Geri Dön
EgeOnları özlüyorum

Onları özlüyorum

Onları özlüyorum

"İnsanları tanımak istiyorsanız tek yapmanız gereken şey onlara bakmaktır."

Futbolda oyun alanında olan biteni yorumlayan, yazan sayı çok fazla. Oyunun içinde olanların alandan çıktıktan sonraki yaşamlarıysa pek bilinmez. Bilinir olan da yazılmaz. Bir miktar dedikodusu yapılır. Bu köşeyi oluşturmaya karar verdiğimizde Spor Müdürümüz Mehmet Demirtaş ile “Adı ne olsun?” dedik. “Hayatın İçinden” sözcükleri dökülüverdi dört dudak aralığından. Düzenli okurlar farkındadır. Açık, duru, eğlenceli bir dille yazmaya özen gösteriyorum. Yapısal olarak doğallıktan, içtenlikten, açıklıktan yanayım. Bir olguyu ya da olayı kendi doğallığı ile yazmak ya da anlatmak, onu anlaşılır, biraz da eğlenceli kılıyor. Şu vurguyu severim ve de fırsat buldukça dile getirmekten sevinç duyarım: “İyi ki futbolcu olmuşum.” Oyun alanlarının içinde özellikle rakip futbolcularla yok denecek sayıda tartıştım ya da kavga ettim. Ufak tefek sorunlarımız oldu elbette, ama hiçbiri birbirimize olan saygımızı aşındıracak düzeyde olmadı. Kimilerine inandırıcı gelmeyecek, ama yarışma sürerken söyleşi yaptıklarım bile oldu. Ne oluyor ki şunun şurasında? Yenecek ya da yenileceksiniz. Nihayetinde dünyanın sonu değil. Bu bağlamda temel anlayış, iki kavramı da sindirebilme, anlayabilme yetisidir.

***

Şimdi hadi gelin sizlere içinde olmaktan kendimizi ayrıcalıklı saydığımız futbol dünyasından gülümseten, düşündüren, yaşanmış bir öykü... Dört takım dönüşümlü cumartesi-pazar maçların oynandığı zamanlardı. İzmirspor’dayım. Antrenörümüz Sait Altınordu. Bu muhteşem, sıra dışı insanı tanımak, onun futbolcusu olmak çok özel bir ayrıcalık. Bir keresinde maça, Ankara’ya gidiyoruz Basmane Garı’ndan kalkan moto trenle. Altay’la birbirimize eşlik ediyoruz. Gideceğiz, dönüşümlü oynayacağız. Şimdi bırakalım maçları bir yana. Salt moto trenle gidiş-dönüşün hikâyesi yazılır küçük bir kitapçık olarak. Belleğimi zorluyorum. 60’lı yıllarda kimler vardı o trende ve de Ankara’nın 19 Mayıs Stadı’nda? Maçların bitiminden sonra pazartesi günleri İzmir’e dönüş yapılırdı. O nedenle pazar akşamları, başlı başına yaşanan ilginç hikâyelerdi. Kimler o pazar akşamının Ankara gecesine damgasını vururdu?

***

Anımsadığım olgu, Altay 2 maçını da kazanmıştı. İzmirspor da tek maç kazanmakla yetinmişti. Pazar günü dönüşümlü oynadığımız maçları bitirdik. Otellerimize döndük. Yöneticilerimiz, teknik adamlar, takımlardaki ünlü eski futbolcular, kaptanlar aralarında sözleşmiş, Ankara lunaparkta ünlü bir gazinoya gidecekler. Zamanın unutulmaz sahne kadını Gönül Yazar, gidecekleri yerde sahne alıyor. Biz tıfıllar da boş durmuyoruz elbette. Buluştuk, gittik kendimize göre bir eğlence yerine. Gece ilerleyip biraz da çakırkeyif olunca yüreklendik. “Hadi gidelim yöneticilerimiz, futbolcu abilerimiz ne yapıyorlar görelim” dedik. Çok düşündüm uzun zaman. İyi mi kötü mü etmiştik gitmekle? Gazinonun önüne geldiğimizde ortalık savaş alanı gibiydi. Ne olduysa birbirlerine laf atmalar başlamış, kavga patlamış. Ankaralı taraftarlar, İzmirliler... Kimler vardı orada? Kaptanımız Seyfi Talay, Beşiktaş, Altay ile Milli Takım’ın unutulmaz kalecisi Varol Ürkmez, onlar kadar ünlü Doğan Akı, Gürcan Berk, Bayram Dinsel ve sevgili, her anımsadığımda çok özlediğim Sait Altınordu... Ve üzücü olan antrenörümüzün yüzü kanlar içerisinde. Hemen bir araba ve hastane. Sait Hocam’ı içeri aldık. Hocanın karşısında gülümseyen, sevimli bir hemşire. Ve Sait Hocam sesleniyor ona yüksek volümde, “Ben Sait Altınordu. Pansuman istemez...”

***

Ertesi sabah Ankara Garı’nda başı sarılı bir adam, Doğan Abi’yi (Akı) soruyor ya da arıyor. Sorduk nedendir diye. Yanıtladı, “Dün gece kulağımı ısırdı. Kulağımı arıyorum” diye iyi mi?

***

Eğilmeden, bükülmeden, dik durmaya özen gösterdiğimiz bu güzel futbol âleminde yitirdiklerimiz, edindiklerimiz değerlidir. Sait Altınordu gibi bir fenomenin futbolcusu olmak bir ayrıcalıktı. Profesyonel futbol yaşamımda ilk antrenörümdü, o muhteşem insan. Bir keresinde idman öncesi baş başa söyleşiyoruz. Sordu ne kadar aldığımı. Yeni kontrat yapmıştım. İlk profesyonelliğimdi. Yanıtladım, “10 bin hocam. Yarısı peşin, yarısı taksit.” “İyi para” dedi. “Biz cebimizden oynadık!” Gerçekten öyleydi. Onları çok özlüyorum. İnanılmazdılar. Çok özeldiler. 

Esen kalın iyi pazarlar.

Onları özlüyorum

Tuncay Becedek

1961 yılında Portekiz’de düzenlenen Dünya Genç Milli Takımlar Şampiyonası’nda takım kaptanımdı Tuncay Becedek. İstanbulspor-Karagümrük-Fenerbahçe’den sonra 1964 yılında İzmirspor’da buluştuk. Bu kez ben onun takım kaptanıydım. Aynı yılın bitiminde Fenerbahçe’ye transfer olmamda benim için unutulmaz katkıları oldu. Geçtiğimiz Cuma, İzmirspor’da birlikte oynadığımız Erkan Tuncer, Edremit’ten aradı. “Bülent, Toni’yi kaybettik” dedi. Bu isim takısı çok yakışırdı ona. Güzel adamdı. Her ölüm erkendir denir, doğrudur. Tuncay’la özellikle son 10 yılda düzenli konuşur, söyleşirdik. Yaşlandıkça yakınlaştık. Birbirimizi daha özler olduk. Tam 60 yıl... Çok uzun gibi geliyor. Oysa ne kısaymış! Birer birer giderek eksilen kuşağın çocuklarıyız. Özel bir futbolcu, özel bir insandı Toni. Ne zaman buluşuruz bilemem. Onu çok özleyeceğiz. Işıklar içinde uyusun sevgili dostum.

Onları özlüyorum

Altın Sözler

Acı, akıllı kişilerin öğretmenidir.

                                      Byron

Felaket, kabarık dost sayısını sıfıra indirir.

                          Shakespeare

Ne kadar derine düşersen o kadar az acı duyarsın.

                          Stanislaw Lec

Mutluluğa erişince her şeyini kullanma.

                                    Moliere

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler