03.05.2026 - 00:00 | Son Güncellenme:
FATİH TANFER - ASLI ÖKTENERÜlkemiz, dünyanın en aktif sismik kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem hattı üzerinde bulunuyor. Topraklarımızın yaklaşık yüzde 92’si deprem tehlikesi altında yer alırken, nüfusun büyük bölümü aktif fay sistemlerine yakın bölgelerde yaşamını sürdürüyor.
Depremler değil, dayanıksız yapılar can kaybına neden oluyor… Son 25 yılda yaşanan 1999 Marmara, 2011 Van, 2020 Elazığ ve 2023 Kahramanmaraş depremleri aynı gerçeği tekrar ortaya koydu. Bu tablo, afet yönetiminde en güçlü çözümün risk azaltma ve kentsel dönüşüm olduğunu gösteriyor. Dönüşümün hızlandırılması gereken kentlerden biri de İzmir…
Peki, kentin riskli ilçelerindeki dönüşüm çalışmaları ne aşamada? Gökdelenlerin sayısının her geçen gün arttığı Körfez’de zemin güvenliğine nedenli dikkat ediyoruz? İlgili kurumlar üzerine düşeni yapıyor mu? Oturduğumuz evin güvenli olup olmadığını nasıl anlayacağız? Tanyer Yapı Zemin Grubu Koordinatörü İnşaat Yüksek Mühendisi Batuhan Tozburun sorularımızı yanıtladı.

Fotoğraf: CENGİZ MALGIR
■ Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Geoteknik deprem mühendisliği alanında uzmanlaşmış bir inşaat mühendisiyim. 2019 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2023’te İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde Geoteknik Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Halen Ege Üniversitesi Geoteknik Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam ediyorum. Akademik kariyerimle paralel olarak 2019 yılından bu yana Tanyer Yapı bünyesinde Zemin ve Temel Mühendisliği Grup Koordinatörü olarak görev yapıyorum.
Uzmanlık alanlarım; derin temel sistemleri, fore kazık, baret kazık tasarım ve uygulaması zemin iyileştirme teknikleri, jet grout, deep soil mixing ve benzeri yöntemler, geoteknik ankraj sistemleri, şev ve istinat yapısı ankrajları, derin kazı destekleme, diyafram duvar-ankraj sistemleri, top-down metodolojisi. Mühendislik pratiğimde, teorik bilgi ile saha uygulaması arasındaki dengeyi kurmaya önem veriyorum. Her projede jeoteknik güvenlik, ekonomik optimizasyon ve uygulama kolaylığı arasında en uygun çözümü bulmaya odaklanıyorum. Özellikle İzmir gibi kompleks jeolojik koşullara sahip metropoliten alanlarda, yerel zemin özelliklerini dikkate alan, deprem güvenliği öncelikli tasarım ve imalat yaklaşımları geliştirmeye katkı sağlamaya çalışıyorum.
■ Peki, Tanyer Yapı ile yollarınız ne zaman ve nasıl kesişti?
O dönemde TOBB ETÜ’de Bilgisayar Mühendisliği okuyordum ve kariyerim teknoloji sektörüne yönelmişti. Ancak hayatımın dönüm noktalarından biri, firma sahibimiz Mehmet Münir Tanyer Bey ile tanışmam oldu. Münir Bey babamın Kuleli Askeri Lisesi’nden sınıf arkadaşıydı ve aralarındaki dostluk yıllar boyunca sürmüştü. Zamanla ailelerimiz arasındaki bağ daha da güçlendi. Özellikle abim Serhat ile Münir Bey’in kızı Gül Hanım’ın evliliği ile iki aile gerçek anlamda birleşti.O dönemde bilgisayar mühendisliğinde ilerlerken, Münir Bey’in anlattığı projeler, teknik zorluklar ve özellikle İzmir’in jeolojik yapısıyla ilgili deneyimleri beni derinden etkiledi.

Uzun düşünce süreçlerinin ardından inşaat mühendisliğine geçiş yapmaya karar verdim ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptım. Bu süreçte sadece alan değişikliği yapmakla kalmadık; uzun vadeli bir vizyon oluşturduk. İnşaat mühendisliği eğitimimi tamamladıktan sonra doğal olarak Tanyer Yapı ailesine katıldım. Burada yalnızca çalışan değil, aynı zamanda bu büyük ailenin bir ferdi olarak hem öğrenmeye hem de katkı sağlamaya odaklandım. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerim de bu vizyon doğrultusunda şekillendi.
Günümüzde Zemin ve Temel Mühendisliği Grup Koordinatörü olarak görev yaparken, o günlerde Münir Bey ile kurduğumuz hedeflerin birçoğunu gerçekleştirmiş bulunuyorum.
‘Şehircilik politikası önemli’
■ İzmir’in asıl sahibi İzmirliler… Peki, bir kent planlanırken neden halkın görüşüne başvurulmuyor?
Şehir planlaması genelde yukarıdan aşağıya yapılıyor. Yani belediye ve müteahhit firmaların kararları, teknik uzmanların raporları, rant hesapları başa geliyor; mahalle sakinlerinin, esnafın, o bölgede yaşayanların sesi yeterince duyulmuyor. Yaşanabilirlik kriterleri açısından değerlendirecek olursak bir mühendis olarak ben öncelikle taşıma gücü hesabını ve oturma analizi yaparım.
Deprem güvenliği değerlendiririm. Ama günlük yaşam kalitesi halkın deneyimini de göz önünde bulundururum. Bazı projelerimizde mahalle muhtarları ve sakinlerle görüştüğümüz oldu. Bu görüşmelerde yerel su baskını noktalarını öğrendik, eski yapılarda görülen hasar paternlerini dinledik, trafik, gürültü, inşaat süreci konularında uyarılar aldık. Bu bilgiler teknik tasarımı gerçekten iyileştirdi.

■ İzmir’in güvenli kent olması için ivedilikle neler yapılmalı?
Öncelikle kentsel dönüşüm, eski binaları yıkıp yenisini yapmak değil, deprem riskini sistematik biçimde azaltan şehircilik politikasını uygulamaktır. Bu süreç; yapısal güçlendirme, zemin ve temel optimizasyonu ve afet odaklı şehir planlama başlıklarından oluşur.
Kırılgan bir yapı
■ İzmir’in zemin yapısı nasıl?
İzmir, aktif fay hatları üzerinde deprem riski yüksek bir metropol konumunda. Aktif fay hatlarına yakınlık, yumuşak alüvyon zemin yapısı, eski ve yoğun yapı stoğu kentte deprem riskini artıran üç temel unsur öne çıkıyor. Bayraklı, Konak, Bornova, Karşıyaka ve Buca gibi merkez ilçelerde zemin özellikleriyle yapı yoğunluğu birleştiğinde deprem kırılganlığı da belirgin şekilde artıyor.
‘1.5 milyon kişi risk altında’
■ İzmir’in öncelikli dönüşüm alanları nereleri?
Bayraklı, Karşıyaka, Bornova, Buca ve Konak merkez olarak sıralayabiliriz. İzmir’de binaların yaklaşık yüzde 40’ı 1980 öncesi yapıldı. Bu bölgelerde oturan 1.5 milyon kişi şuan risk altında. Öncelikli dönüşüm alanı yaklaşık 50 binin üzerinde konut ve tahmini yatırım ihtiyacı ise 25-30 milyar lira. Doğru planlanan dönüşüm can kayıplarını yüzde 80-90 azaltabilir, ekonomik hasarı yarıya indirebilir ve şehrin afet sonrası yaşamını sürdürebilmesini sağlar. İzmir’de öncelikli kentsel dönüşüm haritası hem teknik veriler hem de 2020 Samos depreminden aldığımız dersler ışığında netleşmiş durumda.
Bu bağlamda KDV teşvikleri ile Gerçekçi Uygulama Takvimi düzenlenmeli, planlama ve pilot projeler geliştirilmeli, Bayraklı’da 500 konutta pilot uygulama yapılmalı. Diğer bölgelerde detaylı analiz çalışmaları da gerekiyor. 2027-2028 yılları artık dönüşümde hızlanmanın yaşanması lazım. Yılda 3 -4 bin konut dönüştürülmeli. Bu süreç artarak devam etmeli. Güçlendirme projelerinin de bir yandan yaygınlaştırılması gerekli.
‘Kentsel dönüşüm artık ulusal bir güvenlik meselesidir’
■ İzmir’in yapı güvenliği açısından 2030 hedefi ne olmalı?
İzmir’in hedefi yalnızca yeni binalar üretmek değil, dirençli şehir modeline geçmek olmalı. 2030’a kadar riskli yapıların büyük bölümünün yenilenmesi, akıllı şehir ve erken uyarı sistemleri, enerji verimli sürdürülebilir yapılar, toplumsal deprem bilincinin artırılması konuları önceliklerimiz. Kentsel dönüşüm artık bir yatırım ya da imar meselesi değil; ulusal güvenlik ve yaşam güvenliği meselesi haline gelmiş durumda. Depremi engellemek mümkün değil. Ancak doğru planlama, güçlü zemin mühendisliği ve kararlı dönüşüm politikalarıyla kayıpları azaltmak mümkün. Depreme hazırlık geleceğe yapılan en büyük yatırımdır.
Kentsel dönüşüm konusunda İzmir’de büyük bir açık bulunuyor. İzmir’de yaşanan depremin ardından yapılan dönüşüm çalışmaları, hasarlı yapı stoğunun ancak yüzde 10’unu oluşturuyor. İzmir, birinci derecede deprem kuşağı üzerinde yer alıyor. Olası bir depremde maddi ve manevi anlamda çok büyük kayıplar verebiliriz. Bu konuda vatandaşların bilinçlenmesi, yerel yönetim ve hükümet tarafından acil adımların atılması gerekiyor. Kentsel dönüşümle birlikte yaşlı ve depreme dayanıksız konut stoğunun bir an önce ada bazlı dönüştürülmesi yaşamsal önem taşıyor. İstanbul’da yaşanacak bir depremin sonuçları ekonomik anlamda da ülkemize çok zarar verir. Öte yandan, Türkiye’nin çevresindeki ülkelerin aksine savaşlardan uzak ve güvenli bir ülke olmasının, Orta Doğulu ve uluslararası yatırımcılar açısından fırsat yaratacağını düşünüyorum.
■ Peki, müteahhit firmaların ve yatırımcıların karşılaştıkları zorluklar neler?
Konut sektöründe hem müteahhit firmalar hem de yatırımcıların krediye ulaşmakta zorlanıyor. İnsanlar yeterince kredi bulamıyor. Bu nedenle birçok inşaat firması yeni yatırımlarını durdurdu. Hem yapım maliyeti çok yüksek hem de vatandaşlar sıfır konut almak için yeterli finansal gücü bulamıyor. Bu durum kentsel dönüşümü de çok olumsuz etkiledi. Şimdilerde yeni bir konutun satış tutarı 10-12 milyon lira bandına yükseldi. Bu durumda vatandaşlar da müteahhitler de kentsel dönüşümden uzak duruyor. Şu anda kredi faiz oranları azalırsa vatandaşlar da yeniden konuta yönelebilir. Bunun için de kredi olanaklarının artırılması gerekli. Fakat bence öncelikle müteahhitlere destek sağlanmalı. Müteahhitler yapı stoğunu artırırsa, bir nebze daha uygun fiyatlarla ev alınabileceğini düşünüyorum. Ayrıca deprem riskine güvenli yapılar yapan firmalara teşvik ve destekler sağlanabilir.
200 kişilik uzman kadro
■ Körfez bölgesindeki yüksek katlı yapıları güvenli buluyor musunuz?
Deprem güvenliği açısından zemin-yapı uyumsuzluğu riski artırıyor. Körfez kıyısındaki yumuşak zeminler üzerine çok katlı yapılar inşa etmek, deprem mühendisliği açısından riskli. Özellikle; zemin hakim periyodu 0.8-1.2 saniye ve 20+ katlı binaların doğal periyodu da benzer aralıkta bulunuyor. Bu durum rezonans riski yaratıyor. Sıvılaşma tehdidi ise bir diğer önemli konu. Bayraklı’da gördüğümüz gibi, sığ su seviyesi olan yumuşak zeminlerde yüksek binalar için mutlaka derin temel sistemleri, zemin iyileştirmesi ve sismik izolasyon gerekli. İzmir’de yüksek katlı yapılaşma kaçınılmaz bir gerçek. Ama bu sürecin nasıl yürütüldüğü de çok önemli. Deprem güvenliği, çevre ve şehir kimliğini birlikte koruyacak akıllı bir yaklaşım gerekiyor. Körfez bölgesindeki her yeni proje için zemin koşulları birinci öncelik olmalı. Çünkü estetik bir bina yapmak kolay, ama depremde ayakta kalacak bina yapmak mühendislik disiplini gerektiriyor.
■ Tanyer Yapı Zemin Grubu olarak siz hangi hizmetleri veriyorsunuz?
Tanyer Yapı Zemin Grubu sektörde güçlü bir konuma ulaştı. Yaklaşık 200 kişilik uzman kadro ve geniş makine parkıyla; fore kazık, ankraj, jet grout, baret kazık, fore kazık ve diyafram duvar gibi farklı zemin iyileştirme uygulamalarını eş zamanlı gerçekleştirebiliyoruz. Ege Bölgesi’nin ardından İstanbul’da da faaliyet göstermeye başladık. Firmalara tek elden anahtar teslim zemin mühendisliği hizmeti sunuyoruz. Kısa süre önce İstanbul’daki hastane projesini zamanında teslim ettik; şimdi de İzmir’de 2 yeni büyük projenin zemin işlerini sürdürüyoruz. 3 ay kadar önce Alsancak projesinin ticari bölümünün zemin çalışmalarına başladık. Şu anda özellikle Bayraklı bölgesinde yeni kule ve ticari alanların zemin çalışmaları konusunda farklı firmalarla görüşme halindeyiz.