Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan kazanın ardından, bölgede alınan önlemler kapsamında çok sayıda kişi tehlikeli olarak kabul edilen bölgeden tahliye edilmiş ve bölgede bulunan diğer canlılar, kirliliğin yayılmaması için itlaf edilmişti. Ancak tüm bu çalışmalara rağmen günümüzde hâlâ kazanın yaşandığı bölgede 'yaşayanlar' bulunuyor. Bu canlıların önemli bir kısmını da köpekler oluşturuyor. Daha önce bu bölgede yaşayan köpeklerin DNA yapılarındaki değişikliğin incelenmesi için çeşitli çalışmalar yapılmış ve canlıların radyasyona karşı nasıl bir bağışıklık kazandığı tespit edilmeye çalışılmıştı. Ancak geçtiğimiz günlerde Çernobil’den yeni gelen görüntüler tartışma yarattı. Bölgede bulunan hayvanları beslemek için çalışan görevliler, felaket bölgesinde ilk kez mavi tüylü köpekler gördü. 2017 yılından bu yana bölgede en az 700 köpeği beslediklerini ifade eden Dogs of Chernobyl (Çernobil Köpekleri) gönüllüleri, mavi tüylü köpeklerin oldukça canlı ve hareketli olduğunu ifade ederek, “Geçen hafta mavi değillerdi. Sebebini bilmiyoruz ve ne olduğunu anlayabilmek için onları yakalamaya çalışıyoruz. Büyük ihtimalle bir kimyasala maruz kalmış olabilirler” dedi. Çok geçmeden Dogs of Chernobyl'in veteriner tıbbi direktörü Dr. Jennifer Betz, IFLScience’a yaptığı açıklamada olayın radyasyon ile ilgisi olmadığını belirterek şunları söyledi: "Köpeklerin, üzerlerine bulaşan bir maddeye yuvarlandıklarını fark ettik. Bu maddenin, yakınlarındaki eski bir taşınabilir tuvaletten sızdığını düşünüyoruz ancak bunu kesin olarak doğrulayamadık." Tüm bu açıklamalara rağmen yine de pek çok kişinin aklını kurcalayan sorular var.

2017 ila 2019 yılları arasında Çernobil Köpek Araştırma Girişimi tarafından yapılan çalışmalar kapsamında, Çernobil çevresindeki alanda yaşayan 300 köpekten alınan kan örnekleri incelendi ve DNA’ları üzerindeki değişimin karşılaştırılması için araştırmalar yapıldı. Güney California Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü profesörü Tim Mousseau, araştırmacıların köpeklerde ve diğer hayvanlarda gördüğü etkilerin, Japonya’ya atılan atom bombalarından sağ kurtulanlarda gözlemlenenlerle paralel olduğunu söylemişti. Araştırmada görev alan isimlerden genetik uzmanı Elaine Ostrander, Çernobil’deki köpeklerin uzun süre aşırı radyasyona maruz kalmasına rağmen nasıl hayatta kalabildiklerini anlamanın, kanser tedavisinde yeniliklere yol açacağını dile getirerek, “Bu köpekler nesilden nesile hayatta kalıyorlar. Üremek de dâhil olmak üzere tüm vücut fonksiyonlarını yerine getiriyorlar. Bu canlılar radyasyonun üstesinden gelmeyi nasıl başardı? Bu sorunun cevabını bulmak bizim için çok önemli. Bunu gerçekten çok önemsiyoruz” diye konuşmuştu.
'STRES ALTINDA YAŞAMAYA ALIŞMIŞLAR'
Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan kazanın ardından tahliye edilen bölgede daha önce çalışmalar yaptığını ifade eden Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü eski müdürü Prof. Dr. Niyazi Meriç, “Biz felaket sebebiyle tahliye edilen bölgede bulunan Pripyat Kasabası'nda öğrencilerimizle de radyasyon ölçümleri yapmıştık. Tahliye edilen bölgede şu ana kadar yapılan çalışmalarda 700 köpek olduğu tespit edildi ve bu hayvanlar orada yaşamaya adapte olmuşlar. Bölgedeki yüksek radyasyon bu canlıların DNA yapılarına zarar veriyor ama yapılan araştırmalara göre bu canlılar zaman içerisinde DNA’larını yenileme yeteneği kazanmışlar ve bu stres altında yaşamaya alışmışlar. Son dönemde mavi tüylere sahip köpekler görülmüş ancak buradaki 700 köpekten sadece 3’ünde bu değişim gözlenmiş. Santralde yaşanan kazanın ardından çok büyük bir bölge boşaltıldı ve bu bölge içinde Pripyat Kasabası da bulunuyor. Burada sadece köpekler yok; aynı zamanda ormanlık alanda tilkiler, yaban domuzları gibi çok sayıda canlı yaşıyor ve insanlar buraya karışmadığı için de çok rahat hareket ediyorlar. Tahliye edilen alan içerisinde boya ve kimyasal maddelerin bulunduğu depolar da vardı ve kaza sonrası bunlar olduğu gibi bırakıldı. Kazanın ardından yıllar geçtiği için bu maddeleri muhafaza eden koruyucular bozulmuş ve maddeler açığa çıkmış olabilir. Yani köpekler artık dökülmeye başlamış boyaya ya da farklı bir kimyasal maddeye bulaşmış olabilir” açıklamasını yaptı.

'3-4 GÜN İÇİNDE DEĞİŞİM OLMAZ'
“Eğer hayvanların çoğunda böyle bir durum görülseydi o zaman şüphe edilebilirdi” şeklinde konuşan Prof. Dr. Meriç, “Bu durumun temelinde radyasyon olduğunu düşünürsek, canlılarda cilt, saç ve göz rengini belirleyen melanin pigmentleridir. Bunlar yüksek radyasyona maruz kalırsa zarar görebilirler çünkü radyasyon DNA’ya zarar verir. Bu köpekler bu şekilde bir zarar görmüş olsalar bile böyle bir renk değişimi 3 ila 4 gün içinde olmaz. Böyle bir durumun oluşabilmesi için birkaç neslin geçmesi gerekir” detayını verdi.
"Çernobil inceleme altında ve doğal bir laboratuvar haline gelmiş bir yer. Tahliye edilen alan içinde büyük bir ormanlık alanda olduğu için oradaki hayvanlar ve bitkiler de inceleme altındalar. Yani orada oluşabilecek en küçük bir değişim bilim insanlarının da ilgisini çekiyor. Bu konuda muhakkak incelenecektir ve sonuçları paylaşılacaktır. Ancak şu anda bu renk değişiminin radyasyon etkisiyle olmadığı kesin. – Prof. Dr. Niyazi Meriç

'NE OLDUĞUNU TESTLER YAPILINCA ANLAYABİLİRİZ'
Olası bir kimyasal madde bulaşının da incelenmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Meriç, “Böylesi bir senaryoda da muhakkak konu hakkında incelemelerin yapılıp kimyasal maddenin canlılardaki etkisinin incelenmesi gerekir. Bu belki de o bölgeye zarar verecek bir kimyasal açığa çıkmış da olabilir ve köpeklerde görülen mavi renk bunun bir bulgusu olabilir. Yani böyle bir senaryo, oradaki başka şeylerin habercisi de olabilir. Dolayısıyla köpeklerin tüylerindeki renk değişiminin kaynağının tespit edilmesi gerekiyor. Bu da bu 3 köpeğin incelenmesi ve bu incelemeden çıkan sonuçlarla belli olacaktır" diye ekledi.
"Zaten bu bölgede bu tarz incelemeler tüm canlılar üzerinde yapılıyor. Daha önce de 100’e yakın köpekten örnekler alınan çalışmalar oldu ama bu zamana kadar melanin pigmentlerinin zarar gördüğü yönünde bir tespit olmamıştı. Daha önce Kiev ve Moskova’daki sokak köpeklerinden de örnek alınan çalışmalar oldu" diyen Prof. Dr. Meriç sözlerini şöyle noktaladı:
"Çernobil’deki köpeklerde mutasyon süreci sürüyor ve genetik olarak farklılıklar da bulundu. Buradaki köpekler diğer köpeklere oranla DNA’larını daha hızlı düzeltebiliyorlar. Çernobil’deki köpekler radyasyon açısından tehlikeli olabilecek bölgelere girip çıkıyorlar ancak buradaki köpeklerde yoğun radyasyona karşı bir duyarlılık da gelişmiş. Yani yoğun radyasyon olan bölgelere pek fazla yanaşmıyorlar. Bunu bir şekilde hissedip buralardan uzak duruyorlar. Ancak şu an karşılaşılan durum yeni bir şey, köpekler belli ki bir boyaya ya da kimyasala bulanmış. Bu durum zararsız da olabilir, zararlı da olabilir. Bunun incelenmesi gerekir."