Geri Dön

Anlatmak için yaşamak (2)

Anlatmak için yaşamak (2)

6 yaşımda Arap Fırını Sokağı’ndaki Ülkü İlkokulu’na başladım. Giritli Saliha Hanım okul müdürüne yalvar yakar bir yıl önce başlattı beni. Caddenin adı fırının isminden alınmış. Ne gevreklerdi ama. Çıtır çıtır, dumanı üzerinde. Yeme de yanında yat. Okulla eş zamanlı Kemeraltı’nda okul dışı zamanlarda Sadık Atay’da çıraklığa başladım. Getir götür işleri, ortalık temizliği, çay-kahve servisleri... Haftalık ücret 50 kuruş. Damlacık’ta oturuyoruz. Boşa al kendini, sal kendini yokuş aşağı okul da mağaza da ayak uçlarında. Dönüşte sadece kısa bir rampa var. Kemeraltı’nın güzel zamanları. Mağazaya gidiş gelişlerimde her defasında Çatalkaya Mağazası’nın önünden geçiyorum. Haliyle vitrini de seyrediyorum iç çekerek. Bir keresinde vitrinde siyah beyaz renklerde küçük kareli bir çift erkek çorabı. İçim gitti. Ağustos geldi, fuar açıldı. Bazı akşamlar mağaza kapatıldıktan sonra tek başıma vuruyorum fuara. Bir akşam İş Bankası’nın fuar standında o ünlü, şanlı kumbarası gözüme çarptı. Bayıldım. Görevli o halimi görünce “Al bir tane sana armağanımız olsun” dedi, kumbarayı uzattı. 5-10 kuruş ufaraktan başladım kumbarayı beslemeye. Mağazada da radyo, bisiklet satıyoruz. Sevimli bir çocuğum. Müşteriler de sıkıştırıyor birkaç kuruş avucuma. Haftalığın üstünde bahşiş topluyordum. Neyse haftalar sonra kumbara yükünü aldı. Açtım, saydım paraları, koydum cebime, gittim Çatalkaya’ya. Aldım siyah beyaz kareli çorapları. Geçmiş yıllarda 2 takım tutardık. İzmir’den İzmirspor, İstanbul’dan da Beşiktaş’ın hastasıydım. Siyah beyaz çorap aşkı ondan ötürüdür.

***

Mahallede Ali İhsan Ağabeyimiz güzel bir adamdı. Ortaokula başladım, bir süre sonra da mağazada işler kötüledi, kapatıldı. Okul dışı zamanlarda bir işim yoksa bizim evde sorun olurdu. Ali İhsan Ağabey, Hisarönü ev dekorda perde bölümünün sorumlusu. Bir gün “Gel bizim mağazada çalış” dedi. Patron da Zuhal Yorgancıoğlu. Dünya iyisi, tatlı bir insan. Kötü bir yanım var. Uyum sürecini hiç uzatmam. Hemen evin çocuğu gibi havaya girerim. Birkaç günde çarşıyı ezberledim. Düğme, iğne-iplik, astarlık kumaş gibi küçük alımlara başladım kısa sürede. Hayat güzeldi Hisarönü’nde. Dondurmacı Mennan hemen yan tarafta. Baharatçı-kuru kahveci İlyas Gönen ile babası Mennan Ağabey’in yanındaki dükkanda. Lokantalar, köfteciler, söğüşçüler, tatlıcılar say say tükenir, yorgun düşersin Hisarönü zenginliğinde. Yaz günleri güneş geç batıyor.

Gün geç kararıyor. Paydostan sonra Damlacık’ta parkta top oynamaya zaman kalıyor. Günler yoğun, hareketli geçiyor. Bir keresinde şeker-Ramazan Bayramı yaklaşıyor. Zuhal Abla, İhsan Ağabey’e şimdi anımsayamadığım bir terzinin ismini söyledi. Ona “Bülent’i al götür. Bayramlık bir elbise dikilsin” dedi. O yaşamımdaki ilk takım elbiseydi. Rengi kahverengiydi. Uzun yıllar sonra bir gün Zuhal Abla ile karşılaştık. Kendimi tanıttım. Elbiseyi anımsattım. Hatırlayamadı. O kadar yüce gönüllüydü. O kadar çok armağan vermişti ki!

***

Deprem oldu, insanları binaları yitirdik. Bayraklı-Bornova bölgesinin uzun yıllar önce sebze-meyve bahçeleri ile donatılmış verimli topraklar olduğu anımsandı. Salt Bayraklı-Bornova değil, Karşıyaka-Karabağlar-Balçova-Güzelbahçe ve kaplıcalar yok edildi, tüketildi beton uğruna. Bir tanesi de Topuz’un Bağı. Bornova ağaçlıklı yoldaydı. Liseye başlamıştım. O yıllarda günümüzdeki meyve-sebzenin toptan satıldığı mekanlar Kemeraltı’ndaydı. Şınlak Han-Konter Han-Arap Han ve diğerleri. Konterler Alanyalı’ydı. Babam Alanyalı Mustafa da onların yanında çalışırdı. Bu hancılar, çiftçinin ürettiğini “tohur” denilen bir deyimle tarlasından ya da ağacından ürünü toptan satın alır, toplatır, hale getirir, bağını bahçesini çiftçiye tekrar teslim ederdi. Uzatmayalım. Bir keresinde Topuz’un Bağı’nda anam Giritli Saliha Hanım birkaç işçi daha üzüm toplayıp ambalajlayıp hana gönderiyoruz. Üzüm toplamak özen, beceri isteyen bir iştir. Toplarken salkımın üstündeki dumanı kaçırmayacaksın. O duman üzümün tazeliğinin belgesidir. Bu alanda da iyiydim babamın öğrettiklerinden sonra. O gün eğildim, önümde kocaman bir salkım. Abanmış toprağa adeta. Sapından tuttum, kaldırdım, bağ bıçağını vurdum salkımın ucuna, koca salkım elimde. Ve salkımın altında yuvalanmış arı sürüsü de Çin ordusu gibi üzerimde. Ben kaçıyorum, onlar vuruyor, çakıyor. İyi ki deneyimliyim bu alanda. Anında çöktüm bir kenara. Avuçlarıma işedim. Atleti sıyırdım. Bütün bedenimi sidikle ovdum. Üstüne bereket toprak yumuşak, çamur halinde. Sıvadım bedenimi çamurla. Ayakta kalamadım, uyku bastı. Belki de gidiyorum son sözümü söyleyemeden. Ve Giritli Saliha Hanım başucumda sesleniyor: “Uyan Bülent mal gecikecek!” Talihliyim uyandım. O günden sonra da çok arı soktu. Bana bir şey olmadı, aşılanmıştım.

***

Kumaşçı Nesim elinde defteri mahallede kapı kapı dolaşıp taksit toplardı. İki buçuk, beş, on ne verirseniz hayır demezdi. Özbeöz İzmir Yahudisi’ydi. Ne güzel bir adamdı Nesim Ağabey.

İzmirspor’la profesyonel sözleşme imzaladım. On bine anlaştım, beş bin peşin aldım. Dört bin beş yüz lirasını babamla enişteme verdim. Gittiler Kemalpaşa’dan “tohur-domates tarlası” aldılar. Domatesi topladılar, sattılar. Ötesini ne yaptılar hiç sormadım.

Geriye kalan beş yüz lirayı cebime koydum. Geldim eve. Anama “Giyin” dedim. “Nereye?” dedi. “Çarşıya Nesim Ağabey’e” dedim. Geldik Nesim Ağabey’e. “İstediğin, beğendiğin kumaşı kestir ana” dedim. Nesim Ağabey’e “Aç defteri abi” dedim. Borcu söyledi. Aldığımız kumaşlarla topladı. Bastım peşin parayı. Nesim Ağabey anama baktı gülümsedi.

Tütün kokulu anam, bana döndü. O da gülümsedi. Dokunsalar ağlayacaktı. Giritli Saliha Hanım tütün mağazasında çalışırdı. Akşam olup yatma saati geldiğinde tek odalı evimizde yer yatağı serilir, beş kişilik aile sıralanırdı.

Ben annemle babamın arasında yatar, anneme sarılırdım. Tütün kokardı anam.  “Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir…”

Esen kalın iyi pazarlar.

Vizyon görünmez olan şeyleri görebilme sanatıdır.

Jonathan Swift

Ne demişler?

“Bir toplumda mizah varsa korkmayın, o toplum yaşar. Ama zekası bir tür damar sertliğine uğramış mizah yaratamayan bir toplum halinde dönüşüyorsanız korkun.”                          Çetin Altan

“Demokrasi iki kurtla bir kuzunun öğle yemeğinde ne yiyeceğini oylamasıdır. Özgürlük ise tam donanımlı bir kuzunun oylamaya karşı çıkmasıdır.”                                       Benjamin Franklin

“Doğru yargıya varmanın anahtarı anlamaktır. Önce yargılayan bir kişi tam olarak anlamaz.”                                               Stephen R. Covey

“Bilgi çağının getirdiği şu kuraldan kaçış yok: Üstlendiğiniz görev ya da verdiğiniz hizmet sürece bir değer katmıyorsa süreç sizi er ya da geç eleyecektir.”                                          Tanol Türkoğlu

“Büyümek için büyümek bir kanser hücresinin ideolojisidir.”                                  E. Abber

Celal Yılmaz

Yıllar kayıp yitiyor avuçlarımızın içinden
Külleniyor acılar
Külleniyor mu acaba
Bir de unutkanlık
Sevgili Atilla Köprülüoğlu salı günü 9 Eylül’deki köşesinde vurgulamasa ıskalayıp geçeceğim. Celal’i yitireli 19 yıl olmuş. Takoz gibi adamlardık. Benden 10 yıl gençti. Bir yürek vurgunu aldı götürdü aramızdan. Cumhuriyet’te futbol yorumları yazdığım yıllarda birlikteydik. Celal rafine gazeteciydi. Bir akşam Süleyman’ın Babıalisi’nde Nüvit Tokdemir ile her zamanki akşamlarımızdan birinde Celal garsondan bir kağıt kalem istedi, yazmaya başladı.
“Gülü solsa İzmir’in” dizelerini. İnsan vardır çekilmez, bitse de şu muhabbet gidip yatsak dersiniz. Celal Yılmaz konuştukça anı güzelleştiren, özgün bir kimlikti. İşte böyledir hayat. Yitirince yapacak bir şey kalmıyor geriye kalanlara. Sadece onu özlemek düşüyor. (1952-2001)  

Anlatmak için yaşamak (2)

Gülü solsa İzmir’in

Dağlarında tanrılarla destanlar,

Burçlarında amazonlar oynaşır...

Yollarında asırlarla anılar,

Kordonunda Sarı Zeybek dolaşır...

 

Mehtabında yıldızlarla dalgalar,

Körfezinde martıları sevişir...

İmbatında sevdalarla hasretler,

Sazlarında ozanları söyleşir...

 

Şarkısında kadehlerle rakılar,

Ezgisinde gözyaşları boşalır...

Kırlarında gülü solsa İzmir’in,

Bağlarında bülbülleri ağlaşır...

 

Celal Yılmaz

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber