14.03.2026 - 07:01 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - İnsan vücudunda bulunan mikroorganizmaların çoğu sindirim sisteminde yaşamlarını sürdürmektedir. Tıpta mikrobiyota adı verilen bu mikroorganizmaların insan sağlığı ve pek çok hastalıkla ilişkili olduğu bilinmektedir. Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Yüceyar, çocukluk çağından itibaren yaşamın her döneminde mikrobiyotanın değerlendirilmesinin önemli olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Hakan Yüceyar, “Obezite, karaciğer yağlanması, şeker hastalığı, mide ve bağırsak kanserleri, kolon polipleri, depresyon, dikkat eksikliği ve Alzheimer gibi hastalıkların ortaya çıkmasında bağırsak bakterilerinin önemli rol oynadığı, her geçen gün yapılan bilimsel çalışmalarla daha güçlü biçimde ortaya konmaktadır” dedi.
Bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca mikroorganizma, insan sağlığı açısından tahmin edilenden çok daha büyük bir rol üstlenmektedir. Sindirim sisteminin yaklaşık yüzde 70’ini kalın bağırsakta, yüzde 30’unu ise ince bağırsakta barındıran mikrobiyota; obeziteden diyabete, depresyondan Alzheimer’a kadar pek çok hastalıkla ilişkilendiriliyor. Son yıllarda bilimsel çalışmalarla önemi giderek daha net ortaya konan mikrobiyota analizi, kişiye özel beslenme düzenlemeleri ve probiyotik desteklerle sağlığın korunmasında yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Özellikle çocukluk çağından itibaren bağırsak florasının değerlendirilmesinin, birçok hastalığın önlenmesinde kritik rol oynayabileceğine dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yüceyar, konuya ilişkin bilgilerini paylaştı.
Beslenme alışkanlıkları etkiler
Bağırsaklardaki mikroorganizmaların insan sağlığı ve pek çok hastalıkla ilişkili olduğunun yapılan araştırmalarla her geçen gün daha net ortaya konulduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Yüceyar, “SİBO tetkiki (ince bağırsaklarda aşırı bakteri çoğalması), ince bağırsakların bakteri yoğunluğunu değerlendiren ve sınırlı yararları olan bir incelemedir” dedi. Kişilerin beslenme alışkanlıklarına, yaşadıkları coğrafi bölgeye, kullandıkları antibiyotiklere ve benzeri pek çok faktöre bağlı olarak gaitadaki mikrobiyotanın, yaşamın farklı dönemlerinde değişiklikler gösterebildiğini kaydeden Prof. Dr. Hakan Yüceyar, “Bu mikroorganizmaların lifli gıdaları parçalaması sonucunda ortaya çıkan ve kısa zincirli yağ asitleri olarak bilinen metabolitlerin, bağırsakları döşeyen hücreler üzerinde çok önemli etkiler gösterdiği pek çok çalışma ile görülmüştür. Bu etkiler arasında bağırsak epitel bütünlüğünün korunması, bariyer fonksiyonunun sürdürülmesi, bağırsak epitelinin hemen altındaki bağışıklık sisteminin olumlu yönde etkilenmesi ve bağırsak geçirgenliğinin artmasının engellenmesi yer almaktadır. Böylece vücuda girmesi istenmeyen antijenlerin geçişi önlenmekte ve birçok hastalığın gelişimine karşı koruyucu bir etki sağlanmaktadır” ifadelerini kullandı.
Hastalıklarda rol oynuyor
Obezite, karaciğer yağlanması, şeker hastalığı, mide ve bağırsak kanserleri, kolon polipleri, depresyon, dikkat eksikliği ve Alzheimer gibi hastalıkların ortaya çıkmasında bağırsak bakterilerinin önemli rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Hakan Yüceyar, “Kısaca açıklamaya çalıştığımız bakteri-hastalık etkileşimi, sağlığın korunması ve pek çok hastalığın önlenmesi sürecinde mikrobiyotanın değerlendirilmesinin önemini göstermektedir. Buna göre diyetin düzenlenmesi ve gerektiğinde yararlı canlı bakteriler içeren probiyotiklerin kullanılması gündeme gelmektedir. Çocukluk çağından itibaren yaşamın her döneminde mikrobiyotanın değerlendirilmesi bu nedenle son derece önem kazanmıştır” sözlerini kaydetti.