Geri Dön

İngiliz...

İngiliz...

Yıl 1960. Aylardan ocak. Okulların yarıyıl tatili. İzmir’de hava buz gibi ama güneşli. Yine de ayaz titretiyor. Tatilden yararlanıp Türkiye Genç Takımlar Futbol Şampiyonası yapılacak. Hem de Konya’da. Akla ziyan bir uygulama. Basmane Garı’nda akşam saatleri... Tren o akşamın karanlığında İzmir’den kalkıyor, sabahın aydınlığında da Konya’ya varıyor... 17 ila 19 yaş aralığında 15 ya da 16 genç adam... Basmane’de toplanıyoruz. Genç adamların ellerindeki torbalarda futbol malzemeleri ile birkaç kişisel eşya. Başlarında Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü’nden Zafer Bey. Ne antrenör ne doktor ne masör ne malzemeci! “Yani saldım çayıra mevlam kayıra” misali. Trende oturulacaklar yerler numaralı değil. Erken gelen yer kapıyor. Geç kalan, koridorlarda sürünüyor sabaha dek. Birkaçımız yer buldu, dönüşümlü paylaştık gün aydınlanıncaya dek. Tam anlamıyla dökülüyoruz. Sabaha ulaştık, geldik Konya’ya. Kentin dağında, taşında, yaylasında, ovasında ve de merkezinde beyaz bir örtü. Hiç boşluk bırakmadan bütününü kaplamış. İzmirliler bu görüntüye şaştı kaldı elbette. Alışkın değiller. Neyse, kim nasıl ayarlamışsa otel diye bir yere vardık. Odalar üçer dörder kişilik. Isınma, yani kalorifer şinanay. Hol denen bir boşlukta bir odun sobası. Yakılması için her defasında günün parasıyla 75 kuruş ödeniyor. Yani öyle durumdayız ki, buyurun buradan yakın. Neyse uzatıp sıkmayalım. Kaptan topladı takımı, herkes sevdiğiyle paylaştı odaları. Akşam oldu, yemek yedik mi, vallahi hatırlayamıyorum. Yorgunluk ağır bastı, yattık ve resmen sızdık. Sabah oldu, gün aydınlanınca yanı başımızda kaloriferli, bayağı iyi görünümlü bir otel. İçini de görebiliyoruz. Koridorlarında kırmızı beyaz eşofmanlı genç adamlar dolaşıyor. Söylendim kendi kendime, “Oh be ne ala. Su sıcak, sabun Komili. Sorduk öğrendik. İstanbul genç karmasıymış gördüğümüz yakışıklı kardeşlerimiz.

***

Bazen çok seviyorum kendimi. Bu yaşta öylesine ayrıntıları anımsamak iyi geliyor yorgun yüreğime. Şimdi nerede kalmıştık? Sabah olmuştu. Peki kahvaltı? İçecek sudan başka bir şey yok abicim. Sevgili kaptanım ile giyindik, çıktık Konya sokaklarına. Önce bir fırın bulduk. Fırından yeni çıkmış sıcak francalalar. Aldık 6-7 tane. Sonra bulduk bir mandıra. Biraz beyaz peynir, zeytin, tereyağı, bal (enerjik olmalıyız) döndük otele. Çayı da demledik sobanın üzerinde. Yaptık kahvaltıyı, geldik kendimize. Bu serüven kitap olur. Kısa kesmeliyim, yerim yetmez. Ertesi gün maçlar başlıyor. İlk maçımız Aydın genç karmasıyla. İyi oynadık, farklı bir galibiyetle 7’ye 1 ile geçtik günü. Şimdi inanıp inanmayacaksınız maçlara ara yok. Ertesi gün bir maç daha Kocaeli karmasıyla. Onları da 1-0’la geçtik. Geldik üçüncü gün takımların en güçlüsüyle karşı karşıya, İstanbul genç karması. Yenen Ankara genç karmasıyla final oynayacak. İstanbul genç karmasının çoğu futbolcusu birkaç yıl içinde ülkemizin ünlüleri arasına katıldı. Kaleci Sabri Dino, forvet Selim Soydan, Erkan Velioğlu isimlerini anımsadıklarım. Zımba gibi bir takım. Oyun başladı. İyi götürüyoruz olayı. Gol atıp öne bile geçtik. Bitime 15 dakika kalıncaya dek skoru koruduk ve sonra direncimiz eksildi, oyundan düştük. 3 gol yedik. Ayakta zor duruyorduk. Istırap bitmedi. Bu kez dördüncü gün üçüncülük-dördüncülük maçı Sivas’la. Maçın bitimine doğru sahada 7 kişi kaldık. O, 7 kişinin de çoğu yerlerde sürünüyordu. Ve Sivas’tan 7 yedik. Yaşadıklarımız bütünüyle futbol cinayetiydi. 60 yıl önce derdini kime anlatacaksınız ki? O takımdan sadece kaptanımız Türkiye Genç Milli Takım’a seçildi. Dünya Gençler Şampiyonası, Avusturya-Viyana’da yapıldı. Kaptanımız, oyun kurucu olarak tüm maçlarda 90 dakika oynadı. Şampiyona dönüşünde Göztepe’ye transfer oldu. Kendisiyle birlikte Genç Milli Takım’ın 3 numarası, sol beki Çarli’yi de (Çağlayan Derebaşı) getirdi Göztepe’ye. İkisi de futbol yaşamlarının sonuna dek başka bir takıma transfer olmadılar. Formalarının rengini hiç değiştirmediler. Kaptanımızın kendine özgü bir futbol tarzı vardı. Teknik düzeyi yüksek pas yeteneği ile önündeki golcüleri beslerdi, üretken olmalarına katkı verirdi. Top kullanımında, pas dağıtımında kramponlarının dışını kusursuz kullandığı ve alandaki duruşu özel olduğu için futbolun beşiği olarak tanımlanan ‘İngiliz’ lakabı eklendi isminin önüne. Kaptan, ülkemizin futbol tarihine ismini altın harflerle kazıdı. Uzun başarılarla dolu kariyeri boyunca sergilediği futbolun kalitesinden ödün vermedi. Ardındaki gençlere örnek oldu. Gerek oyun alanında karşı takımdan rakibi olarak gerekse tribünlerden bir futbol sevdalısı gibi onu izlerken her defasında kıskandım, saygı duydum. Konya’daki genç, yakışıklı kaptanım İngiliz Nevzat Güzelırmak’tı. Türk futbolu onun ikincisini hala üretemedi. Sevgili kaptanım, her türlü övgüyü hak ediyor. Mutlu, sağlıklı ve uzun yaşasın.

“Hayat oyunu iyi bir ele sahip olmak değil, kötü bir eli iyi oynamaktır”

H.T.Leslie

İngiliz...

Güzel ile faydalı

Ben arıya arı demem

Arının balı olmalı

Ben güzele güzel demem

Güzel faydalı olmalı

Güzel dediğin işe yaramalı

Kadın mı? Hamur yoğurmalı

Çocuk doğurmalı

Ağaç mı? Meyve vermeli

Çiçek mi? Bayramdan bayrama neyleyim güzeli

Güzel dediğin her Allah’ın günü yanı başımızda olmalı

Yağmur misali hem gözümüze hem gönlümüze

Hem toprağımıza yağmalı.

Güzel dediğin yağmur misali hepimizin olmalı. (Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Altın sözler

 

“Büyük kötülükler ve cinayetler ancak büyük cahiller tarafından işlenmiştir.” (Voltaire)

“Kötülüğe engel olmak da iyilik yapmak sayılmaz mı?” (Balzac)

“İyilik yapamadığım günler hayatımın kayıp günleridir.” (Titus)

“Adem baba insandı besbelli. Elmayı elma olduğu için değil yasak olduğu için istiyordu.” (Mark Twain)

“İnsanları iyi tanıyın, her insanı kötü bilip kötülemeyin; her insanı da iyi bilip övmeyin.” (Mevlana)

“Dua, ağızdan değil, yürekten gelmelidir.” (Paul Richer)

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber