13.06.2026 - 00:00 | Son Güncellenme:
ASLI ÖZKAYA İZMİR - Günümüz dünyasında “hızlı tüketim” çılgınlığı tüm hızıyla sürerken, İzmir Alaçatı’dan yükselen iki kız kardeşin sesi, sürdürülebilir ve etik modanın hala mümkün olduğunu tüm dünyaya kanıtlıyor. Reklamcılık ve Halkla İlişkiler mezunu Melek Şentorun ile kız kardeşi Dilruba Şentorun, 2020 yılının o kasvetli pandemi günlerinde herkes eve kapanmışken, doğallığa ve sanata doğru cesur bir yolculuğa çıktılar. Ailelerinin köklü tekstil geçmişini, terzi olan anneannelerinin eski kıyafetleri bambaşka tasarımlara dönüştüren vizyonuyla harmanlayan Şentorun kardeşler, Latince “her şey” anlamına gelen Atelier ‘Omnia’ markasını kurdu. Marka, bugün pazar tezgahlarından çıkıp lüks beachlerin, konsept mağazaların ve dünya pazarının gözdesi haline gelmiş durumda.

‘İlk 6 ay satış yapamadık’
Her başarı hikayesinin arkasında büyük bir sabır dönemi yatar. Şentorun kardeşler için de bu süreç hiç kolay başlamadı. Markanın kurucularından Melek Şentorun, ilk altı ayı şu sözlerle özetliyor: “Markamızı Ağustos 2020’de kardeşim Dilruba ile birlikte kurduk. O dönemlerde tek başına ilerlemek gerçekten zordu. İlk altı ay boyunca neredeyse hiç satış yapamadık. Çünkü yeni bir markaydık ve bilinirliğimiz yoktu. Daha sonra kardeşimin önerisiyle Alaçatı Pazarı’nda stant açmaya başladık. Aslında markamız pazardan büyüdü. Altıncı ayın sonunda yaz sezonu başladı ve insanların birebir iletişimi sayesinde marka hızla yayılmaya başladı. Tam anlamıyla fısıltı gazetesiyle büyüdük.”
Sekizinci ayda ilk ihracat
Alaçatı Pazarı’nda örülen samimi bağlar, markayı kısa sürede uluslararası bir boyuta taşıdı. Pazarda tezgâhı ziyaret eden ve kumaşların kalitesine hayran kalan Kanada’da mağaza sahibi bir müşteri, Omnia’nın ilk ihracat kapısını araladı. Henüz sekizinci ayında Kanada’ya ürün gönderen Melek ve Dilruba Şentorun, o günden sonra sınırları aşmayı başardı. Bugün Omnia; Kanada, Rusya, Almanya ve Amerika gibi dev pazarlarla çalışan, ancak özgünlüğünü kaybetmemek adına butik ve niş üretim çizgisini koruyan bir marka haline geldi.

Omnia’yı farklı kılan en büyük özellik, üretimin her aşamasında benimsenen “sıfır atık” felsefesi. Temelleri Şentorun kardeşlerin terzi olan anneannelerinin tezgahında atılan bu vizyon sayesinde, bugün atölyelerden kalan en ufak kumaş parçası bile çöpe gitmiyor. Melek Şentorun, anneannesinden devraldığı bu bakış açısını şu sözlerle özetliyor: “Anneannem hiçbir şeyi atmayı sevmezdi, küçük bir kumaş parçasını bile dönüştürürdü. Biz de atölyelerin ayırdığı kumaş artıklarından lavanta göz yastığı, uyku bandı, tokalar ve aksesuarlar üretiyoruz. Amacımız, her ürünü çöpe gitmeden önce yeniden değerlendirerek kullanım ömrünü uzatmak.”Kız kardeşler, bu bilinci yaymak adına kış aylarında yerel halkla birlikte “İleri Dönüşüm Atölyeleri” de düzenliyor; lekelenmiş kıyafetleri geleneksel ahşap baskılarla yeniden hayata döndürüyorlar.
‘Hayal kırıklığı yaşadık’
Türkiye’de kadın girişimci olmanın getirdiği zorluklar, Şentorun kardeşlerin de yoluna sık sık taş koymuş. Hammadde tedariğinde yaşanan ekonomik dalgalanmaların ve üretim krizlerinin yanı sıra en çok yaralayan durum ise özgün tasarımlarının kopyalanması olmuş. Şentorun Kardeşler yaşadıkları en büyük hayal kırıklığını, “En üzüldüğümüz konulardan biri tasarımlarımızın kopyalanması. Özellikle de bunu yapanların bazen kadın girişimciler olması oldu. Henüz paylaşmadığımız bir modeli başka bir markada görmek gerçekten üzücü. Biz ürünlerin üzerine fırça ile çizimler, ahşap baskılar yapıyoruz. Her bir fırça darbesi farklı olduğu için her ürün aslında özgün bir sanat eseri niteliği taşıyor. Bu emeğin kopyalanması insanı gerçekten incitiyor” şeklinde ifade ettiler.

Hedefleri kültürü yaşatmak
Geleneksel ahşap baskıyı modern tasarımlarla buluşturarak otellere ve festivallere özel koleksiyonlar hazırlayan Omnia markasının gelecek planları da yine bu toplumsal farkındalık üzerine kurulu. Şentorun, markanın vizyonunu, “Gelecekteki en büyük hedefimiz, üretim sürecimizin yakından izlenebileceği bir showroom açmak ve ileri dönüşüm workshoplarımızı daha fazla şehre yayarak bu kültürü gelecek nesillere aktarmak” sözleriyle özetliyor.

Kadın gücü dayanışması
Sektörde karşılaştıkları “Kadınlar bu işlerden anlamaz” önyargısını yıkmak için Melek Şentorun bizzat terzilik eğitimi alarak işin mutfağına girmiş. Düzgün dikiş ve kaliteli işçiliği öğrendikten sonra, markanın operasyonel süreçlerinde radikal bir karara imza atmışlar. Şentorun kardeşler, son üç yıldır ahşap baskı kalıplarını hazırlayanlardan terzilerine, sosyal medya ekibinden iş ortaklarına kadar tamamen kadın girişimcilerle çalışıyor. Amaçları ise çok net: “Bizim yaşadığımız zorlukları diğer kadın girişimciler yaşamasın.” İlk 6 ay hiç satış yapamadıkları zorlu günleri hatırlatan Dilruba Şentorun, kendi yollarını çizmek isteyen hemcinslerine şu sözlerle ilham veriyor: “En önemli şey pes etmemek. Tek bir yoldan ilerlemek zorunda değilsiniz, farklı yollar denemek gerekiyor. Dışarıdan destek olmasa bile insanın her şeyden önce kendine ve kendi üretimine inanması şart.”

Omnia markasının kuruluşundan bu yana her aşamasında yer alan yakın dostları Merve Karaoğlu, Şentorun kardeşlerin en büyük destekçilerinden biri oldu.