Geri Dön

Kadınlar erkekten çok şey bekliyor

Kadınların ruhuna dokunan kitaplarıyla tanınan Kürşat Başar’a göre eskiden erkekler kadınlardan çok şey beklerdi. Şimdi roller değişti...

Kadınlar erkekten çok şey bekliyor

Bu Kürşat Başar ile yaptığım ikinci röportaj. İlkinin üzerinden tam 3 yıl geçmiş. Yıllar geçse de pek çok insanın hayatı yerinde sayarken onun hayatında hep bir yenilik var. Romanları, köşe yazıları, televizyon ve radyo programları, dizileri ile tanıdığımız Başar şimdi bir caz albümü ve saksafonu ile karşımızda.

Yeni çıkan “Keşke Burada Olsaydın” isimli albümünde unutulmaz şarkıların caz versiyonlarını saksafonuyla yeniden canlandırmış. Albümde Kürşat Başar’a; İlhan Şeşen, Erol Evgin, Yeşim Salkım, Yaşar, Levent Yüksel, Sezen Aksu, Şenay Lambaoğlu, Ayşen ve Berkay Özideş eşlik ediyor. Benim favorim, Sezen Aksu ile birlikte yeniden yorumladığı “El Gibi” şarkısı.

Hani 10 parmağında 10 marifet derler ya, tamda bu tanıma uyan bir adam işte. Müzik ve köşe yazıları ile birlikte Balkan Harbi’nden Çanakkale Savaşı’na kadar olan dönemde geçen bir aşk hikayesi olan “Son Yaz” dizisinin senaryosunu da yazıyor.
Kürşat Başar ile müziğin hayatındaki yeri, yazarlığı ve kadınlar üzerine konuştuk. Paris’teki Eyfel (Eiffel) Kulesi’nin ünlü Fransız mimarı Gustave Eiffel’in vaktiyle gümrük binası olarak tasarladığı Konak Pier’deki sohbetimizde Başar İzmir Körfezi’ne bakarak samimi açıklamalarda bulundu.
* Yazarlık, gazetecilik, senaristlik, radyo programcılığı, televizyonculuk ve müzisyenlik gibi pek çok işi bir arada götürüyorsunuz. Kendinizi neden bu kadar çok araçla ifade etme ihtiyacı duyuyorsunuz?
Doğrusu bunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama çocukluğumdan beri birçok şeye ilgi duyup hepsiyle uğraşmanın getirdiği bir şey diye düşünüyorum. Sanırım tek bir işle uğraşmak beni bir süre sonra sıkıyor. Yeni bir proje, yeni bir heyecan, farklı şeyler beni canlı tutuyor.
* Bu iş çeşitliliğinin arasında kendinizi en iyi hangi alanda ifade edebiliyorsunuz?
Benim tabii gerçek alanım, kendimi gerçekte ifade ettiğim yer yazı... Her zaman da böyleydi.
* Bir aşk romanı yazdınız fakat ismi “Başucumda Müzik”. Kitapla ismi arasında garip bir bağ var. Müziğe olan ilginiz hobi gibi başlasa da artık bu alanda kariyer yaptığınızı görüyoruz. Müzik hayatınızın neresinde?
Müzik de yazı gibi çocukluğumdan beri benimle birlikte. Gerçekte Başucumda Müzik başlığı benim hayatımı da yansıtıyor. Bu kitabı da ötekileri de yazarken hep bana gerçek esin kaynağı olan şey müzikti. Her zaman çok farklı müzik dallarını izleyip dinlemeyi sevdim. Bugün de böyle. Bunun yanında yine çok eskiden beri piyanoyla başlayan, davulla devam eden ve saksofona kadar gelen bir süreçte hobi olarak müzikle uğraştım. Çeşitli müzisyenlerle zaman zaman çaldım. Son yıllarda bu biraz değişti, önce kulüplerde bir iki parçaya eşlik ederek başlayıp sonra kendi topluluklarıma kadar gitti...
* Müzik serüveninize, ünlü sanatçılar ve klasikleşmiş şarkılarının yer aldığı “Keşke Burada Olsaydın” adlı albümünüzle devam ediyorsunuz.
Albüm fikri de çalışmalar sırasında kendiliğinden doğdu. Önce enstrümantal bir albüm yapalım dedik ama sonra şarkıları seçince neden bunları yeniden yorumlamayalım diye düşündüm.
Yapımcılar kolaycılığa kaçıyor
* Bir Balkan hikayesi ve bir aşk hikayesi olan “Son Yaz” isimli dizinin senaryosunu yazıyorsunuz. Senaryo yazma sürecinden ve diziden bahseder misiniz?
Aslında dizinin öyküsünü ve genel yapısını, kahramanları yazdım. Senaryoyu başka arkadaşlar kaleme aldı. Senaryo süreci oldukça zor! Roman gibi değil, özellikle dizi senaryosunda yapımcıların, yönetmenin de fikirleri işin içine giriyor. Her hafta yaklaşık yüz sayfa yetiştirmek de ayrı bir mesele tabii.
*Reyting kaygısı sizi nasıl etkiliyor?
Reytingi elbette düşünmek zorundasınız. Çünkü belli deneklerin zevki her şeyi belirliyor. Ama ne kadar bu kaygıyı öne çıkartırsınız, ne kadar dengelersiniz bu biraz da yönetmene, yapımcıya, oyunculara bağlı. Biz bir dönem dizisi yaptık ve anlattığımız hikayeyi fazla bir şey düşünmeden yazdık.
* Sahnede olmak mı, televizyon programı mı yoksa yazmak mı hangisi sizi daha çok heyecanlandırıyor?
Yazmak çok yalnız bir iş. Ancak bir kitap bittiğinde çok heyecan verici oluyor tabii. Sonuç olarak başladığınızda o an dünya üzerinde var olmayan bir şeyi belli bir süre sonra oluşturuyorsunuz. Televizyon heyecanlı ama sahne sanırım en heyecanlısı çünkü canlı olarak birebir seyirci karşısındasınız ve o anki duygunuz her şeyi belirliyor.
* Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazılarınızı yazarken kendinizi ne kadar özgür hissediyorsunuz?
Her dönemde kendi inandıklarımı yazdım. Yazamayacağımı düşündüğüm zaman da ayrıldım. Bu nedenle şu anda Cumhuriyet’te böyle bir sorunum yok.
* “Neden insan kendi hayatını yazarken gerçeği yazsın ki? Çünkü zaten onu yaşamışsın. Değiştirme şansın yok. Onu değiştirebileceğin tek yer o kitap” diyorsunuz. Hayatınızın romanını yazsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Bunu şu an bilmiyorum ama sanırım yazarken anlayacağım. Bir gün fırsat olursa bunu da yapmak istiyorum. Ama benim hayatımda çok fazla değiştirmek istediğim bir şey var mı diye soruyorsan yok.
* Kadınların ruhunu yansıtan kitaplar yazıyorsunuz. Kadınların duygusal şifrelerini bu kadar iyi çözmeyi nasıl başardınız?
Aslında bu çok söylenmekle birlikte böyle düşünmüyorum. Bir yazar için önemli olan kahramanlarını iyi anlatabilmek ve tıpkı bir oyuncu gibi sizi o roldeki kişinin gerçek olduğuna ikna edebilmek.
* Gerçek hayatta kadınlarla aranız nasıl? Kadınlar ile ilgili empati gücünüz bu kadar yüksek iken evlenmeyişinizin nedeni nedir?
Kadınlarla aram genel olarak iyi. Ama kimi ilişkilerin herkeste olduğu gibi farklı süreçleri oluyor. Evlilik için empati yeterli değil bence. Çok genç yaşta evlendim ve ondan sonra yeniden denemedim.
* Şimdilerde erkekler evlenmekten köşe bucak kaçıyor. Sizce neden evlenmek istemiyorlar? Kadınlar nerede hata yapıyor?
Kadınların nerede hata yaptığını bilemiyorum belki de yapmıyorlardır ama roller değişti bence ve erkekler çok fazla şey bekleyen kadınlarla karşı karşıya kaldı. Oysa eskiden erkekler her şeyi beklerdi. Bu da yalnızca geçim derdi, iş kaygısı, başarılı olma dışında başka sorumlulukları yüklüyor. Sanıyorum bununla ilgisi var.

Gazeteler sosyal medyanın gerisinde

*Gazete tirajları git gide düşüyor. İnternet medyası yazılı basını ekarte ediyor gibi. Gazetelerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Gazeteler, sosyal medya ve televziyonların gerisinde kalıyor. Bir gece önce bütün ayrıntılarıyla izlediğiniz ve hatta hemen ardından tartışma programlarına konu olan bir haberi gazetede ertesi gün okumanın fazla bir anlamı kalmıyor. Üstelik gazeteleri internet ve televziyondan okuyabiliyor, gazetecileri, yazarları buralarda görüyorsunuz. Gazeteler özel haberciliğe yönelmediği ve fark yaratamadığı sürece bu böyle devam edecek. Bunun için de farklı insanlara, alışılmış magazin haberlerine yaslanmak yerine özel haber yapmaya yatırım gerekiyor. Bu dönemde bu mümkün mü? Bana sorma.

Park halindeki araçlara çarpıp parka uçtuManisa'nın Şehzadeler ilçesinde, direksiyon hakimiyetini kaybeden otomobil sürücüsü park halindeki iki araca çarptıktan sonra kontrolsüz şekilde yaklaşık 250 metre gittikten sonra parkın içine girdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber