15.03.2026 - 00:00 | Son Güncellenme:
ASLI CAN - Türkiye’de aile, yüzyıllardır toplumsal yapının en güçlü dayanaklarından biri, hatta çoğu zaman ‘kutsal’ kabul edilen temel bir kurumdu. Eskiler ‘bir yastıkta kocamayı’ sabırla, sorunları ise ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışıyla çözmeye çalışırdı. Ancak bugün modern Türkiye’nin evlerinde ve adliye koridorlarında bambaşka bir tablo var. Bir zamanlar ‘bir ömür boyu’ verilen sözler, yerini giderek daha fazla ‘karşılıklı tatmin’ ve ‘bireysel mutluluk’ arayışına bırakıyor.
İstatistikler de bu dönüşümü açıkça ortaya koyuyor. Son 20 yılda boşanma oranları hızla artarken evlilik oranları geriliyor. Haneler küçülüyor; kalabalık aile sofralarının yerini giderek daha bireysel yaşamlar alıyor. Özellikle İzmir gibi büyük şehirler, bireyselleşmenin ve toplumsal dönüşümün en görünür yaşandığı kentler arasında başı çekiyor.
Peki, bizi bu noktaya getiren yalnızca ekonomik krizler mi?
Sosyal medyanın yarattığı yeni hayat beklentileri mi? Yoksa evliliğin tanımı mı değişiyor? Bir zamanların “kutsal bağı”, bugün daha çok duygusal ve sosyal bir ortaklık olarak mı görülüyor?Bu hafta toplumun en hassas meselelerinden birini iki farklı disiplinin gözünden ele alıyoruz. Adliye koridorlarında yaşanan hukuki mücadeleyi ve arabuluculuğun rolünü Avukat Arabulucu Pınar Yıldız Aydoğan ile evliliklerin görünmeyen kırılma noktalarını, çocukların bu süreçte yaşadıklarını ve ayrılık sonrası iyileşme sürecini ise Sosyolog ve Aile Danışmanı Songül Vural ile konuştuk.Aşk bittiğinde hukuk nasıl devreye giriyor? Ve boşanma gerçekten bir son mu, yoksa bazen yeni bir başlangıcın kapısı mı? Türkiye’nin değişen aile yapısını uzmanların değerlendirmeleriyle mercek altına alıyoruz.
Geniş sofralardan yalnızlığa
Songül Hanım, veriler “kalabalık aile sofralarından tek kişilik hanelere” evrildiğimizi söylüyor. Bu bir çöküş mü yoksa modernleşme sancısı mı?
Songül Vural: Bu sadece bir rakam değil, toplumsal bir kabuk değişimidir. 2008’de Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü 4 iken, bugün 3.11’e düştü. Geniş aile yapısından kopuyoruz; 2016’da yüzde 16.3 olan geniş aile oranı, bugün yüzde 13’lere geriledi. En çarpıcı olanı ise tek başına yaşayanların sayısının son 12 yılda iki katına çıkarak her 5 haneden birine ulaşması. Boşanma artık bir ‘sosyal ayıp’ değil, bir ‘çözüm’ olarak görülüyor. İzmir’in boşanma oranlarında zirvede olması tesadüf değil; İzmir, bireysel özgürlüğün, kadının ekonomik gücünün ve ‘el alem ne der’ baskısının en az olduğu yer. İnsanlar artık ‘sessiz bir hapishanede’ yaşamak yerine, onurlu bir yalnızlığı seçiyor.
Pınar Hanım, hukuk cephesinden bakınca neden boşanıyoruz? Dosyalarda en çok hangi gerekçeleri görüyorsunuz?
Av. Pınar Yıldız Aydoğan: Kadınların eğitim seviyesinin artması ve iş hayatına katılımı, mutsuz veya şiddet içeren evliliklere katlanma zorunluluğunu azalttı. Modern dünyada beklentiler artık çok yüksek. Sosyal medyanın yarattığı “karşılaştırma” kültürü, sadakatsizlik ve her türlü şiddet de başrolde. Bir sorun baş gösterdiğinde çiftler, özellikle de erkekler profesyonel yardım almaya karşı dirençli. Sorunlar birikip “tükenmişlik” noktasına gelince de mahkeme yolu görünüyor.

‘Mahşerin dört atlısı’
Bir evliliğin ruhen bittiğini gösteren o “kritik eşik” nedir? “Tükenmiş evlilik” ne demek?
Songül Vural: Bir evde sadece faturalar, çocuklar ve alışveriş konuşuluyor ama duygulara dair tek bir cümle kurulmuyorsa o evlilik sessizce iflas etmiştir. Biz buna ‘duygusal tepkisizlik’ diyoruz. Psikolog John Gottman’ın ‘Mahşerin Dört Atlısı’ dediği; eleştiri, aşağılama, savunmacılık ve duvar örme başlamışsa tehlike çanları çalıyor demektir. Özellikle ‘aşağılama’, partneri değersizleştirir ve ilişkinin kanseridir. Sevgi bitse de saygı bitmemeli; ama ne yazık ki en çok orada kırılıyoruz.
Pınar Yıldız Aydoğan: Boşanma, insanların hayatındaki en stresli yaşam olaylarından biri. Duygusal açıdan acı verici ve yıpratıcı. Öfke, üzüntü, kırgınlık, pişmanlık, kendini ve başkalarını suçlama eğilimi gözlemliyoruz genel olarak. Avukat olarak hukuksal bilgilendirme ve destek için orada profesyonel hizmet vermeye çalışırken tüm bu psikolojik süreçlerin de tanığı ve eşlikçisi oluyoruz ister istemez. Kimsenin yıllarca süren çekişmeli davalara dermanı kalmadı. Taraflar artık sadece ‘bitmesini’ istiyor. Bu yüzden anlaşmalı boşanma oranları yüzde 65’e kadar çıktı.
Çocukların sessiz çığlığı
Velayet konusu her zaman bir savaş alanı. Sağlıklı bir boşanma çocuklu çiftlerde mümkün mü?
Songül Vural: Çocuklar için boşanma, tanıdıkları dünyanın temelden sarsılmasıdır. Ancak şunu unutmamalıyız: Çatışmalı, şiddetli ve mutsuz bir evde büyümek, çocuk için boşanmadan çok daha büyük bir travmadır. Eğer anne ve baba ayrı evlerde huzurlu olabiliyorsa, çocuk o huzuru hisseder. Boşanma, bazıları için bir ‘duygusal hapishaneden tahliye’ ve bir ‘yeniden doğuş’ olabilir.
Pınar Yıldız Aydoğan: Hâkimin tek pusulası vardır: Çocuğun üstün yararı. Tarafların boşanma sürecinde çocuğu bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanmaması gerekir. Son yıllarda hukukumuzda ‘ortak velayet’ kararları daha çok yer bulmaya başladı. Boşanmanın karı-koca arasındaki sözleşmeyi bitirdiğini ama ebeveynliğin ömür boyu sürdüğünü kabul eden çiftler için işlevsel bir mekanizma. Eğitiminden sağlığına kadar her kararda ebeveynlerin eşit söz hakkı olması, boşansa da arkadaş kalabilen, iletişimi sağlam olan çiftlerin çocukları için daha uygun bir çözüm gibi.
Acının 5 evresi
Boşanma sonrası süreç nasıl yönetilmeli? İyileşme ne kadar sürer?
Songül Vural: Boşanma aslında bir yas sürecidir. Kübler-Ross’un ‘yas aşamaları’ modelini bizzat yaşıyoruz: İnkar, Öfke, Pazarlık, Depresyon ve sonunda Kabul. “Yıllarım boşa gitti” öfkesinden “Evet bitti, şimdi önüme bakma vakti” aşamasına geçmek 6 ay ile 2 yıl arasında sürebilir. Bu süreçte kişinin boşanmaya yüklediği anlam çok kritik. Boşanmayı bir başarısızlık değil, bir deneyim olarak görmek iyileşmeyi hızlandırır.
Pınar Yıldız Aydoğan: Hukuki olarak da sağlıklı vedalaşmak mümkün. Her ilişkinin bir ömrü olduğunu kabul etmek gerekiyor. Karşı tarafı düşmanlaştırmadan sakin kalabilmek ve resmi sözleşmeyi de bu sakinlik ve sağduyu ile sonlandırabilmek lazım. Nafaka, maddi/manevi tazminat, mal paylaşımı, mal rejimi tasfiyesi gibi konularda, arabuluculuk uygulaması üzerinde çalışılıyor. Maddi konularda anlaşamamaktan kaynaklı olarak boşanmanın gerçekleşememesi ve tarafların hayatlarına devam edememesi konusunda Adalet Bakanlığı nezdinde de çeşitli çalışmalar var. Süreci çok uzun ve yıpratıcı olmaktan çıkarmak için yasal düzenleme şart.
Vedalaşmak da sevdaya dahil
Bu kapsamlı dosyadan süzülen en net gerçek şu: Türkiye’de aile yapısı çökmüyor, aksine içindeki ‘bireyi’ keşfediyor. Boşanmayı bir felaket senaryosu olarak görmek yerine, hayatın doğal bir virajı olarak kabul etmeye başladık. Önemli olan, biten evliliklerin ardından insan onurunu ayakta tutabilmek. Pınar Yıldız Aydoğan’ın hukuki rehberliği ve Songül Vural’ın sosyolojik analizleri bir noktada birleşiyor: Sağlıklı bir toplum, mutsuz evliliklerin sayısıyla değil; birbirine saygı duyarak veda edebilen, çocuklarının çocukluğunu koruyan ve kendi mutluluğunun sorumluluğunu alan bireylerle inşa edilir.
Evlilik öncesi eğitim
Boşanma oranlarını azaltmak veya süreci iyileştirmek için ne yapılmalı?
Pınar Yıldız Aydoğan: Hukuk sisteminde reforma ihtiyaç var. Duruşma araları 4-5 ay gibi uzun süreler olmamalı. Aile hukuku uzmanı avukatlarla çalışmak ve arabuluculuğu doğru konularda etkin kullanmak şart. Ayrıca ekonomik gücü olmayanlar için adli yardım mekanizmaları güçlendirilmeli.
Songül Vural: Evlilik öncesi eğitim bir ‘ehliyet sınavı’ gibi değil, bir ‘ilkyardım çantası’ gibi sunulmalı. İnsanlar pembe gözlüklerle evleniyor ama bütçe yönetimini, kök ailelerle sınırları veya çatışma çözmeyi bilmiyor. Belediyelerin ücretsiz danışmanlık hizmetleri artırılmalı.Son olarak konuyu psikolojik açıdan da ele alacak olursak eğer; kadınlar ilişkide olumsuzlukları yaşamaya başladığında süreç içerisinde yas tutar. Boşandıktan sonra daha dışa dönük olmaları ve sosyal çevresinden destek almaları toparlanma sürecine katkı sunabilir. Erkekler ise boşanmanın ardından kendilerini özgür hissederler. Fakat zamanla yalnızlık onları yorabilir ve bu da ruhsal bir çöküntüye sebep olabilir. Bu durumda ertelenmiş yası sonradan yaşayabilir . Bireyin engel olunmazsa zamanla sosyal izolasyona girmesine sebep olur. Bizler, bu süreçte boşanma sürecindeki ailelerin her bir bireyin uzman yardımı ve psikolojik destek almalarını öneriyoruz.