Geri Dön

Yarım mandalinayı paylaşan çocuklar

Evlerinden edilmiş Suriyelilerin olduğu bir kamptayım. Etrafımı saran çocuklara çantamdaki 4 mandalina ve bir elmayı bölüştürüyorum... En son 7-8 yaşlarındaki Meryem’e veriyorum mandalinanın yarısını... O da yarım mandalinayı bölüp bir parçasını bana veriyor... Ben Arapça o da Türkçe bilmiyor. Ama iyi anlaşıyoruz

Yarım mandalinayı paylaşan çocuklar

Sarada kasabasının yaklaşık 2 kilometre dışındayız. Bulunduğumuz yer dağı taşı dolduran göçmen kamplarından sadece biri. Etrafımı çocuklar sarmış. Dünyanın her yerindeki çocuklar gibi onlar da cıvıl cıvıl sesleriyle fotoğraflarını çekmemizi istiyorlar. O fotoğrafı görüp görmemelerinin hiçbir önemi yok. Sadece birilerinin onları fotoğraflarını çekecek kadar önemsemiş olmalarından dolayı mutlular. Biz de varız bu hayatta demenin bir başka biçimi olsa gerek bu.

Çantamda dört mandalina bir de elma var. Etrafımda ise en az 10 çocuk. Otelden çıkarken arazide hiç olmazsa bir öğünü geçiştirebilmek için alelacele çantama tıkıştırdığım meyveler buradaki hiçbir çocuğa yetmeyecek. Ben de soyup yarım yarım uzatmaya başlıyorum çocuklara. Elmayı elimle parçalıyorum. Ondan da bir iki çocuğa ikram edebileceğim. Küçük bir kız belki 7 belki 8 yaşında. Adının Meryem olduğunu öğreniyorum sonra. Suratında sürekli bir gülümseme ile annesinin peşinden ayrılmayan bir ördek yavrusu gibi peşimde dolaşıyor. Ben Arapça bilmiyorum o da Türkçe bilmiyor. Ama anlaşıyoruz. Hem de çok iyi anlaşıyoruz.  En son ona veriyorum elimdeki mandalina yarısını. O da yarım mandalinayı tekrar ikiye bölüp bir parçasını bana uzatıyor.

Soğukla mücadele

Edward Bond’un bohça isimli bir tiyatro oyunu vardır. Oyunun kahramanı Wang, imparatorluğa karşı ayaklanan isyancı bir grubun içindedir. Bir gün isyancı gruba silah temin etmek için Sarı nehrin kıyısında bir buluşma noktasına gider. Ve tam silahların yanında nehre bırakılmış bir beşikle karşılaşır. Beşikte bir bebek vardır. Ailesi ona bakamadıklarından nehir kıyısına terk etmiştir. Wang’ın önünde ahlaki bir problem vardır. Silahları alsa bebeği ölüme bırakmış olacak, bebeği alsa ayaklanmanın ihtiyacı olan silahları alamayacaktır. Onun kadar olmasa da ben de bir ahlaki çelişki yaşıyorum o anda. “İki mandalina ile vicdan yükümü mü hafifletiyorum acaba” diye soruyorum kendi kendime.

Kamp bir tarlaya kurulmuş. Belki 500-600 çadır adeta birbiri üzerine yığılmış gibi ufacık bir alana yayılmış. Ama dümdüz bir arazi olduğu için yağan yağmurlar o kamp alanını adeta göle çevirmiş. Bununla da kalmamış sıfırın altına inen hava sıcaklığı nedeniyle tüm su donmuş. Yani çadırlar biz buz gölünün ortasında. Ve o soğukta sadece çocuklar değil, neredeyse herkes yarı çıplak hayata tutunmaya çalışıyor.

Yarım mandalinayı paylaşan çocuklar

Bir lastik terlik

Benim üzerimde kalın soğuk geçirmez mont, içimde termal içlik, ayağımda soğuk iklim botu… Ben tüm bu giysiler içinde hala üşüyorum. Ama çıplak ayaklarına sadece basit bir lastik terlik giymiş bu çocukları bu insanları gördüğümde üşümekten utanıyorum.

Burası düzenli bir kamp alanı değil. Bunun gibi onlarca kamp var. Hatta her boş alan böyle kamplarla dolu demek daha doğru. Kamplarda su yok, elektrik yok, altyapı yok, tuvalet banyo yok. Su ihtiyacını iptidai bir kuyudan karşılıyorlar. Derme çatma üç briketin bir araya gelmesiyle oluşmuş uyduruk bir eczane var arada. Orada da basit ağrı kesiciler dışında ilaç bulmak mümkün değil.

Sivil toplum kuruluşları göçün nispeten yavaş olduğu dönemlerde belli ölçüde göçmenlerin ihtiyacını karşılayabiliyormuş. Briket evler yapanlar, soğuk iklim çadırları kuranlar, eğitimin sürmesi için çalışanlar, sağlık hizmetleriyle uğraşanlar, hatta birkaç katlı siteler inşa edenler bile var aralarında. Ama rejim saldırıları başlayıp bir anda yüzbinlerce insan sınıra dayanınca onların çabaları da yetmez olmuş.

‘Gitme burada kal’

Meryem hala yanımda. Gözleri gülüyor ama bir çocuğun o yaşta sahip olmaması gereken bir derinlik, bir keder var gözlerinde. Gözlerinin altındaki kırışıklıklar gülünce daha da belirginleşiyor. Bir yandan çalışıyor bir yandan da insanlığın ortak lisanı olan gülümsemelerimizle anlaşıyoruz Meryem’le gitme vakti geldiğinde beni çağırıyor yanına. Eğilmemi istiyor. Kulağıma doğru eğilip alçak sesle Arapça bir şeyler söylüyor. Anlamıyorum ne söylediğini. Tercümanımızı çağırıp tekrar konuşturuyorum Meryem’i. Tercüman ifadesiz bir yüzle bana dönüp “gitmeyin, burada kalın dedi abi” diyor.

Donup kalıyorum.

Yarın: İdlib kent merkezi ve cephe hattı

 

Depremde hayatını kaybedenlerin cenazeleri camiye getirildiMerkez üssü İran’ın Türkiye sınırındaki Hoy kenti olan 5.9 büyüklüğündeki depremVan’da da yıkıma yol açtı. Başkale’de çocukların da aralarında olduğu 9 kişi hayatını kaybetti, 39 kişi ise yaralandı İçişleri Bakanı Soylu, depremde 250 konut ile 300 ahırın yıkıldığını, 700 konutta ağır hasar olduğunu açıkladı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber