Geri Dön

'Futbolda yeni donem öz evlatlarımızın olmalı'

Futbola ilk adımını Dikilispor'da attı. Önce amatör daha sonra da yarım sezon profesyonel olarak Altay'da oynadı. Ardından Altınordu formasını sırtına geçirdi, 9 sezon çıkarmadı. Kariyerine 1 yıl Göztepe'de devam etse de Nazillispor'da noktayı koydu. O, adı Altınordu ile bütünleşen Timur Sezgin...

'Futbolda yeni donem öz evlatlarımızın olmalı'

"Türk futbolu zaten çökmüş durumdaydı. Şimdi buna bir de koronavirüs krizi eklendi. Bu zorlu süreci fırsata çevirmenin tam zamanı”

"Bizi bekleyen yeni dönemde, altyapıdan yetişecek olan gençlerin, daha çok fırsat bulması gerekmektedir. Futbolumuzun geleceği, onların elinde"

Milliyet Ege Spor Müdürü Mehmet Demirtaş ve usta kalem Fatih Tanfer, “Geçmişten Günümüze Değerlerimiz Konuşuyor” köşesi ile Türk sporuna hizmet etmiş, İzmir futboluna adını altın harflerle yazdırmış isimlerin hikayelerini siz sporseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Futbol hayatına Dikilispor’da başlayan, dokuz sezon Altınordu forması giyerek kulübün sembol isimleri arasında gösterilen, Altay, Göztepe, Nazillispor’da oynayarak Ege futbolunda isminden söz ettiren Timur Sezgin, futbolculuk geçmişini, unutamadığı anılarını, yeni nesile önerilerini, Türk futbolunun bugünkü durumunu sizler için anlatıyor. Keyifli okumalar...


Futbolda yeni donem öz evlatlarımızın olmalı




Sevgili Timur Sezgin, bize kendinizden bahseder misiniz?

23 Ocak 1959 senesinde Bergama’da dünyaya geldim. Annemin tayini nedeniyle Dikili’ye taşındık. Çocukluğum ve gençliğim burada geçti. Futbola Dikilispor’da başladım. Üniversite nedeniyle Eskişehir’e gitmem gerektiği için Dikilispor’dan ayrıldım. Eskişehir’de öğrenci olayları yaşandı. Ben de tekrar İzmir’e döndüm ve burada okudum. İzmir’de semt turnuvaları düzenleniyordu. Ben de turnuvaya katıldım ve bu turnuvada isim yaptım. Dayım, turnuva sonrası beni Altay’a götürdü. Altay’da iki sene amatör olarak forma giydim. Profesyonel olarak A Takım’da yarım sezon oynadım. Daha sonra Aydın’a kiralandım. 6 ay Aydın’da maçlara çıktıktan sonra 1983-84 sezonunda Altınordu’ya gittim. Yaklaşık dokuz sezon bu kulüpte forma giydim. Ardından bir yıl Göztepe’de oynadım. Son olarak Nazilli’de futbol oynadıktan sonra futbolculuk hayatıma nokta koyma kararı aldım. Altınordu’nun amatör kümede mücadele ettiği yıllarda yöneticiler oynamasam da takımın içerisinde olmamın, Altınordu için iyi olacağını söylediler. Ben de bir süre takımın içerisinde bulundum. Daha sonra antrenörlük kursuna katıldım. İzmir amatör takımlarından Harmandalı’nı çalıştırdım. Ardından antrenörlüğe bir süre ara vermek istedim. Futbolculuğa ayak bastığım yer olan Dikilispor’dan teklif geldi. Bu teklifi kabul ederek dört sezon Dikilispor’da çalıştım. Şu an Menderes’te hayatımı sürdürüyorum.


Futbolda yeni donem öz evlatlarımızın olmalı




Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?


Altınordu ve Mersin arasında oynanan 4-4’lük bir maç var. O maç, birçok insanın hala hafızasında. Gazeteler o maçtan, "4-4’lük, harika maç" şeklinde bahsetmişlerdi. Geri dönüşü her takım yapabilir. Sayısız defa maçlar çevrilmiştir. Mersin, bizim maçtan 2 hafta önce Altay ile oynamıştı ve maç berabere bitmişti. Bizim maç öncesi İzmir çalkalanıyordu. Altınordu maçı satar düşüncesiyle bizi disiplin altına almışlardı. Maç günü gelmiş, çatmıştı. Yanılmıyorsam dakikalar 35-40 civarıydı. Biz çok etkili oynamamıza rağmen 3-0 gerideydik. Tribünde "Satılmış Altınordu" tezahüratları yapılıyordu. İlk devrenin bitmesine yakın 3 gol yediği için kaleci Turgay, oyundan alındı. Suç, kaleciye yüklense de skorda tüm takımın hatası vardı. Turgay oyundan alınırken kapalı tribünün önünden çıkarıldı. Devre arası soyunma odasına gittiğimde Turgay yerde yatıyordu. O zaman içim kan ağladı. Hiçbir şey konuşmuyorduk. İkinci yarı adeta tek kale top oynadık. Dakika 82’de 4-2 gerideydik. 90. dakikada 4-3 yaptık ve uzatmalarda tabelayı 4-4’e getirdik. O dakikadan itibaren tribünler, "Helal olsun Altınordu" diye inliyordu. Bu sonuçla Altay lider olmuş, sezon sonunda da şampiyonluk sevinci yaşamıştı. Turgay’ın oyundan çıkışı hala gözümün önünden gitmiyor. Bir diğer unutamadığım maç ise Beşiktaş ile Türkiye Kupası’nda karşı karşıya geldik. O sezon Beşiktaş, namağlup şampiyon olmuştu. İstanbul’da 4-0 kaybetmiştik. İzmir’de ise maçı kazanmıştık. Beşiktaş’a yenilgiyi tattıran tek takım olmuştuk. Bir diğer anım da, Afyon maçı. Altınordu ve Afyon kritik bir konumdaydı. Biz onları, 3-1’lik skorla geçmiştik. 3 golü de ben atmıştım. Gazeteler, “Afyon, Timur’a yenildi” yazıyordu. Nazilli’ye transfer olduğum sezon takımın kalecisi Afyonspor’a karşı 3 gol attığım kaleciymiş. Benim yanıma gelerek, kornerden nasıl gol attığımı sordu. Meğerse antrenörleri, sadece beni tutmalarını söylemiş. Kaleci de uzun boyluydu. Hep arka direğe atılan toplara çalışmış. Ben de bir korner pozisyonunda ön direğe doğru attım topu. Kaleci ile birlikte top ağlara gitmişti.


Futbolda yeni donem öz evlatlarımızın olmalı




Yeni nesile önerileriniz var mı?


 Futbol, bir yaşam biçimidir. Saha içi, dışı farklı değildir. Şimdi ki futbolcular, özel hayatlarına da dikkat etmeliler. Futbolculara özenen çocuklar, formalarını sırtlarına geçiriyor. Onlar özel hayatlarına dikkat etmezlerse futbolcu olma hayali kuran gençlerimiz de ziyan olur. Bir de kas sakatlıkları, ağır darbeler, saha dışına çıkmayı gerektirecek sakatlıkların dışında yerde yatan oyuncular olmamalı. Oyunun zamanından çalmamalılar. Onları haftalarca bekleyen, ceplerindeki parayı bilet parası için harcayan taraftarların vakitlerini öldürmemeliler. Taraftarlar galibiyetten önce mücadele görmek ister. Rakip ve hakemle çok fazla didişmemelerini de öneriyorum. Mesleklerini layığıyla icra etmeliler. Futbolun tüm dinamiklerine hatta çimlere bile saygı göstermeliler. Öte yandan futbol yaşamları bir süre sonra illa ki bitiyor. Bu süre zarfında kendilerini iyi bir biçimde ifade edebilmek için bolca kitap okumalılar.  
 
Türk futbolunun bugünkü durumunu değerlendirir misiniz?

Altyapılarımız yetersiz. Örneğin Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’a bakın. Son 10 senede en çok transfer ettikleri bölgeler, stoper, sağ ve sol bek. Bu bölgelere yabancı oyuncuları getiriyorlar. Büyük de para ödüyorlar. Peki Türk futbolu bu bölgelere oyuncu yetiştiremiyor mu? Maradona, Alex, Hagi, Oğuz Çetin, Ronaldo, Messi gibi isimlerin yetişmesi zordur. Bu tarz oyuncuların eksik yanlarını siz tamamlarsınız fakat onlarca antrenörün çalıştığı, birçok altyapı kategorilerinde sağ ve sol bek olmaması ilginç. Altyapı antrenörlerinin maaşlarına gerekirse zam yapılmalı. Onlara daha çok değer verilmeli ki onlar da kafaları rahat bir şekilde Türk futboluna yeni yıldızlar kazandırsınlar. Ayrıca takımlarımız, sahada 10-11 yabancı oyuncu ile mücadele ediyor. Peki bizim öz çocuklarımız nerede? Futbolda ekonomimiz zaten yoktu. Virüs sonrası daha da kötü bir hale geldi. Bu krizi aşmamız için altyapımıza önem vermeliyiz. Genç isimlere daha çok şans vermeliyiz. Türk futbolunun geleceği, altyapımıza emanet. Bir de insan kalitesini yükseltmeliyiz. Bu kalite ne kadar yükselirse, spor da o oranda yükselecektir.

Sürücü kurslarına corona virüs ayarı! Artık böyle olacak...Türkiye'de koronavirüs vakalarının görülmeye başlandığı mart ayında okullarla birlikte kapatılan sürücü kursları, yeniden açılıyor. 1 Haziran'da eğitimlerin tekrar başlaması öngörülen kurslarda hazırlıklar yapılıyor. Ehliyet almak için başvuran sürücü adayları, 10'ar kişiliğe düşürülen dersliklerde, temas edilen yerlerin streç filmle kaplandığı araçlarda eğitim görecek.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber