18.04.2026 - 00:00 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - 200’ün üzerinde yabancı bilim insanının da yer aldığı kongrede toplam katılımcı sayısı 1300’ü aşarak rekor kırarken, dört gün boyunca yaklaşık 40 bilimsel oturum, canlı yayınlar ve uygulamalı eğitimlerle girişimsel radyolojideki güncel gelişmeler ele alındı. Türk Girişimsel Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Levent Oğuzkurt, damar tıkanıklıklarının günümüzde “bıçaksız cerrahi” olarak adlandırılan girişimsel yöntemlerle büyük ölçüde tedavi edilebildiğini açıkladı. Vücutta damar bulunmayan neredeyse hiçbir nokta olmadığını vurgulayan Oğuzkurt, bu nedenle damar hastalıklarının tüm organları etkileyebildiğini söyledi.
Damar tıkanıklıklarının en sık ve en önemli damar hastalığı olduğunu belirten Oğuzkurt, özellikle kalp damar tıkanıklığının dünya genelinde hastalıklara bağlı ölümlerin bir numaralı nedeni olduğuna dikkat çekti. Beyin, boyun, böbrek ve bağırsak damarlarındaki tıkanıklıkların da ölümcül sonuçlara yol açabildiğini ifade eden Oğuzkurt, diğer durumlarda ise organ hasarıyla ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıktığını kaydetti.
Atardamarların kalpten çıkarak organları besleyen hayati damarlar olduğunu hatırlatan Oğuzkurt, bu damarlardaki tıkanıklıkların organın işlevini doğrudan bozduğunu söyledi. Toplardamar tıkanıklıklarının ise daha seyrek görüldüğünü ancak yaşam boyu sürebilen kronik sorunlara yol açabildiğini dile getirdi.
Damar tıkanıklıklarının en önemli nedeninin halk arasında “damar sertliği” ya da “kireçlenme” olarak bilinen ateroskleroz olduğunu belirten Oğuzkurt, bu durumun genetik yatkınlıkla birlikte sigara kullanımı, diyabet, yüksek kolesterol ve hipertansiyon gibi risk faktörleriyle arttığını söyledi. Özellikle 50 yaş sonrası riskin belirgin şekilde yükseldiğini vurguladı.
“Damar tıkanıklığını açan bir ilaç yok” diyen Oğuzkurt, bu alandaki en önemli yanlış algılardan birine de dikkat çekti. Hastalara verilen bazı ilaçların damar akımını rahatlatabildiğini ancak mevcut tıkanıklığı ortadan kaldırmadığını belirterek, “Bugün dünyada damar sertliğine bağlı tıkanıklığı tamamen açabilen bir ilaç bulunmuyor. Bu nedenle tedavi ya cerrahi ya da anjiyografik girişimlerle mümkün” dedi.
Geçmişte tıkalı damarların tedavisinde en yaygın yöntemin bypass ameliyatı olduğunu hatırlatan Oğuzkurt, günümüzde ise girişimsel radyolojinin bu alanda güçlü bir alternatif haline geldiğini söyledi. Anjiyografi eşliğinde yapılan balon, stent ve damar içi tıraşlama işlemleriyle kalp, boyun, beyin, bacak, böbrek ve bağırsak damarlarındaki ciddi daralmaların büyük bölümünün açılabildiğini ifade etti.
Son 30 yılda teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte çok daha ince damarlara müdahale edilebildiğini kaydeden Oğuzkurt, “Bugün 2-3 santimetrelik aort damarından, yaklaşık 1 milimetrelik ayak damarlarına kadar neredeyse tüm damar tıkanıklıklarına müdahale edebiliyoruz” dedi.
Artan hekim deneyimi ve ileri teknoloji sayesinde başarı oranlarının da yükseldiğini vurgulayan Oğuzkurt, “Eskiden tek seçenek olan bypass cerrahisi giderek yerini anjiyografik yöntemlere bırakıyor. Yakın gelecekte, bugün ilaç ya da ameliyatla tedavi edemediğimiz bazı damar hastalıklarını bile bu yöntemlerle tedavi etmek mümkün olacak” diye konuştu.