Geri Dön

Roman gibi biraz…

Roman gibi biraz…

Eski dostum, sevgili arkadaşım Erkan Tuncer, armağanlara boğarak duygularımı köpüklendiriyor son günlerde. Teknoloji muhteşem bir şey. Bende olmayan siyah-beyaz fotoğrafları WhatsApp ile gönderiyor güzel arkadaşım. İlki, Alsancak Stadı’nda siyah-beyaz bir fotoğraf. 1964-65 yılı, İzmirspor kadrosu. Renkler lacivert-beyaz, fotoğraf siyah-beyaz. Takımdaki dördüncü yılımdı. Büyük kaptanımız Seyfi Talay vahim bir aymazlık sonucu Göztepe’ye gitmişti. Yönetim Kurulu kararıyla beni takım kaptanı yaptılar. Karar yanlıştı. İtiraz etmeli, kabul etmemeliydim. Doğan (Akı) Abi’nin olduğu yerde kaptanlığı kabul etmek doğru bir davranış değildi. Doğan abi, tüm takımın en deneyimlisi, en donanımlı ünlüsüydü. Kariyerinde Altay, Beşiktaş, A-B Milli takımları vardı. Seçim ruhumu okşamıştı. Ama doğru yorumlamamıştım. Yıllar sonra bir gün Alsancak Kulüp Ali’de karşılaştık Doğan Abim ile… Özür diledim, kucaklaştık. “Boşver, kafana takma. Sen o kaptanlığı hak etmiştin. Ben de çok sevinmiştim” dedi. İnsanlar durup dururken kendiliğinden büyümüyor. Onlar sevgiyi, güzelliği bireysel tutkularıyla büyüterek, geliştirerek, çevrelerine armağan ediyorlar.

Peki, fotoğraftakiler kimler? Önce ayaktakiler, soldan sağa; Bülent Buda 3 numara. Semih Tüzün 5 numara, Remzi 11 numara ve sırasıyla Tuncay Becedek, Sezen Kadıoğlu, Erkan Tuncer ve Doğan Akı. Oturanlar soldan sağa; Kaleci Faruk, Ergün Acuner, Cenap Öztezel ve 6 numara Solhaf İrfan. 11 tane fişek gibi genç adam. Alsancak Stadı’nın zımparayı andıran toprak zemininde yıllarca 3 otuz paraya yarıştılar. Şimdilerde eksildik. Canımız yanıyor. Anılarla dik durmaya çabalıyoruz.

***

İkinci siyah beyaz fotoğraf. Peki orada kimler var? Erkan Tuncer, sol başta. Beyazlı, ayakta duran. Yanında Turgay Meto ve onun yanındaki sevgili malzemecimiz, abimiz, neşe kaynağımız Şaptin Karafatma. Onun yanındaki de sırasıyla Semih Tüzün, Tanzer Sencer, Özgür, Remzi ve Ticaret Lisesi’nde veliliğimi üstlenen, yanlışlarımı örtmek için sürekli çaba harcayan ve İzmirspor’da profesyonel şubeden sorumlu ünlü Ali Barçın Abimiz. Babamız, her şeyimiz. Büyük, güzel, iyi insan. Onu özleyerek yaşlandım. Ne güzel insandı o. Ali Abi’nin yanında Doğan Abi ve Ergün.  Onun yanında Bülent ve genç yaşta yitirdiğimiz takımın neşesi, çok şeyi Zeki Şensan. Arkasında da Tuncay Becedek. Oturanlar soldan sağa; İrfan, Mehme Ulusoy, Cenap Öztezel, Sezen Kadıoğlu, Faruk.

***

Erkan, hazine değerinde fotoğraflar gönderdi. Yazıya yeteneği olan, roman çıkarır o muhteşem görüntülerden. Herkesin bir hikayesi vardır yaşamında. Güldüren, hüzünlendiren, düşündüren, göz pınarlarında iki adet göz yaşı biriktiren. İkinci fotoğrafın öznesi ilginç bir hikayesi olan sevgili abimiz, malzemecimiz Şaptin Karafatma’dır! Önce bu soyadı takısı nereden gelmektedir. Karafatma neresidir? O yıllarda İzmirspor tesisleri olan Talebe Çayırı’nın yükseklerinde bize büyük gelen küçük bir tepe. O küçük tepeden günümüzdeki Yeşilyurt çıktı ortaya.

‘Birgün Şaptin Abi’ye milli piyangodan iyice yüklü bir ikramiye çıkar. Parayı alan Şaptin Abi. Bir eşek satın alır. İki yanına iki küfe donatır. Ve küfeleri yiyecek, içecek (Şarap) ile doldurur. Atlar eşeğine Karafatma’ya çıkar. Küfeler boşaldıkça iner, doldurur ve nihayetinde de kaçınılmaz olarak paraları tüketir. Gelir Üçyol’daki mekanına yeniden garibanlık yılları başlar. Karafatma takısı da o günlerden gelir. Elbette bu hikâyeyi onun ağzından dinlemek ayrı bir keyifti. Ama ne yazık ki öyle bir şansımız yok artık. İlk eksilenlerimizin bir tanesi de Şaptin Abi’ydi…

Roman gibi biraz…

Bizimkisi bir aşk hikayesi
Siyah-beyaz film gibi biraz
Gözyaşı, umut ve ihtiras
Bizimkisi alev gibi biraz
Alev gibi
Bizimkisi bir aşk hikayesi
Siyah beyaz film gibi biraz
Ateşle, su dikenle gül gibi
Bizimkisi roman gibi biraz
Roman gibi.

Bir Britanya fıkrası

Bir İngiliz, bir İrlandalı, bir İskoç ve bir Galli, bir piskoposla konuşuyorlardı. Piskopos, çok para kazansaydınız ne yapardınız? diye sordu. Galli, “Yeni bir rugby stadyumu yaptırırdım. Çünkü rugby tanrısal bir spordur” dedi. İskoç, “Boşuna para harcamak günah olduğu için saklardım” dedi. İngiliz ise “Özel işlerimi başkalarıyla tartışmam” yanıtı verdi. Piskopos, İrlandalı’ya döndü. İrlandalı hiç duraksamadan, “Doğru kiliseye giderdim. Mihrabın önünde dururdum. Tüm parayı göğe fırlatırdım. Tanrı istediğini alırdı, yere düşen de bana kalırdı” dedi.

Altın Sözler

Öğrenmenin en iyi tarafı, öğrendiklerinizi sizden kimsenin geri alamamasıdır. (King Blues)
Üşüdüysen söyle sevgilim. Seni bir kat daha seveyim. (Cemal Süreya)
Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş. Ama sen gitme. Ben cahil kalayım. (Nazım Hikmet)
Ülkenin üstüne çöken bunca karanlıkta hala insan ışıltıları görüyorsanız, bilin ki onlar yurtseverler kuşağındandırlar. (Aykut Göker)

Roman gibi biraz…

Gerçekleşmeyecek bir düş mü?

Gerçekten iyi İngilizce konuşmayı öğrenmek gerçekleşmeyecek bir düş değildir. Birçok kişi bunu başarmıştır. Arjantinli futbol yıldızı Osvaldo Ardiles, bunun yapanlardan biridir. 1977’de İngiltere’ye gelmiş ve Tottenham Hotspui’un en başarılı futbol mevsimlerinden birkaçını oynamıştır. İngilizcesi top sürmesi kadar kusursuzdu. Lolita’nın ünlü yazarı Rus (asıllı) Vladimir Nabokov kitaplarını İngilizce yazmıştır. Hiç kimse onun ana dilinin Shakespeare’in dili olmadığından kuşkulanamaz. Joseph Conrad Polonyalı’ydı. Ve 21 yaşına kadar İngiliz topraklarına ayak basmadı. Gerçekte hiçbir toprakta uzun süre kalmadı. Çünkü denizciydi. Ama sonradan Konrat, İngiliz edebiyatının en büyük romancılarından biri oldu. Ama sizin bir romancı, denizci, ya da futbolcu olmanız gerekmez. İngilizce konuşmayı hatta iyi konuşmayı herkes öğrenebilir.

İstanbul'da korkutan kaza! İçi yolcu dolu otobüs otomobil ile çarpıştıİstanbul Ataşehir'de otomobil ile Özel Halk Otobüsü çarpıştı. Refüjdeki reklam panosuna çarpıp, duran otobüsteki yolculardan biri yaralandı.
26 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni26 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber