03.08.2025 - 00:01 | Son Güncellenme:
FATİH TANFER - ASLI ÖKTENER
FATİH TANFER - ASLI ÖKTENER- Gün geçmiyor, yeni bir orman yangını haberi yüreklerimizi dağlıyor. Küresel iklimle şiddetini artıran hava koşulları nedeniyle güçlükle kontrol altına alınan bu büyük felaketle insanlarımız, ormanda yaşayan canlarımız yaşamını yitiriyor, geleceğimiz de yok oluyor.
Bu yıl yangınların en fazla vurduğu illerin başında gelen İzmir’in İl Orman Müdürü Mahmut Yılmaz’ı makamında ziyaret ettik, yaptıkları çalışmaları dinledik.
Mesleğe olan tutkusunu “Yeniden dünyaya gelsem yine orman mühendisi olmak isterim” diye anlatan Yılmaz, “Anadolu’da köyde, doğayla iç içe büyüdüm. Önceleri tıp okumak istiyordum ama lisede öğretmenimin yönlendirmesiyle bu bölümü seçtim. İyi ki de seçmişim. İki evladım var. Biri inşaat diğeri orman fakültesinde okuyor. Biz ormancılar için; doğayı, insanları, memleketi, milleti seven insanlar topluluğu diyoruz. 186 yıldır toplumun en ücra köşesindeki vatandaşlarımıza hizmet eden bir kurumuz” diye anlatıyor.

8 ayda 495 yangın
Verilere göre İzmir’de yılda ortalama 200-300 orman yangını çıktığını ifade eden Mahmut Yılmaz, “2025 yılı itibarıyla baktığımızda 230 orman yangını, yaklaşık 265 de orman dışı dediğimiz kırsal yangına müdahale ettik. Geçen yıl da 398 orman, 502 de orman dışı yangın olmak üzere toplam 900 yangına müdahale ettik. Yangınların çıkış sebeplerine baktığımızda ise ne yazık ki yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğunu görüyoruz. Anız-mangal yakmak, yol kenarlarına izmarit ve çöp atıkları atmak gibi… Ve tüm bunlara iklim değişikliğine bağlı hava koşuları da eklenince ne yazık ki artık yangınlar hızlı bir şekilde büyüyor” diyor.
Bu bir savaş meydanı!
“Yangınla mücadele kapasitesi olarak ülkemiz, Orman Genel Müdürlüğümüz, Avrupa’nın ve dünyanın sayılı güçlerinden birine sahip” diye belirten Yılmaz, “2020 yılından sonra dünyada insansız hava aracını kullanan ülkeler sıralamasında Amerika ilk biz ikinci sıradayız. Hava ve kara güçlerimiz de fazla. Ancak eş zamanlı farklı noktalarda yangınlar çıktığı için sahadaki gücünüzü de bölmek zorunda kalıyorsun. Bu bir felaket, bu bir afet, bu bir savaş meydanı! Yani yeşil vatanımızı korumak için savaşıyoruz. Açık alanda hızı 120 kilometreye varan rüzgarlarla mücadele ediyoruz. Rüzgâr ölçüm cihazlarımız da var elbette ama değişimi takip etmek bazen güçleşiyor. Sıcaklık çok yüksek, nem çok düşük, rüzgâr çok şiddetli dolayısıyla yangınların önüne geçemiyorsunuz” diye belirtiyor.
Yurtdışında sıcaklığın belli bir seviyenin üzerinde, nemin belli bir seviyenin altında ve rüzgârın belli bir seviyede olduğu yerlerde yangın söndürme çalışmalarına ara verildiğine dikkat çeken Mahmut Yılmaz, “Ancak biz vatandaşlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, kamu kurumlarımızla, orman teşkilatının öncülüğünde birçok yangınımızı canımızı siper ederek mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu uğurda şehitler veriyoruz. Bazı vatandaşlarımız ise sosyal medyada birkaç kare fotoğraf paylaşmak uğruna bilinçsizce yangın bölgelerine giriyor. Onların güvenliğini sağlamakla uğraşmaktan bu kez işimize konsantre olamıyoruz. Bize gerçekten destek olmak istiyorlarsa, yangın sahaları yerine yönlendirdiğimiz bölgelere gidebilirler” uyarısı da yapıyor.
140 bin hektara fidan
Kamuoyunda yanan sahaların yapılaşmaya açılmasıyla ilgili yanlış algıların da oluştuğuna dikkat çeken Yılmaz, “Bu kesinlikle doğru değil. Hem anayasamız gereği hem de ormanlık kanunu gereği yanan alanları ağaçlandırmakla yükümlüyüz. Ağaçlandırma dışında başka bir amaçla kullanamayız, kullanılamaz. Bununla ilgili kanunlarımız var. Biz İzmir’e ve Manisa illerine bakıyoruz. İllerimizin yüzde 40’ı ormanlık alan. 1985-2024 yılları arasında yangınlardan yaklaşık 59.000 hektarlık bir alan zarar görmüş. Ancak biz 140.000 hektarlık bir sahayı ağaçlandırmışız. Yani yanan alanlardan daha fazla alanları biz ağaçlandırılmışız. 2025 yılı içerisinde yanan sahalarımızda ise hasar tespit çalışmalarımız, zarar gören ağaçların sahadan temizlenme işlemlerine başladık. İlk fidanları inşallah 11 Kasım’da Milli Ağaçlandırma Günü’nde toprakla buluşturacağız. Ayrıca Uluslararası Tarım Örgütü FAO’nun 2020’li raporunda da bu açıkça belirtiliyor; dünyada ağaçlandırma yapan ülkeler sıralamasında ülkemiz Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü sırada” diyor.
‘Hava araçlarımız yeterli’
Ülkemizde 105 helikopter, 27 uçak, 14 insansız hava aracıyla yangınlara müdahale edildiğini belirten Mahmut Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürüyor;
“İzmir Bölge Müdürlüğümüzde de 11 helikopter, 4 uçak, 1 insansız hava aracımız, 461 arazöz, iş makinesi ve 1357 personelimiz var. Hava aracı elbette olmalı. Ama çok fazla hava aracı demek bu yangınları kısa sürede söndürecek anlamı da çıkmasın lütfen. Sizin yangınla mücadele gücünüzü o günkü hava şartları da belirliyor. Dünyanın süper gücü denilen Amerika’da da yangınlar 1, 2 ay sürüyor. Ülkemizin şu andaki hava ve kara gücü yeterlidir. Farklı noktalarda aynı anda yangılar çıktığı için gücünüzü bölüyorsunuz. Önemli olan yangını çıkmadan önleyebilmek. İnsanlarımıza o bilinci verebilmek. Bir de son yıllarda hobi bahçeleri adı altında kırsal alanlara da yerleşim oldu. Bu yangın riskini artırıyor.”
‘Kahramanlar derinliklerde’
Son yangınlarda 5 gün uyku uyumadığını kaydeden Yılmaz, “Ekiplerimiz Urla’daki yangına müdahale ederken, lüks araç kullanan bir sürücünün otoyol kenarına izmarit attı. Ardından orada bir yangın daha çıktı. Onu söndürmeye çalışırken bu kez Urla’daki asıl yangına müdahale 2 saat ertelendi. Yani vatandaş sigarasını rahatlıkla arabasından atabiliyor. Sonra da çıkıp, ‘Bu yangınlar neden sönmüyor’ diye feryat ediyor. Bu inanılır gibi değil! Ekiplerimiz ormanın derinliklerinde canla başla çalışıyor. 1.8 km hortum çekerek yangına müdahale ettiğimiz noktalar var” diye açıklıyor.
‘Her yıl bakım yapılıyor’
Orman arazilerinde yol, yangın şeritleri, yangın önleme tesisleri bakım-onarım çalışmalarının her yıl düzenli olarak yapıldığını da kaydeden Yılmaz, “Nisan ayı içerisinde sayın bakanımızın talimatlarıyla köylerimizin tamamını dolaştık. Okullarımıza, askeri birliklerimize köylerimizin tamamına gittik, bilinçlendirme toplantıları yaptık. Ancak sizin beklentinizin dışında etkenler de olabiliyor. Mesela hiç 120 km rüzgâr beklemiyorduk. İşte Seferihisar Kuyucak yangınında yaşadık. O gün havalimanında uçaklarımız kalkmadı. Orman yangınlarıyla mücadelede herkesin taşın altına elini koyması gerekiyor. Aksi halde yangınlar çıktığı zaman elimizle yaktığımız ateşi göz yaşımızla söndüremiyoruz. O ateş sadece bulunduğu yeri değil herkesi yakıp geçiyor” ifadesinde bulunuyor.