 14 eser Türkiye'ye getiriliyor
Bakan Akar TSK komuta kademesiyle sınırın sıfır noktasında
Mahallenin korkulu rüyasıydı! Pusuya yatan ekiplerden suçüstü!
Dünyanın takip ettiği kriz! Biden'dan yeni hamle geldi
Burak Yılmaz'ın yeni adresini duyurdular
Yemen’de hava saldırısı: Aralarında çocuklarında olduğu çok sayıda ölü var
Ömür hemşireye son veda! Vasiyeti yerine getirildi
Hava ulaşımına kar engeli! Çok sayıda sefer iptal edildi
Sinyali verdi! Gözler 27 Ocak'ta, belirleyici olacak
Ünlü isim trans birey oldu! 'Umut Veren Kadın Oyuncu Ödülü' istemiş
Çalınınca gözyaşlarına boğulmuştu! Bakan Kurum'un hediyesi duygulandırdı
Volkan Demirel'in gözdesi Hull City yolunda!
Ahmet Tatlıses'in sağlık durumu! 'Tümör alındı, biyopsiye gönderildi'
Striptiz odası ortaya çıktı! Putin'in 'nargile' keyfi
Okan Yalabık-Ezgi Ayvalı'nın dört yıllık aşkı belgelendi!

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler